Bölünmüş Zihnin Tahribatı - Ahmet YAVUZ
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Bölünmüş Zihnin Tahribatı - Ahmet YAVUZ

26.04.2021 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

İnsan zihni düşünce üreten ve dışarıya davranış olarak yansıtan bir yapıdır. Her zihin belirli bir yol haritasına sahiptir. Bilgiyi kendince işler. Buna disiplin demek de mümkündür.

Disiplin sadece askerler için olmasa da bir asker için olmazsa olmazdır. Bir bilim insanının disiplininden farklı olarak askerin disiplini mutlak itaati zorunlu kılar. Çünkü askerlikte verilen bazı emirlerin ucunda ölüm vardır. Eğer asker o disiplini edinememişse vazifesini bir kenara bırakabilir ve farklı nedenlerle verilen emrin dışına çıkabilir.

ASKERİ ETİK NE DİYOR

Birçok ordunun askeri etiğini derinlikli olarak inceleyen Huntingtona göre: Askerlik mesleği devlete hizmet için vardır. Mümkün olan en iyi hizmetin sunulabilmesi için, askerlik mesleğinin ve bu mesleğin yönettiği gücün, devlet politikasının verimli bir aracı haline dönüştürülmesi gerekir. Siyasi irade yukarıdan geldiği için mesleğin bir itaat hiyerarşisi şeklinde örgütlenmesi gerekir.

Mesleğin işlevini yerine getirebilmesi için ise bu hiyerarşideki her bir kademenin, kendisinden alt kademelerin kesin ve sadık itaatini görmesi gerekir. Bu nedenle sadakat ve itaat askerlikteki en güçlü faziletlerdir (erdemler).”(1)

Yazar, aynı yerde Denizlere hâkim olan dünyaya egemen olur” tezinin sahibi ünlü Amiral Mahandan, “İtaat kuralı, askerlik için diğer tüm kuralların bağlı olduğu bir fazilettir...” ifadesini alıntılamış, sonra şöyle devam etmiştir:
Bir asker yetkili üstünden yasal emir aldığında, tartışmaz, tereddüt etmez, kendi görüşlerini öne sürmez, hemen itaat gösterir. Asker hakkında, uyguladığı politikalar üzerinden değil, uygulama sürecindeki çabukluğu ve verimliliği üzerinden yargıya varılır. Askerlerin hedefi, bu itaat aracını mükemmelleştirmektir, bu aracın hangi amaçlarla kullanıldığı ise sorumluluğunu aşar. (...) Bir subay kadrosu, sadece askerlik idealine itaatkâr olduğu ölçüde profesyoneldir. Diğer bağlılıkları fani ve bölücüdür. (...) Silahlı kuvvetler içinde değişmez ve birleştirici olan tek şey mesleki yetkinlik idealidir: bireyin iyi askerlik idealine sadakati, birliğin en iyi alayın ruh ve geleneklerine sadakati. En etkili askeri kuvvet ve subaylar, siyasi ve ideolojik hedeflerden ziyade bu ideallerle motive olanlardır. Silahlı kuvvetlerin devletin sadık hizmetkârı olması ve sivil denetimin teminat altına alınması, ancak askerlerin bu ideallere bağlılıklarıyla mümkündür.”

Bu bakış açısı, yazarın kişiliğinden bağımsız olarak çok değerlidir, olması gerekendir. Sahiplenilmesi gereken ilkelerdir.

ATATÜRKTEN SÜZÜLENLER

Benzer bakış açısına sahip olduğunu, Zabit ve Kumandan ile Hasbihal” isimli kitabından bildiğimiz Atatürk, Ocak 1921de Sovyet temsilcisi olarak Ankarada bulunan Upmal’ın partili subay” öneri ve yaklaşımına karşı çıkarak göstermiştir. Şu ifadesi çok açıktır:
Ben kendim uzun süre orduda politikayla uğraştım ve kişisel tecrübemden bunun ne kadar zararlı olabileceğini biliyorum ve bu yüzden ordunun tamamen politikanın dışında olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer ordunun politikayla uğraşmasına izin verilirse bu, birçok parti gruplarının rahatça kurulmasına yol açar. Bir gün bir kumandan karşıt partiden olan birine emir verdiği zaman, diyebilir ki Bu emrin yerine getirilmesi benim fikirlerim karşısında ve bu yüzden itaat etmek zorunda değilim. Bu, ordunun savaşma kabiliyetini hızla azaltır ve hatta tamamen parçalanmasına bile yol açabilir.”(2)

Bu tavrını Milli Mücadele içinde ortaya koymuş, Cumhuriyet ile birlikte 1924te Genelkurmay Başkanı’nı kabine üyeliğinin dışına çıkarmış ve 1926da siyasetle meşgul olan general ve subayların ordu dışına çıkmalarını sağlamıştır.

