Çocuklara verilen din eğitimi ve laiklik - Fulya KANTARCIOĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Çocuklara verilen din eğitimi ve laiklik - Fulya KANTARCIOĞLU

29.09.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Anaokullarından ortaöğretime uzanan süreçte çocuklara verilen dini eğitimin sıklıkla gündeme getirilerek tartışılması, daha fazla gecikmeden çözülmesi gereken önemli bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Bu konuda bir değerlendirme yapmadan önce devletin temel yapısını belirleyen, hak ve özgürlüklerin sınırını çizen anayasadan yola çıkmak kuşkusuz bizi daha sağlıklı bir sonuca ulaştıracaktır.

LAİKLİK VAZGEÇİLMEZDİR

Bilindiği gibi anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir. Bu nitelikler içinde laiklik ilkesi, Cumhuriyetin üzerine inşa edildiği dört ana unsurdan en önde gelenidir. Çağdaş devlet ve toplum anlayışında, vazgeçilemez bir yere sahip olan laiklik ilkesi, demokrasinin, insan haklarının ve hukuk devletinin temelidir. Bu önemi nedeniyle laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesi bağlamında, anayasanın 24. maddesinin ilk fıkrasında herkesin, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğu belirtildikten sonra küçüklerin din eğitim ve öğretimine dayanak olarak gösterilen dördüncü fıkrasında, “Din ve ahlak eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” denilerek ayrıntılılı bir düzenleme yapılmıştır. Görüldüğü gibi fıkranın ikinci tümcesinde, okutulması zorunlu dersler arasında, “din kültürü ve ahlak öğretimi”ne yer verilirken izleyen tümcede istek ve talebe bağlı olduğu belirtilen “din eğitimi ve öğretimi”nden söz edilmektedir. Buna göre ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulacak zorunlu dersler arasında sadece “din kültürü ve ahlak öğretimi” yer alacak, bunun dışındaki “din eğitim ve öğretimi” ise isteğe bağlı olmak koşuluyla devletin gözetim ve denetiminde örneğin kurslar açılması gibi yollarla gerekirse bu konuda ayrı bir düzenleme yapılarak sağlanacaktır. Buradaki en önemli husus, her iki halde de anayasa ile devlete verilen görevin, doğrudan bir dinin eğitimini içermediği sadece gözetim ve denetimle sınırlı olduğunun göz önünde bulundurulmasıdır. 

Anayasa, devletin, din eğitimi ve öğretimi konusunda denetim ve gözetim sınırlarını aşarak, seçimini bir dinden yana kullanıp doğrudan müdahaleci bir rol üstlenmesine izin vermemektedir. Aksinin kabulü halinde, anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan laiklik ilkesinin zedelenmesi kaçınılmaz olur. Oysa laiklik ilkesinin anayasanın “Başlangıç” kısmında ve genel olarak hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını yasaklayan 14. maddesinde güvence altına alınmasıyla yetinilmemiş, din ve vicdan özgürlüğünün düzenlendiği 24. maddesinin son fıkrasında da “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” denilerek bu ilkenin zedelenmesine yol açabilecek her türlü girişim yasaklanmıştır.

LAİKLİK EŞİTTİR ÖZGÜRLÜK

Laiklik ilkesinin, anayasada temel bir ilke olarak benimsenip korumaya alınmasının nedeni kuşkusuz, çağdaş devlet ve toplum anlayışında bu ilkenin vazgeçilemez bir yere sahip olmasıdır. Laiklik ilkesi, aralarında hiçbir ayrım gözetilmeksizin her türlü inancın ya da inançsızlığın, serbestçe ifade edilip yaşanmasını ve bunlara saygıyı güvence altına aldığından, kısaca “Laiklik eşittir özgürlük” demek yanlış olmaz. Çoğulculuğu esas alan çağdaş, demokratik bir devlette, laikliğin amacı dinin, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki yapısında etkili ve egemen olmasının ve kötüye kullanılmasının önüne geçerek din ve vicdan özgürlüğünün her türlü baskıdan uzak bir ortamda kullanılmasını sağlamaktır. Laikliğin, ancak belirtilen özelliklerin bir arada bulunmasıyla var olabileceği göz ardı edilerek bunların bir bölümünden vazgeçilmesi halinde tümüyle ortadan kalkacağı bir gerçektir.

ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME

Yukarıda genel hatlarıyla tanımlanan laiklik ilkesini, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayan anayasa ve aynı ilkeyi benimseyen 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2 ve 12. maddeleri karşısında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) elbirliğiyle oluşturdukları çeşitli protokoller ve bunlara dayanan uygulamalarla anaokullarından başlayarak ilk ve ortaöğretim kurumlarında çocuklara din eğitim ve öğretimi verilmesi, akıl ve bilimi önceleyen, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmaktan başka seçeneği bulunmayan toplumun geleceği bakımından üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken ciddi bir sorun oluşturmaktadır. 

