Hukuk herkese lazım - Ahmet Özer
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Hukuk herkese lazım - Ahmet Özer

15.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Giderek genişleyen baskı iklimi, Türkiye’yi devasa bir hapishaneye dönüştürdü. Bu ceza kolonisinde kimileri dört duvar arasında mahkûm, kimileri ise dışarıda ama hepsi benzer bir tazyik altında yaşıyor. Cezaevinde olmayanların kendini özgür sanması büyük bir yanılgı. Çünkü düşünmeyen, ilgilenmeyen, sessiz kalanlar bile bu düzenin öğütücü çarklarının hedefinde. Sessiz kaldıkça çarklar hızlanıyor. Bu da ülkedeki barış iklimine zarar veriyor.

Artık yalnızca ne yaptığımız değil, kim olduğumuz, ne düşündüğümüz, neyi eleştirdiğimiz, kimi desteklediğimiz bile cezalandırma nedenine dönüşebiliyor. Burada da “baskı makinesi” çalışmaya devam ediyor: Görünmez, acımasız ve durdurulamaz şekilde.

Ve bu makineye karşı direnenler azaldıkça sistem daha da cesaretleniyor. Kimi siyasetten çekiliyor, başka alanlara yöneliyor, kimisi “kıyı kasabasında huzur bulma” sancısıyla gündemden uzaklaşmaya çalışıyor. Ama baskının büyüklüğü artık kaçacak alan bırakmıyor.

ADALET ZAAFA UĞRARSA...

Bir ülkede adalet sarsıldığında yalnızca mahkeme salonları değil okullar, hastaneler, üniversiteler ve evler de sessizce çöker. Çünkü hak ve hukuk yalnızca yasal normlar değil, bir toplumun ruhsal dengesidir, ortak vicdanıdır, birlikte yaşama sözüdür.

Yargılananların ailelerini, suçsuz yere hapse atılanların çocuklarını düşünün ve kendinizi onların yerine koyun. Onların yakınları, üniversiteye giden çocuklarını düşünün. Tarlada çalışan çiftçiyi, fabrikadaki işçiyi, hukuk düzelmezse ekonomi düzelmez dediği için yaka paça göz altına alınan iş insanlarını düşünün. Bu ülke hepimizin, böyle bir ülkede çalışma şevki, gelecek umudu olur mu, olursa nasıl olur? Huzur içinde yaşam nasıl sürdürülür, düşünün. İşte bu nedenle adalet yalnızca adalet değildir. Onu düzeltmeden hiçbir şey düzelmez.

Yargının siyasallaştığı, kararların talimatla verildiği bir düzende yatırımcı güvende hissetmez, girişimci risk alamaz, gençler gelecek kuramaz. Çünkü hukukun üstünlüğü yoksa keyfiyet vardır. Keyfiyetin olduğu yerde ise korku, sessizlik ve çaresizlik büyür. Bu muamele, toplumsal vicdanını derinden yaralar.

DÜNYANIN RUHU: ADALET

Adalet, bireyin devlete olan güvenini, toplumun birbirine duyduğu saygıyı ve ekonominin istikrarını belirler. Zira ekonomik istikrarın temeli siyasi istikrardır. Siyasi istikrarın temeli ise insan haklarına saygı, demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür. Hukuk, tarafsız ve bağımsız yargı mercileri ile yürütülürse üstündür.

Yargının bağımsız olmadığı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altında bulunmadığı bir düzende refah kalıcı olamaz. Adaletin olmadığı yerde eğitim, üretim, özgürlük ve umut da kalmaz; hiçbir ekonomik plan, hiçbir büyüme hedefi, hiçbir reform gerçek anlamda başarıya ulaşamaz.

Bu sınavda tarafsız kalmak, adaletsizliğe ortak olmaktır. Adaletin yanında durmak, insanın yanında durmaktır. Adalet ne midir? Adalet zulmetmemektir, haksızlıktan uzak durmaktır, dünyanın ruhudur. Bu yüzden “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse dünya yıkılsın” denmiştir. Bu da adaletin ne kadar yaşamsal olduğunu gösteriyor. Zira adalet yalnızca dünyanın ruhu değil, demokrasinin ilk şartıdır. Ülkeleri yönetenlerin halklarına karşı en başta gelen görevidir.

