İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı. Ortaya çıkan tabloyu görmezden gelmek mümkün değil. Ancak bugün üzerinde durulması gereken asıl soru şudur: Bu ayrışma kime yaradı?
Açık konuşmak gerekirse, bu bölünmenin ne CHP tabanına ne de demokrasi mücadelesi veren milyonlara bir fayda sağladığını söylemek kolay değildir. Bu tablonun, muhalefetin dağınıklığından yararlanmak isteyenlere alan açtığı açık.
Ne yazık ki bugün geriye dönüp baktığımızda, siyasi ayrışmanın ötesine geçen kırıcı bir dilin hâkim olduğunu görüyoruz. Oysa siyasetin doğasında farklı görüşler ve farklı kadrolar her zaman olmuştur. Parti içi demokrasi yalnızca iktidarın varlığını değil, muhalefetin de varlığını gerekli kılar. Demokratik mücadeleler bazen kaybetmeyi, bazen yeniden başlamayı gerektirir. Ancak bütün bunlar aynı çatı altında kalınarak da yapılabilir.
Bugün yaşanan ayrışmada herkesin kendince gerekçeleri olabilir. Kimileri yaşanan süreçleri eleştirir kimileri alınan kararları savunur. Ancak karşılıklı suçlamalar ne geçmişi değiştirmekte ne de geleceği inşa etmektedir. Tam tersine, ortak enerjiyi tüketmekte ve toplumsal umudu zayıflatmaktadır.
Daha da üzücü olanı ise bir dönem aynı hedefler için mücadele eden insanların birbirlerine karşı kullanılan ağır ifadeleri normalleştirmesi. Bu, yalnızca siyasal kültürümüze zarar vermektedir. Aynı geçmişi paylaşan insanlar adeta birbirlerine yabancılaştı.
Sonuçta kazanan kim oldu? Muhalefet mi, demokrasi mücadelesi mi, geniş toplum kesimleri mi? Bu soruların yanıtını herkes kendi vicdanında verecektir. Ancak görünen odur ki ayrışmalar, kırgınlıklar ve karşılıklı öfke hiç kimseye beklenen faydayı sağlamamıştır.
Bundan sonra yapılması gereken, ayrılıkları derinleştirecek yeni tartışmalar üretmek değil; yeniden nasıl yan yana gelebileceğimizi konuşmaktır. Elbette bu dönüş geçmişteki hataları görmezden gelerek olmaz. Tam tersine, yaşananlardan ders çıkararak, eski hastalıkları geride bırakarak ve daha demokratik bir siyasal kültür oluşturarak mümkün olabilir. Aynı köklerden beslenen insanların yeniden omuz omuza durabilmesinin yolları aranmalıdır.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokrasi, hukuk ve sosyal adalet mücadelesini büyütebilmenin yolu da buradan geçmektedir.
DR. HÜSEYİN ÖZKAHRAMAN