İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak. Her gidişten sonra Murathan Mungan’ın, “aslında kalandır terk eden/ giden de bu yüzden gitmiştir zaten” dizelerini mırıldandım. Tugay’ın, “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesizidir” sözünü kendi edebine uygun olarak bozup AKP’ye yakıştırması da ondandır.
Sözün kaynağını elbette biliyor. Ama büyük olasılıkla kendi ruh halindeki kimsesizliği anlatmak için kullandı bu sözü. Terk edilmişti; hem de İzmir halkı tarafından. Neden? Çünkü başarısız! İktidarın reklam filminde kullandığı “çöp dağları” varsa Tugay’ın başarısızlığıdır.
İktidarın, onu alıp çöp dağlarının sorumluluğunu muhalefete bırakması, yıllardır yaptığı algı yönetiminin kötü bir örneğidir. Ama vatandaşın bu algılara karnı tok; hepimiz biliyoruz ki o gizlendikleri çöp dağlarının ardında “fon vurgunu” var.
PAYIMIZA DÜŞENİ ALMAK İÇİN
Sorumluluğun tümünü Tugay’a ve onu bağrına basan iktidar partisine yıkmak; bu olayda payımıza düşeni almamak anlamına gelir ki bu onlarca yıldır yürütülen demokrasi mücadelesine haksızlık olur.
Elbette “Tugay’ı niye aday yaptılar?” sorusunu soralım. Çoğunluğun tercihine bakılmaksızın kişisel tercihlerde bulunulması, üyelerle önseçim yapılmaması, bu sorunun ana kaynaklarından biridir. Ama bilinmeli ki önseçim, aralarındaki diyalektik ilişki nedeniyle ancak “geri çağırma hakkı”yla anlam bulur.
Seçmek, demokratik bir haktır ama başarısızlığı kamuoyu tarafından tescillenen seçilmişleri geri çağırmak da en az o kadar demokratik bir haktır. İşte bu nedenle hem üyelerin katılımıyla önseçimi hem de önseçimin tamamlayıcısı konumundaki “geri çağırma” hakkını savunuyoruz.
Demokrasinin evrensel ilkelerini savunmak, herkesten çok siyasi partilere düşer. Ancak Türkiye’deki siyasi partilerin yönetimlerinin, iktidar alanlarını koruma amacıyla demokrasiyi yozlaştırdıklarını görüyoruz. Sandık da demokrasinin bir parçasıdır ama demokrasi, gündelik yaşama ilişkin karar alma süreçlerimizin vazgeçilmez bir parçasıdır. Evden başlayarak, sokakta, okulda, işyerinde, dernekte, sendikada ve üyesi bulunduğumuz siyasi partide, her düzeyde demokrasiyi içselleştirmek ve işletmek, geleceğin Türkiye’sinin vazgeçilmez önkoşuludur.
Hiyerarşik ve bürokratik örgütlenme modelini seçen iktidarı ve ona iliştirilmiş partileri bir yana bırakalım; sol ve sosyal demokrat partilerin, kurmayı vaat ettikleri düzenin ilkelerini kendi partilerinde uygulamaları gerektiği açıktır. Tıpkı YENİ Parti’nin yapmak istediği gibi… Genel başkan Özgür Özel’in canhıraş mücadelesiyle örgütlenmesini mahalleden başlatan, mahalle meclislerini temel siyaset alanı olarak gören YENİ Parti’nin de uygulamada zorluklar yaşadığını görüyoruz.
KURTULUŞ DÜŞÜ
Geçen hafta, çok yerinde bir kararla bütün üyelerin oy kullandığı ilçe seçimleri yapıldı ve “delege ağalığı” tarihe karıştı. İlçe başkanlıklarının bir kısmını, genel başkan Özgür Özel’in 4 Ağustos’ta kamuoyuyla paylaştığı yaklaşımdan cesaret alan adaylar kazandı.
İlçe yönetimleri listesini yapmak, kazanan başkanları bırakıldı. Niyet güzel ama siyaset, kural gerektirir. Bazen kentte siyaset yapan aktörlerin müdahalesi; çoğu zaman da ilçe başkanının, almış olduğu oya dayanarak, kendisine rakip olarak çıkan adayı muhatap kabul etmemesi, hesap edilmemiş sorunlara yol açabilirdi; açtı da.
Hâlbuki YENİ Parti, toplumun siyasete olan yabancılaşmasını kırmak; herkesi kucaklayan bir siyaset yapmak üzere yola çıkmıştı. Yabancılaşma engelini aşmanın ve herkesin siyasal mücadelenin ucundan tutmasını sağlamanın yolu, nesnel olmaktan; nesnel olmanın yolu da demokratik kuralları benimsemekten geçer.
Demokratik kuralların en önemlisi, “nispi temsil sistemi”dir. Bu kural, dışlanmanın önüne geçer.
Önümüzde il başkanlığı seçimleri var. O seçimleri, yalnızca il başkan adaylarının yarışı olmaktan çıkarmak gerekir. Başkanlar, üyelerin önüne yönetim listesini yaparak çıkmalı; üye, başkan adayıyla birlikte yönetimi de oylamalı ve taraflar, gücü oranında yönetime yansımalıdır.
Peki ya seçtiğimiz başkan başarısız olursa… O zaman da geri çağırma hakkımız olmalıdır. Yeni siyaset tarzının ilk koşulu bunlardır.
Ne demiş Nâzım, anımsayalım:
“Yaşım altmış
on dokuzumdan beri bir düş görürüm
yağmur çamur yaz kış
uykuda uyanık
takılmış düşümün peşine yürürüm.”
“Memleketimin ulu kurtuluş düşünü gerçekleştirmek” için yeni bir siyaset tarzının bugünkü temsilcisi Özgür Özel’dir. Başarı, nispi temsil sistemi ve geri çağırma hakkının olduğu, siyaseti mahalle meclisleri aracılığıyla yapan dinamik örgütlerin varlığında yaşam bulacaktır. Bilelim ve kulağımıza küpe edelim.
YÜKSEL IŞIK
YAZAR