Denge ve denetim krizi - Mahmut Aslan
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Denge ve denetim krizi - Mahmut Aslan

29.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından, özellikle muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik adli ve idari süreçlerde belirgin bir yoğunlaşma gözlenmektedir. Bu durum, yalnızca yerel yönetimlerin işleyişini değil, Türkiye’nin idari vesayet ve hukuk devleti tartışmalarını da yeniden alevlendirmiştir. Belediye başkanları hakkında başlatılan soruşturmalar ve gözaltılar, hukukun siyasi bir mücadele enstrümanı olarak kullanıldığına ilişkin yaygın bir algı oluşturmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürece ilişkin, “Turpun büyüğü heybede” sözleri, bu algıyı kurumsal düzeye taşıyan bir çıkış olarak kayda geçmiştir. İktidar kanadı, kendi saflarındaki belediyelere de işlem yapıldığını iddia etse de kamuoyuna yansıyan veriler bunu doğrulamıyor.

Burada bir yol ayrımındayız. Yargının siyasi saiklerle hareket ettiğine ilişkin güçlü kanaat, kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesinden taviz vermeyi meşrulaştırmaz. İddialar siyasi amaçlı olsa bile denetim mekanizmalarının işler tutulması zorunludur; aksi halde muhalefet, savunduğu ilkeleri kendi eliyle zayıflatmış olur.

Mevcut belediye yönetimi sistemi hem yolsuzluğa zemin hazırlamakta hem de yolsuzlukla mücadele iddiası taşıyan süreçleri siyasi bir tasfiyeye dönüştürebilecek kadar kırılgandır.

TEKELCİ BAŞKANLIK MODELİ 

1580 sayılı kanunun ilk döneminde belediye başkanı, meclis üyeleri arasından meclis tarafından seçiliyordu; başkan meşruiyetini meclisten alıyor, ona karşı sorumlu ve ona bağımlı kalıyordu. 1960 sonrasında başkanın halk tarafından ayrıca seçilmesiyle bu denge bozuldu ve belediye başkanları giderek güç kazanmaya başladı. 5393 sayılı kanun bu süreci tamamladı: Yürütme yetkisini münhasıran başkana devrederek encümeni istişari bir organa, meclisi ise sembolik bir denetim makamına dönüştürdü.

Oysa hiçbir kişi; personel yönetimi, kentsel altyapı, çevre, imar, sosyal hizmetler ve mali yönetim gibi birbirinden farklı uzmanlık alanlarında aynı anda yetkin olamaz. Bu boşluk kaçınılmaz olarak liyakatsiz kadrolaşmayı ve denetlenemeyen bir bürokratik hiyerarşiyi doğurmaktadır. Bu düzenin bir paradoksu vardır: Belediye başkanı ne kadar çok yetkiyle donatılmışsa da bir o kadar da az sorumludur. Bu yapısal kriz dört temel kırılma noktasında somutlaşmaktadır:

1. İhale ve harcama tekeli: 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre ihale komisyonlarının bağımsız olması esastır. Ancak uygulamada komisyon üyelerinin atanma biçimi ve fiili hiyerarşik bağımlılık, bu komisyonları başkanın onay makamı haline getirmektedir. Kamu İhale Kurumu’nun denetimi özünde bir hukukilik denetimidir: İhale sürecinin kurallara uygun yürütülüp yürütülmediğini inceler; kararın yerinde olup olmadığını, yani kamu yararına hizmet edip etmediğini değil. Bu ayrım kritiktir; çünkü en büyük yolsuzluk alanı tam da burada, kurallara biçimsel olarak uyulurken yapılan usulsüzlüklerde gizlidir.

2. Meclis denetiminin sembolik niteliği: 5393 sayılı kanunun 25. maddesi uyarınca meclis, denetim komisyonu kurabilmektedir. Ancak bu komisyonun yetkileri bilgi edinme ve faaliyet raporunu değerlendirme ile sınırlıdır; bağlayıcı karar alma ya da başkanı görevden düşürme yetkisi bulunmamaktadır. Meclis çoğunluğunun başkanın partisinde olması durumunda denetim tamamen işlevsiz kalmaktadır.

3. Kadrolaşma ve sadakat esası: 5393 sayılı kanunun 49. maddesi norm kadro ilkelerine atıf yapsa da; genel sekreter, başkan yardımcıları, daire başkanları ve belediye şirketi yöneticileri gibi üst düzey atamalarda liyakat koşulu kanunda açıkça düzenlenmemiştir. Yasal boşluk, sadakatin liyakatin önüne geçtiği bir atama kültürünü pekiştirmektedir.