Ne ki ve ne yazık ki içinden geçtiğimiz süreç adaleti, hukukun üstünlüğünü yansıtmıyor. Bunlardan uzak bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Hal böyle olunca hukuk da iktidarın emrinde rakiplerini zayıflatma aracına dönüştürülüyor. Hukuka duyulan güven ve hukuk güvenliği yerlerde sürükleniyor. Bu ülke için, geleceğimiz için iyi bir şey değil.

KANUN DEVLETİ BİLE OLMAKTAN ÇIKTIK

Hukukun üstünlüğü işlemiyor. AYM ve AHİM kararları uygulanmıyor. Halk iradesi hiçe sayılıyor, devasa kentler kayyumlarla yönetiliyor. Hasta tutuklular salıverilmiyor. Seçilmiş insanlar türlü bahanelerle hapsediliyor. Peki bütün bunlar ülkemizi daha iyi bir yere mi taşıyor? Toplumsal barışa katkı mı sağlıyor. Etrafımız ateş çemberinde yanarken iç cepheyi mi güçlendiriyor? Bunlara yanıtınız “hayır” ise, ki öyle olduğuna eminim, o zaman bir şeyler yapın. Bugün sessiz kalırsanız yarın işin ucu şu ya da bu şekilde mutlaka size de dokunur. Vakit geç olmadan ülkemizin huzuru ve güveni, çocuklarımızın yarınları için bir şeyler yapmalıyız. Hukuka dönülmesi için, hukuka duyulan güvenin ve hukuk güvenliğinin tesisi için.

BU YÜZYILI DA ISKALAMAYALIM

18. yüzyılı ıskaladık, matbaa iki yüzyıl geç geldi ülkeye. Bu gecikmiş aydınlanma ülkenin emsallerini her konudan hep bir iki basamak geriden takip etmesine neden oldu ve bir türlü oradaki mesafeyi kapatamadık. 19. yüzyılı ıskaladık, sanayileşme ve endüstrileşme bir yüzyıl geç geldi. O yüzden ekonomide ve teknolojide hep geri kaldık. Nüfus olarak dünyanın ilk 20 ülkesi arasında olan Türkiye bilime yaptığı katkı bunun yirmide biri bile değil, ekonomide ise dünyanın ancak 27. ekonomisi durumundayız. 20. yüzyılı ıskaladık, otomasyon yarım asır geç geldi. İnsani gelişmişlik endeksinde çağdaş ülkelerin çok gerisinde kaldık. İnsanoğlu yapay zekâ alanında dev adımlarla ilerlerken bizim kentleşme, sanayileşme, dijitalleşmede hâlâ almamız gereken çok yol var.

BİRLİKTE YÜKSELME ZAMANI

Son 70-80 yılda demokrasimiz hep darbelerle kesintiye uğradı. Hep darbelerle demokrasi sarkacında gidip geldik. Son 40 yılda ise silahın varlığı demokraside otoriterleşmenin, ekonomide ise eşitsiz gelişmenin gerekçesi yapıldı. Şimdi bu gerekçenin ortadan kalkması tarihsel fırsatı ile karşı karşıyayız. Bunu oy kaygıları ile heba etmeyelim. İktidarlar gelip geçer, partiler kazanır kaybeder ama asıl olan ülkedir, ülkenin barışı, refahı ve gönencidir. Bu noktada ülkeyi yönetenlere düşen artık 21. yüzyılı ıskalamamaktır.

Bu yüzyılın Türkiye yüzyılı olması için de güçlü bir ekonomi, demokratik bir devlet, barış içinde huzurla bir toplum ve özgür bireylerin oluşturduğu demokratik bir cumhuriyete ihtiyacımız var. Eşit temelde barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğu kapının önündeyiz. Hırslarımıza kapılıp bu kapıyı birbirimize kapatmayalım. O yüzden şimdi kucaklaşma zamanıdır, birlikte ilerleme ve yükselme zamanıdır.

PROF. DR. AHMET ÖZER

ESENYURT BELEDİYE BAŞKANI