CUMHURİYETİN NİTELİKLERİNE SADAKAT ESASTIR

Anayasaya göre Cumhuriyetin nitelikleri açıktır: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

Askerin sadakati tartışılmaz bir biçimde anayasal ve yasal sınırlar içinde ülkenin rejimine ve ordusunun etik değerlerinedir; itaati ise siyasi iktidarın bu çerçevedeki direktiflerinden kaynaklı emirlere ve amirlerinedir. Bu, tartışılmaz ilkedir.

Oysa bölünmüş bir zihin sahibi, aldığı görev karşısında ikircikli bir tutum takınabilir. Bu ikircikli tutumun kaynağında kendi öznel değerlerine sadakat yatar.

Askerin sadakati anayasal düzene ve kendi ordusunun etiğine, itaati komutanınadır. Komutanı dışında bir merkezden emir alan asker, asker değildir.

KENDİ ÖZNEL DEĞERLERİNİ ÖNE ALMAK

Bu türden değerler neler olabilir?  İlgilinin siyasi görüşü etken olabilir. İktidara karşıt bir partiye duyduğu bağlılık aldığı emri uygulaması konusunda tereddütler yaşamasına yol açabilir. Hatta itaatsizliği tercih edebilir. Bu tutumun Balkan Harbinin kaybında önemli rol oynadığını ileri sürmek yanlış olmaz. Ya da asker kendisinde darbe yapma hakkını bulabilir. Maalesef 27 Mayıs, bu kötü geleneğin başlangıç halkası olmuş getirdiği iyi şeylere rağmen darbe virüsünü TSKye sokmuştur.

12 Eylül öncesinde ordu içinde siyasi bölünmeler yaşanmıştır. Bunlardan birçok ders edinildi. Pahalı bir öğrenme yoluydu. Bunlar, bizim kuşağımızın yaşanmışlıklarından süzülen deneyimlerdir. Tekrar yaşanmaması için hatırlanmalıdır.

İlgilinin inançları etken olabilir. Kişi, aidiyet duyduğu tarikat ve cemaatin hatta etnik kökeniyle ilgili lider gördüğünden aldığı emirle meşru otoritenin verdiği yasal emir arasında zihinsel bölünmüşlük yaşayabilir.

Bu durumun örnekleri çok görülmüştür. 28 Şubat döneminde de yaşanmıştır. Belirli çevreler bu konuda hep askerin kimi yanlış tutumuna vurgu yaparak yetinse de o dönemde ordu içinde açık itaatsizliklere tanık olunmuştur. Bunlardan birisini Vesayet Savaşları” kitabımda yazmıştım.(3) Bu durumun en çarpıcı ve hafızalarda tazeliğini koruyan örneğini ise 15 Temmuzda yaşadık. Dinci bir yapı darbeye kalkıştı. Geniş bir karşı koymayla başarılı olamadılar. O geniş cephede, TSK etiğine sıkı sıkıya bağlı subaylar da önemli bir rol oynadılar. Ancak çabuk unutuldu.

AMİRALLER BİLDİRİSİNDE DİKKATTEN KAÇIRILAN İFADELER

Tarihe Amiraller Bildirisi” olarak geçen ve Montrö ve sarıklı amiral ekseninde duyulan kaygıyı dillendiren açıklama, saygın bulunup dikkate alınmak yerine istismar vasıtasına dönüştürüldü. Yetinilmedi ve yargı konusu yapıldı. Hemen organize ve abartılı tepki vermek yerine yazılanları dikkatle okumuş olsalardı, amirallerin yer yer iktidar merkezli bir bakışla paralel tavır sergiledikleri anlaşılmış olacaktı.

Şu ifadeyi birlikte okuyalım: TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda, çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders, TSKnin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.”

Devamını büyük harflerle yazdım. Çünkü iyi ve doğru anlaşılması gerekiyor: BU GEREKÇELERLE, TSK VE DENİZ KUVVETLERİMİZİ BU DEĞERLERİN DIŞINA ÇIKMIŞ, ATATÜRK’ÜN ÇİZDİĞİ ÇAĞDAŞ ROTADAN UZAKLAŞMIŞ GÖSTERME ÇABALARINI KINIYOR VE TÜM VARLIĞIMIZLA KARŞI ÇIKIYORUZ.”

