‘Bu evlad-i Stanbul ki’ bir Gülersoylu Çeliktür
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

‘Bu evlad-i Stanbul ki’ bir Gülersoylu Çeliktür

06.07.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Çelik Gülersoy, “İstanbul yaşanmış ama yazılmamış bir şehirdir” derdi hep. Bundan bağımsız olarak da pek çok yerde “söz uçar, yazı kalır” derdi.

6 Temmuz 2003’te bu dünyadan göçüp gidişinin üzerinden 16 yıl geçen merhum Çelik Gülersoy, yukarıdaki başlığı beğenmezdi diye tahmin ediyorum. Bunu, o kibar İstanbul beyefendisi üslubu ile ifade de ederdi. Çünkü, bir seferinde Nedim’in bu şiiri üzerine konuşurken “Ne demek bir taşına tüm Acem yurdu fedadır, evladım. Gel bunu bir de Acemlere sor” dediğini dün gibi hatırlarım. Fakat, diğer taraftan bu başlıkla, “Çelik Gülersoy bu şehrin yetiştirdiği, kendine en hayırlı evlatlardandır” demek istediğimi o kıvrak zekâsı ile hemen gördüğünde, yüzünü sessiz bir gurur kaplardı, şüphem yok.
Bugün Çelik Gülersoy’u, sadece sihirli elinin değdiği parklardan, köşklerden, evlerden, mezarlıklardan, çeşmelerden bahsederek değil, yazdıkları ile de anacağım bu köşede. Çelik Gülersoy, “İstanbul yaşanmış ama yazılmamış bir şehirdir” derdi hep. Bundan bağımsız olarak da pek çok yerde “söz uçar, yazı kalır” derdi. Bundan dolayı, kendisi hep yazardı. Annesinin deyimi ile “gecesi gündüzü okumak ve yazmakla geçmişti”. Çelik Bey’in kitapları, monografları, bir yayıncı olarak yayımladığı, çevirttiği kitaplar, Hürriyet İstanbul ekinde, Cumhuriyet’te yazdığı yazılar. Ve tabii ki, İstanbul Kitaplığı, İstanbul’un mirasına, kültürüne ve tarihine kazandırılmış başlı başına hizmetlerdir. Ve bana sorarsanız, bu diyarlarda sadece söz değildir uçan: O köşkler, binalar, parklar, restorasyonlar da uçtu gitti nerede ise. Ama yazdıkları kaldı. Okumalı, okutmalı onları. varki onlarda.

Öğrenecek o kadar çok şey
Çelik Bey’in 73 yıllık hayatı üç şeye adanmıştı: İstanbul, kitaplar ve çok sevdiği anacığı. İstanbul’a adanmışlığı sadece kültürel mirasını elinden geldiğince korumakla kalmadı. Yazarak ve yayımlayarak da, yazılmamış İstanbul’u kayda geçirmeye adamıştı kendini. Bu, hem bir adanmışlık, hem de bir sorumluluktu. Kendini yetiştiren Cumhuriyete, parçası olduğu Cumhuriyet nesline ve de çok sevdiği Atası’na karşı sorumluluktu. Bunu ifade de ederdi. Tahmin ederim, bu duygu sadece Çelik Bey’e has bir sorumluluk duygusu değildi. Hani 1968 nesli, 1980’ler nesli falan deriz ya. Bu da o Cumhuriyet nesli idi, belki. Rivayet odur ki, 1970’lerde merhum Nejat Eczacıbaşı ve ekinine karşı çok az farkla kazandığı Turing Kongresi’nde, kendisine, “Çelik Beyciğim kaybedecek miyiz, nedir” diyen bir üyeye, “merak etmeyin üstat, ben anasının hayır duasını almış evladım” demiştir. Aynı sorumluluk duygusunu, hayırlı işler yapma arzusunu, insanların hayır duasını alma güdüsünü hayatının her alanında gözlemlerdiniz.
Çelik Bey’in İstanbul üzerine yazılmış 40’ın üzerindeki kitap, monograf, ve yüzlerce makalesi de yine bu sorumluluğun bir parçası idi. İstanbul yaşanmış, ama yazılmamış bir şehirdi ve bu şehrin Çelik evladı kendine düşeni yapacaktı. 1961’de henuz 31 yaşında başladığı yazı hayatına, Sosyal Turizm (1961), Seyahat Acentacılığı (1963), Türkiye’nin Turizm Propagandası (1964), Yıllık Ücretli İzin (1964) gibi monograflar yazarak başlar Çelik Gülersoy.