4. Bütçe, borçlanma ve belediye şirketleri serbestisi: 5393 sayılı kanunun 68. maddesi borçlanmayı meclis onayna bağlasa da bu onay uygulamada şekli kalmaktadır. Daha vahim olan, belediye şirketleri üzerindeki Sayıştay denetiminin zayıflamış olmasıdır. 2018 sonrası cumhurbaşkanlığı hükümet Sistemi düzenlemeleriyle bu şirketlerin denetim çerçevesi daraltılmış; milyarlarca liralık kamu kaynağının şeffaflıktan uzak bir biçimde yönetilmesine zemin hazırlanmıştır.

YENİ BİR DENGE MEKANİZMASI 

Sorun geçmişe dönmek değil, geçmişteki idari vesayet ile yerel özerklik arasındaki hassas dengeyi bugünün hukuk devleti standartlarına uyarlamaktır. Bu bağlamda aşağıdaki reformlar acildir:

- Encümen reformu: Encümen yeniden güçlü bir yürütme organına dönüştürülmeli; üye seçiminde mecliste muhalefet gruplarına kontenjan tanınmalıdır.

- Bağımsız ihale komisyonları: İhale komisyonlarının en az yarısının, belediye meclisindeki muhalefet partilerinin göstereceği adaylar arasından seçilmesi zorunlu hale getirilmelidir.

- Meclis denetim yetkisinin artırılması: Denetim komisyonu raporları bağlayıcı hale getirilmeli; komisyona, tespit ettiği usulsüzlüklerde doğrudan cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunma yetkisi verilmelidir.

- Belediye şirketlerinde tam Sayıştay denetimi: Belediye şirketleri ve iştirakleri, hiçbir istisna olmaksızın Sayıştay’ın performans ve uygunluk denetimine tabi kılınmalıdır.

- Borçlanmada meclis denetiminin güçlendirilmesi: Belirli bir eşiğin üzerindeki borçlanma kararları meclis nitelikli çoğunluğuna bağlanmalı; olası uyumsuzlukların yönetsel ve mali denetimi idari vesayet yerine bağımsız yargı denetimiyle sağlanmalıdır.

- Bağımsız denetim yapısı: Yerel yönetim denetimi, siyasi iktidarın yönlendirmesinden bağımsız, güvenceli ve kadrolu denetim elemanlarından oluşan özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu denetçiler yalnızca hukukilik değil yerindelik denetimi de yapabilmelidir.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ 

Muhalefet partileri için iki temel ilke aynı anda savunulmak zorundadır: Yolsuzluğa karşı tavizsiz bir mücadele ve hukukun siyasallaşmasına karşı net bir duruş. Bu yalnızca bir parti meselesi değil, anayasanın 127. maddesi ve Türkiye’nin taraf olduğu “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın doğrudan bir gereğidir.

Bu çerçevede CHP’nin bugünkü operasyonlara itiraz etmesi yetmez. İktidara gelmeyi beklemeye de gerek yoktur. Parti, kendi iç kararlarıyla şimdi harekete geçmeli; yönetimindeki tüm belediyelerde encümen reformunu, bağımsız ihale komisyonlarını ve belediye şirketlerinde gönüllü Sayıştay denetimini mevcut yasal çerçeveyi sonuna kadar zorlayarak yaşama geçirmelidir. Bu hem siyasi güvenilirliğin sınavı hem de muhalefet belediyeciliğinin fark yaratabileceğinin kanıtıdır.

Yolsuzlukla mücadele siyasi hesaplaşmanın bahanesi olamaz. Hukuk kimsenin sopası değildir; olmasına izin verilirse ortada hukuk da kalmaz.

MAHMUT ASLAN

YAZAR

Yazarın Son Yazıları

Denge ve denetim krizi - Mahmut Aslan

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından, özellikle muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik adli ve idari süreçlerde belirgin bir yoğunlaşma gözlenmektedir.

Devamını Oku
29.04.2026
Yanlarına kâr kaldı... - Berna Özgül

Türkiye'de motokuryeler yalnızca ağır çalışma koşullarıyla değil, cezasızlıkla da mücadele ediyor.

Devamını Oku
29.04.2026
Çocuk koruma mı, dijital gözetim mi? - Mehmet Utku Şentürk

Türkiye’de sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirilmesi ve VPN hizmetlerine kadar uzanan kimlik doğrulama zorunluluğu tartışmaları, yalnızca çocukların korunması meselesi değil; aynı zamanda temel hak ve özgürlükler açısından kritik bir kırılma noktasıdır.