Ayrıca anayasanın 91. maddesinin, uygulamada kanunlara göre öncelik tanıdığı “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalar” kapsamında olan ve Türkiye tarafından 14 Ekim 1990’da imzalanan, 27 Ocak 1995 tarihli Resmi Gazete’de de yayımlanarak yürürlüğe giren “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” (ÇHDS) hükümlerinin incelenmesi, bu sorunun başka bir boyutunun daha bulunduğunu göstermektedir. Sözleşmenin 1. maddesinde “Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”, 3. maddesinde “Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir”, 14. maddesinin birinci fıkrasında “Taraf devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler” ve aynı maddenin ikinci fıkrasında da “Taraf devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin çocukların yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine saygı gösterirler” denilmektedir. Sözleşmenin 29. maddesinde ise çocuğun zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıya, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitliğe ve özetle insanı var eden değerlere vurgu yapılarak çocuğun eğitimine yönelik amaçlar belirtilmektedir. Genel olarak anayasalarda hak ve özgürlüklerden yararlanma bakımından çocuklarla yetişkinler arasında fark gözetilmemiş ise de çocukların, büyüklere göre daha fazla korunmaya gereksinimleri olduğu gerçeğinden yola çıkılarak karşılaşabilecekleri hak ihlallerinin önlenebilmesi ve tehlikelerden korunabilmeleri için ÇHDS ile özel bir düzenleme yapılması yoluna gidilmiştir.

ANAYASAYA AYKIRI

Anayasada laiklik ilkesini somutlaştıran, din ve vicdan özgürlüğü ile din ve ahlak eğitim ve öğretimine ilişkin hükümler, ÇHDS’nin ilgili kurallarıyla birlikte incelendiğinde, MEB ile DİB arasında yapılan protokollerle çocuklara anaokullarından başlayarak dini eğitim verilmesi, onların fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından tartışılabilir olduğu kadar, laiklik ilkesi yönünden de ciddi bir anayasal soruna yol açmaktadır. Bunun yanı sıra, anayasanın 91. maddesi uyarınca uygulamada kanunlara göre önceliği bulunan ÇHDS ile de uyumsuzluk yarattığı görülmektedir. Özellikle belirtmek gerekir ki laik bir devlette yasaların, idarenin tüzük, yönetmelik gibi düzenleyici tasarruflarının ve yargı kararlarının kaynağı dini kurallar olamaz. Bu nedenle MEB’in, din eğitim ve öğretimi vermek amacıyla doğrudan düzenlemede bulunması ya da bu amacı, anayasanın 136. maddesi uyarınca görevini “laiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak” yapmak zorunda olan DİB aracılığıyla gerçekleştirme yolunu seçmesi anayasaya aykırıdır. Bu durum çocukların, düşünce, din ve vicdan özgürlüklerini ihlal ettiği gibi, ileride yetişkin olduklarında anayasanın 24. maddesi ile güvence altına alınan serbestçe dinlerini seçme ve inançlarını yaşama konusunda sahip oldukları özgürlüklerini de kullanabilmelerinin önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Ayrıca çocukların yaşları, bedensel ve ruhsal gelişimleri ve farklı din ve düşüncede olanları dikkate alınmaksızın, dini obje ve semboller üzerinden yönlendirilerek eğitime zorlanmaları ÇHDS’nin, yukarıda belirtilen çocuğun yararını esas alan 3. maddesi ve onun, düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı ile zihinsel ve bedensel yeteneklerinin geliştirilmesini içeren diğer kurallarıyla da bağdaşmamaktadır.

EN DOĞRU YOL

Sonuç olarak, belli bir dinin eğitimini vermek amacıyla MEB ve bazı dini vakıf ve cemaatlerin de katkı sağladığı DİB’in ortak düzenlemeleriyle gerçekleştirilen uygulamaların, çocukların din ve vicdan özgürlüklerini kısıtlayarak sadece bugünlerini değil, yarınlarını da etkileyecek olması, laiklik ilkesi temelinde oluşan anayasaya aykırılığın boyutlarının ne denli büyük ölçülere ulaştığını daha da görünür kılmaktadır. Anayasaya aykırılığı bir yana, oyun çağındaki küçüklerin, geleceklerini hiçbir ideolojik ya da dini düşünce ile ipotek altına almadan çocukluklarını özgürce yaşamalarını, geleceğin Türkiye’sinde, çağdaş bilim ve aklın öncülüğünde özgür iradeleri ile yer almalarını sağlamak yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımıza karşı görev olduğu kadar yerine getirilmesi gereken önemli bir sorumluluktur. Bu nedenle vakit geçirmeden demokratik, laik, hukuk devleti olmanın gerekleriyle bağdaşmayan, söz konusu hukuk dışı uygulamalardan vazgeçilerek anayasal sınırlara dönülmesi, seçilecek en doğru yoldur.

FULYA KANTARCIOĞLU

EMEKLİ ANAYASA MAHKEMESİ ÜYESİ

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025