Demişler ki sarıklı amiral” olayını önemsiyoruz ama abartmıyoruz. Zira anılan görüntüye bakarak “çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarına” karşı bir duruş sergilemişler. Sonra da aksi takdirde” ifadesiyle olası tehlikeye dikkat çekmişler. Belki tam dememişler ama yeni 15 Temmuzlar yaşanmasın” demek istemişler. Bunu da Sami Selçukun, Cumhuriyetteki yazısında (19 Nisan 2021) belirttiği gibi mertçe” kaleme almışlar.

Sadece bu ifade bile Mavi Vatan” yolcularının iktidarın mevcut deniz politikasına (değişiklikler yaşansa da) destek vermelerini yeterince açıklamaktadır. Olası tehlikeye dikkat çekmek de her vatandaşın anayasal hakkıdır.

Bildiride ayrıca anayasanın değiştirilemez maddelerine yapılan vurgu da darbe karşıtlığının ve demokrasiden yana tavır koymanın başka bir ifadesidir.

ABD VE FRANSA ÖRNEKLERİ

ABDde bırakalım emekliyi Trump’ın kaybettiği seçim sonrası taraftarlarını sokağa dökme ve darbe arayışına girdiği günlerde Genelkurmay Başkanı Mark Milley, 13 Kasım 2020de, anayasaya bağlılık yemini” ettiklerini vurgulayarak bildiri yayımlamıştır. Daha önce aynı genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları anayasal çerçevede ırkçı söylem karşıtlıklarını kamuoyuyla paylaşmışlardı.

Üç gün önce (Cumhuriyet, 24 Nisan 2021) bir grup emekli general/amiral ve subay/astsubay Fransanın geleceğine ilişkin kaygılarını açık bir mektupla CB Macrona ilettiler.

Bu iki olay ilgili devlet kademelerinde hiçbir şekilde darbe vb.” olarak nitelenmemiş ve asla nitelenmeyecektir.

Zira ülkenin bekasına ilişkin duyulan endişelerin ülkeyi yönetenlere açıkça ifade edilmesi vatanseverliktir. Bizde ise hemen hainlikle eşdeğer ve darbecilikle özdeş kılınmaktadır. Kabul edilebilir değildir.

SONUÇ

Asker demek çelik disipliniyle yasal emirlere koşulsuz itaat eden demektir. Eğer onun zihni o veya bu şekilde bölünürse ortaya büyük bir kargaşa çıkar. Meşru vazifenin başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmaz olur. Zira verilecek emrin ucunda “ölüm olgusu” vardır. Komutan gerektiğinde canını veren ve ölmeyi emredendir. Asker görevini yapmak için ayakta kalmalıdır. Ama gerektiğinde ölümü göze almak hatta ölmek durumundadır.

Burada bir acımasızlığı çağrıştırmak ve ölüme övgüler düzmek gibi niyetim yok ancak atalarımız eğer ölmeseydi üzerinde yaşadığımız topraklarda bir vatanımız olmazdı.

Tam 106 yıl önce 25 Nisan öğleye doğru 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Conkbayırı Tepe zirvesine yaklaşmış düşmanı geri atmak için şu emri vermişti: Size ben taarruz etmeyi emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.”

Eğer 57. Alay’ın kahraman askerleri ölümleri pahasına gereken itaati göstermemiş olsalardı, Çanakkaleye çıkan düşman o gün Boğaz’ın batı yakasına ulaşabilirdi. İstanbul da erkenden işgal edilir ve tarih başka türlü yazılırdı.

Anayasal değerlere sadık, yasa ve emirlere itaati kutsayan, liyakati esas alan bir ordu geleceğimizin en büyük güvencesidir. Yangınlarla sarılı coğrafyanın kötü kader olması, bu ordunun sağlamlığıyla orantılıdır. Herkesi bu bilinçle davranmaya davet ediyorum.

AHMET YAVUZ



DİPÇE

1 Samuel P. Huntington, Asker ve Devlet, Çev. K. U. Kızılaslan,

2. Basım, Salyangoz Yay., 2006, s.79. 2 Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.10, s.235.

3. Ahmet Yavuz, Vesayet Savaşları, Kırmızı Kedi,

4. Basım, s.177-178.

Yazarın Son Yazıları

Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026