Devamını Oku
29.04.2026
Doğum sonrası depresyonu anlamak - Ece Başak Karakaş

Doğum; ailenin heyecanla beklediği bebekle ilk karşılaşması, çoğu zaman sevinç, umut ve yeni bir başlangıç duygusuyla anlatılır.

Devamını Oku
28.04.2026
Laik, demokratik ulus devlet - Selçuk Kosa

Rönesans, 1400 ve 1700 yılları arasında Avrupa halklarının sırasıyla kilise ve monarşiye karşı başlattığı bilim ve özgürlük savaşıydı ve kazanıldı.

Devamını Oku
28.04.2026
Kentler suskun - Aykurt Nuhoğlu

Siyaset, hızlı düşünmeyi ve doğru kararları zamanında alabilmeyi gerektirir.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal'in 36 saat süren Çanakkale röportajı

10 Aralık 1915 günü Çanakkale’den ayrılan Albay Mustafa Kemal, 1916’da tuğgeneraliğe terfi etti.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal ve ‘Çanakkale Efsanesi’ - Hüner Tuncer

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğratılan müttefik güçler, Çanakkale Boğazı’nı yalnızca donanma ile geçemeyeceklerini anlamıştı.

Devamını Oku
25.04.2026
Okul kapısında biriken öfke - Deniz Öztürk

Şiddet, Türkiye’de artık tekil bir davranış değil; dilde kurulan, kültürde beslenen ve kurumlarda derinleşen yapısal bir sorundur.

Devamını Oku
25.04.2026
BİÇİM, İÇERİK VE KALKINMA - Necdet Adabağ

Biçim, bir şeyin dış görünüşüdür.

Devamını Oku
25.04.2026
Şeffaflaşan baskı - Fadime Uslu

Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan’da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında.

Devamını Oku
24.04.2026
Güç zehirlenmesi - Suna Türkoğlu

Anayasamıza göre “Devletin temel amaç ve görevleri” Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.

Devamını Oku
24.04.2026
Egemenliğin adı: 23 Nisan - Hamza Kiye

23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açıldığı tarih değildir.

Devamını Oku
23.04.2026
Vatansever olmak, ya da olmamak… - Erol Ertuğrul

Kimse vatan haini olmak istemez.

Devamını Oku
22.04.2026
Yanılsamalar ve gerçekler üzerine... - Cengiz Kuday

Politika, çoğu zaman sanıldığı gibi gerçekleri bütünüyle inkâr etmek ya da doğrudan yalan söylemek değildir.

Devamını Oku
22.04.2026
Okullardaki şiddetin çözümü - Ömer Adıgüzel

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan silahlı eylemlerin gerekçelerine ve yapılması gerekenlere ilişkin çok farklı görüş ve çözüm önerileri elbette mümkündür.

Devamını Oku
21.04.2026
Egemenlik bölünemez - Cihangir Dumanlı

İktidar terörü bitiren hükümet olarak siyasal kazanç sağlamak amacıyla “terörsüz Türkiye” sloganı ile yeni bir açılım süreci başlatmıştır.

Devamını Oku
21.04.2026
Faturanın büyüğü buzdağının altında - Mehmet Özdağ

AKP iktidarının enerji politikaları, kamu kaynaklarının şirketlere aktarıldığı bir finansal mekanizmaya dönüştü.

Devamını Oku
20.04.2026
Çocuklar nasıl yetiştiriliyor? - Mustafa Küpçü

Çocukluk yıllarımda anımsadığım bir olaydır; Dükkân komşumuzun atölyesinden gelen feryat figan bir çocuk sesi ile irkildik.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul saldırılarını çocuklarla konuşmak

Bazı haberler vardır, günlük yaşantımızın ortasına düşer, okur okumaz en yakınımızdakilerle paylaşma gereksinimi duyarız.

Devamını Oku
18.04.2026
Bir başka bakışla Köy Enstitüleri - Günay Güner

Geçen her yıl Köy Enstitülerinin değeri daha iyi kavranıyor, okullarımıza özlem artıyor.

Devamını Oku
18.04.2026
Cumhuriyet eğitimine vurulan hançer! - İhsan Tayhani

Kuruluşunun üzerinden seksen altı yıl geçmesine karşın Köy Enstitüleri, 1940’lı yılların özgün ve çağcıl bir eğitim atılımıdır.

Devamını Oku
18.04.2026
Cumhuriyetin eğitim devrimi - Mustafa Gazalcı

Kuruluşunun 86. yılını kutladığımız Köy Enstitüleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli eğitim devrimidir.