Turistlerin rehberi
Fransızcası 1966’da, İngilizcesi 1967’de yayımlanan İstanbul Rehberi, İstanbul için bir ilk olup, o yıllarda Türkiye’ye gelen turistlerin tek başvuru kaynağı idi, büyük ihtimal. O nedenle olsa gerek, dünyanın pek çok yerinde ikinci el kitpaçıların Türkiye, Ortadoğu veya seyahat bölümünde hâlâ nüshalarına rastlarsınız. O zamanlar Lonely Planet, Eyewittness rehberleri henüz icat olmamış idi, ve rehberler, gidilecek lokanta, gece klübü veya konaklanacak otelden çok, derin bilgiler içeren kaynaklardı. Çelik Bey’in İstanbul Rehberi de dolayısı ile bugünkü turist rebherlerinden çok daha farklı bir kitaptır.
1970’lerde yazmaya devam eden Çelik Gülersoy, bu on yılın sonlarına doğru çok farklı bir katkıya da imza atmıştır: 1970’lerin ikinci yarısında, Amerika’daki sinemacılık eğitiminden dönen yakını Suha Arın ile birlikte bir dizi belgesel üretimine dalarlar, Çelik Bey’in teklifi ile. Bu ortak üretimin sonuçları Safranbolu’da Zaman, Kapalı Çarsı’da Kırkbin Adım ve Urartu’nun Dört Mevsimi gibi belgesellerdir. Çelik Gülersoy’un etkileyici ve şiirsel dili, Arın’ın usta yönetmenliği ile birleşmiştir. Ve şu sözler dökülmüştür ekrana, Çelik Bey’in kaleminden:
“Anı olur zaman içinde Safranbolu. Sevinç olur. Kimi zaman hüzün olur. Kimi zaman öğünç olur. Sokağı ile, evi ile, hayatı ile zaman içinde tarih olur. Kimbilir belkide çocukların düşlerinde gördükleri damları şekerden, duvarları pastadan, pencereleri çikolatadan yapılmış konutları ile masal olur, evvel zaman içinde Safranbolu.” Safranbolu’da ilk restorasyonu gerçekleştirecek olan da yine Çelik Bey olacaktır, Asmazlar Konağı ile.
Kapalıçarşı’da Kırk Bin Adım belgeseli, on yıllardır çarşı içinde yürüyerek bir elinde gümüş, ucu bir kuğu boynu zarifliğindeki ibriği ile şerbet satan bir şerbetçinin dilinden Kapaliçarşı’yı anlatır. “Gümüşler.. Siz bana bakarsınız ben de size. Bir zamanlar kesede para, yelekte köstekli saat, cepte tütün tabakası, belde kemer, elde ayna olan gümüşler..” Bu belgeseller de bir ilktir Türkiye için ve büyük ses getiren eserlerdir. Hazır, Suha Arin, ve belgeseller demişken, su anıyı nakledeyim. Bir akşam televizyonda tesadüfen, yine bir Suha Arın yapımı olan Cahit Arf belgeseline rast gelince, Çelik Bey, duygulandı ve bana “Suha’yı arayıp, Cahit Arf’in adresini al evladım. Tahminim iyice yaşlanmıştır. Malta Köşkü’nden büyük bir sepet yaptırıp götür” demişti. O akşam öğrendim, vefa sadece İstanbul’da bir semt adı değildi. Yukarıda işlemeye çalıştığım sorumluluk, hayır dua alma vasıflarının bir değişik şekilde yüze vurumuydu bu: Bu sefer, memleketin yetiştirdiği bir dehaya, değere olan vefa ve sorumluluk. Öyle bir insandı Çelik Bey.