Devamını Oku
17.04.2026
Kimsesizlerin kimsesi eğitim kurumları - Duran Güldemir

“Bu öğretmenler köyümüze geldikten sonra bizim ne söyleyecek sözümüz kaldı, ne de gücümüz...”

Devamını Oku
17.04.2026
Bozkırın genç fidanları - Mücteba Binici

Önümde, zamanın yıpratıcı etkisinden nasibini almış, kenarları kıvrılmış, sararmış siyah-beyaz bir fotoğraf duruyor.

Devamını Oku
17.04.2026
Savaşın yeni genetiği - Cumhur Utku

Savaş tanımı ve savaşın ilkeleri bu günlerde modern ve köklü bir değişim geçirmektedir.

Devamını Oku
16.04.2026
Türkçemizi koruyalım - Erol Tuncer

Dil uzmanı değilim.

Devamını Oku
16.04.2026
Hukuk herkese lazım - Ahmet Özer

Giderek genişleyen baskı iklimi, Türkiye’yi devasa bir hapishaneye dönüştürdü.

Devamını Oku
15.04.2026
Özel emekli aylığı - Engin Ünsal

Uzun bir çalışma döneminin sonunda emeklilik kişinin huzur içinde geçim kaygısı olmadan sevdikleri ile geçireceği bir kavram olmalıdır.

Devamını Oku
15.04.2026
İran Savaşı ve Amiral Mahan - Nejat Eslen

“Tarih, denizlere hâkim olan ulusların dünyaya da hâkim olduğunu gösteren sessiz tanıktır.”

Devamını Oku
14.04.2026
İKİZKÖY: Bir memleket direnişi - Kaan Eroğuz

Sermayenin sınırsız kâr elde etme arayışı, insanlığın tüm yaşam alanlarının piyasaya açılmasına, maddi veya gayri-maddi tüm değerlerin metalaşmasına ve şirketler tarafından kamu kaynaklarının istila edilip yok edilmesine yol açar.

Devamını Oku
14.04.2026
İnsansız savaş! - Abdurrahman Bayramoğlu

ABD’nin İran’a saldırısı karşısında dünyanın üç maymunu oynaması, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatının ortadan kaybolması, insanlığın geleceği adına oldukça kaygı verici.

Devamını Oku
13.04.2026
Cumhuriyetçi devlet adamı - Hamdi Yaver Aktan

Hukuksuz soruşturmaların sürdüğü bir sırada, bir televizyon kanalında Cumhuriyet gazetesindeki makaleye gönderme yaptığını ve gazeteyi de izleyicilere gösterdiğini bir dostum iletmişti.

Devamını Oku
13.04.2026
Tarihin tekerrürü nereye kadar? - Av. Cem Alptekin

Türkiye’nin en çağdaş anayasasına zemin hazırlayacak olan 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine giden süreçte, iktidardaki Demokrat Parti’nin siyasal ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskısını, Meclis’teki çoğunluğunu ve yargıyı da kullanarak CHP’yi kapatma noktasına taşıdığı günlerden bugüne bakınca tarihin bir anlamda tekerrür ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Devamını Oku
11.04.2026
Bana kim ‘üstadım’ diyecek! - Hamdi Yaver Aktan

Yaklaşık 20 yıl olmuş; “üstadım” diyordu. Üstat kendisiydi.

Devamını Oku
09.04.2026
İki biraderden Trump’a ‘Amerikan rüyası’ - Tunç Soyer

Stephen Kinzer’in 2013 yılında yazdığı “Gizli Dünya Savaşları”(Destek Yay.) kitabı 2025 yılında Türkçeye çevrilerek basılmış.

Devamını Oku
09.04.2026
Halk yönetiminin yanılgı ve sorunları - Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu

Siyasal yönetim hakkı ile ilgili kabuller ve varsayımlar uzun yıllardır kullanılmalarına karşın, onlarla ilgili yanlış anlamlar ortadan kalkmamaktadır.

Devamını Oku
09.04.2026
‘Dokuz İlke’ bildirisi - Yüksel Işık

Siyaset ilke ile yapılır. İlkelerin bütününü içeren anlamlı metne de manifesto denir.

Devamını Oku
08.04.2026
Kutsal ve kutsallaştırılmış değerler - Abdullah Kehale

HER toplumun kendi yapısına uygun olarak kutsal olarak kabul ettikleri değerler olduğu gibi kendilerinin kutsallaştırdığı değerler de vardır.

Devamını Oku
08.04.2026
'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026