Benzersiz hizmet
1980’lerin ortasında Çelik Gülersoy, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin kendisine vereceği fahri doktora sebebi ile Trabzon havaalanına iner ve o zaman henüz yeni birleşmis olan SHP’nin başkan ve başkan yardımcıları Aydın Güven Gürkan ve Erdal İnönü’ye rastlar. Bu kısa sohbet sırasında Gülersoy’dan fahri doktoranın mimarlık dalından verileceğini öğrenen Gürkan, “edebiyattan vermelilerdi, Çelik Bey” der.
1978’de yayımladığı, ve 1980’lerde genişleterek yeniden basılan “Boğaziçi: Sorunlar, Cözümler” kitabında, Boğaz’daki çarpık imarlaşmaya karşı neler yapılabileceğini, Boğaziçi’nin dokusunun nasıl korunabileceğine dair ciddi öneriler üretmiştir. Öne sürdüğü imar moratoryumu, ve bazı önemli öneriler 1980’de gelen askeri idarece kabul edilmiştir. Fakat, her seçimin bir imar furyası olduğu memleketimizde bu da derde deva olmamıştır.
İstanbul’u yazmak bir şey. Ama İstanbul üzerine, kimi 12. yüzyılda yazılan, binlerce kitabı toplayıp onları İstanbul Kitaplığı olarak araştırmacılara, halka açmak bir başka şey. Bunun dünyada başka örneği var mıdır bilmem. Varsa da çok azdır diye tahmin ederim. Ama bu hizmetin kıymeti nasıl ölçülür, nasıl teslim edilir? Varsın İstanbul’un yeni şehr-emini düşünsün.
Çelik Bey keşke daha uzun yaşasa idi de anılarını bir kere daha gözden geçirse idi diye düşünmüşümdür pek çok kere. Kırk Yıl Olmuş (1988)’de yazılmayan, yazılamayan pek çok konu “Türkiye’ye Bir Işıktı” (1995) kitabında biraz daha açılır. Ama yine de tam değildir. Mesela Çelik Bey üzerinde çok tesiri olan, Nejat Eczacıbaşı ile olan mücadelelerini, daha detaylıca anlatır mıydı? Siyasetçilerle arasındaki, sadece yakın çevresine anlattığı, pek çok kez hayal kırıklığı yaşatan münasebetlerinden bahseder miydi? 6-7 Eylül’de, Çicek Pasajı’nın üzerindeki ablası ve eniştesine ait terzi dükkânından gördüklerini anlatan bir kitap. Ya da askerliğini yaptığı dönemde gidip geldiği Yassıada Mahkemeleri anıları.

Neyin gamı idi bu?
Bu ülkenin sorunlarına da hiç uzak değildi Çelik Bey. Çelik Bey’in Turing’deki efsanevi öğle yemeklerinde, İstanbul’un “kim kimdir” misafirleri ile hep memleket konuları konuşulurdu. Analizler yapılır, tartışılırdı. Ama genelde karamsar bir sonuca bağlanırdı konular. Çelik Bey de kendisine karamsar diyenlere, gerçekçi olduğunu söylerdi. Gençliğin verdiği ateşle karşı çıktığım pek çok konuda, zamanla Çelik Bey’e katılır olduğumu gördüm.
Ölümünün ardından, beraber o muhteşem belgeselleri çektikleri Suha Arin, “duvarı nem, yiğidi gam yıkar” yazmıştı, Çelik Bey için.
Memlekette her alanda olduğuna inandığı yozlaşmanın gamı. Hani daha iyisini biliyorsanız, yaşamış iseniz, kötüsü insanı daha çok etkiler ya. Onun gamı. Annesini kaybetmiş olmanın gamı. Ve en önemlisi de çok hak ettiği değeri, kadri görmemenin ötesinde sürekli önüne çıkarılan engellerin verdiği gam. Yaptıklarını yıllarca beğenmeyen, burun kıvıran kimi mimarlardan tutun da, “restorasyonu iyi ama işletmesi kötü” diye “hınç alırcasına” hayatında işletmecilik vs. yapmamış, köşelerinden ahkâm kesen gazetecilere. Kaynağını sürekli kesen, işlettiği kurumları elinden alan siyasetçilere.. Çelik Bey istemez miydi, eli daha fazla eski binaya, köşke, konağa hayat versin, daha fazlasını kurtarabilsin. Ama bu imkân, bir kaç siyasetçi dışında kendinden hep esirgenmiştir. Solcusuyla, sağcısıyla.
Çelik Bey bu dünyada çok üretmiş, çok yazmış, çok okumuş ve de “hayırlı” bir evlat olarak ayrıldı: anacığının, Cumhuriyetin, ve İstanbul’un pek hayırlı bir evladı olarak. Ama kadri pek bilinmeden ayrıldı, ne yazıktır. Suha Arın, “bu memleket öl ki sevem memleketidir” derdi. Keşke öyle olsa idi. Bu hafta sonu, bir Çelik Gülersoy kitabı alın: Tepebaşı, Büyükada, Dolmabahçe, Çırağan Sarayları, Kayıklar, eski İstanbul Mezarlıkları, eski İstanbul Arabaları, Beşiktaş, Batı’ya Doğru. Bambaşka bir dünya, Türkiye ve İstanbul ile karşılaşacaksınız. Tabii zaten o eski dünyayı, Türkiye’yi ve İstanbul’u yaşamış olan şanslı ve sayısı giderek azalan nesilden değilseniz. Çocuğunuza, çocuklarınıza okuyun ya da. Onlara çok büyük iyilik etmiş olursunuz. Nur içinde yatın, aziz Çelik Bey.  

ÖZER KARAGEDİKLİ
Ekonomist

Yazarın Son Yazıları

Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026