İşçi sendikalarının demokrasiye borcu - Dr. Engin ÜNSAL
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

İşçi sendikalarının demokrasiye borcu - Dr. Engin ÜNSAL

31.08.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

İslam cumhuriyetlerinde işçi sendikaları yoktur. Varsa bile sendikalar hükümetlerin güdümünde olan kukla sendikalardır. Öyleyse özgür sendikalar ancak demokrasinin var olduğu ülkelerde yaşama şansı bulur. Bu nedenle sendikalar demokrasinin ürünüdür diyebiliriz. Sendikaların üyelerine karşı sorumlu oldukları kadar demokrasinin korunması ve kollanmasına karşı da sorumlulukları vardır. Demokrasi anlayışından sapıldığı, çalışanların haklarının yadsındığı durumlarda sendikaların doğal haklarını kullanarak hükümetleri, işverenleri protesto etmeleri evrensel bir hak olarak kabul edilmektedir. Bunun başarılı örnekleri son zamanlarda Fransa ve İsrail de açıkça sergilenmiş ve hükümetler bu durumu doğal bir hakkın kullanımı olarak kabul ettiklerinden protestolara müdahaleleri en alt düzeyde olmuştur.

DAR ANLAMDA SENDİKACILIK

Batılı ülkelerde sendikacılık geniş anlamı ile aktif sendikacılık olarak algılanmasına karşılık bizde pasif sendikacılık anlayışı yaygındır. Üç işçi konfederasyonun var olduğu ülkemizde DİSK’in cılız çıkışlarını saymazsak üye sayısı olarak büyük diğer iki konfederasyon kuzuların sessizliği içinde iktidara uyum sağlama yarışı içinde olmaları anlaşılması zor bir tutumdur. Bu da ülkemizde demokraside kolay sapmalara ve çalışanların açık ve yaygın sömürüsüne neden olmaktadır.

Bu konuda en çok üyeye sahip Türk-İş’e işçi hakları konusunda büyük sorumluluk düşmektedir. Bugün çalışma yasalarında işçi ve emekçinin aleyhine pek çok hüküm olmasına karşın Türk-İş’in bu yasalarda mutlaka yapılması gereken değişiklikler için hiçbir öneride bulunmaması bu konuda hiçbir çalışma da yapmaması dikkat çekicidir. İşçi haklarının yasalarda böylesine eksik düzenlenmesini kabullenmesi ve sesini çıkarmamasını anlamak mümkün değildir. Ülkede var olan yaygın işsizlik, yoksulluk, açlık sınırında çalışanlar, sığınmacıların çalışma ortamını önemli ölçüde işgalleri yanında emekçilerin çok önemli sorunları vardır. Memurların grev hakkı yoktur. 16 milyon çalışanın olduğu ülkemizde bir sözleşmeden yararlanan ve aidat ödeyen sendika üyesi işçinin sayısının bir milyonun altında olması ve çoğunluğun sendika güvencesinden yararlanamaması önemli bir sorundur. Grevlerin siyasal bir kuruluş olan hükümet tarafından ertelenmesi ve sonunda “Yüksek Hakem Kurulu”na gidilerek sözleşmelerin işçi aleyhine bağıtlanması, işsizlik sigortasından yararlanma koşulunun zor, ödentinin çok az olması, sendika üyeliği güvencesinin çok yetersiz oluşu nedeni ile sendikalı üyelerinin kolayca işten çıkarılmaları eksik işçi haklarının bazı başlıklarıdır. Bu konularda bugüne kadar bir girişim yapmayan Türk-İş yöneticilerinin sorumluluğu ve yetersizliği çok açıktır ve mutlaka yöneticiler kendilerini sorgulamalıdırlar.

CHP’NİN YAPAMADIĞINI

Ülke ağır bir ekonomik bunalım tünelinden geçmekte ve bu bunalımın altında en çok işçiler, memurlar ve emekliler ezilmektedir. Kendi iç sorunları ile boğuşan CHP muhalefet görevini yapamamakta ve hükümet politikaları üzerinde etkili olamamaktadır. CHP’nin yapamadığı muhalefeti, temsil ettiği işçiler ve en yaygın örgütlü kuruluş olarak toplum adına başta Türk-İş olmak üzere tüm sendikalar ve konfederasyonlar yapmak zorundadırlar. Bunu yapmadıkları sürece yoksulluktan, sömürüden yakınmaya hakları olmayacaktır.

Türk-İş yöneticilerine şunu hatırlatmak isteriz: Suskun kalmasının işçi sınıfına hiçbir yararı yoktur aksine var olan sömürünün sürmesine onay vermekten başka anlam taşımaz.

Söz gümüşse sükût (sessizlik) altındır deyimi işçi sınıfı için geçerli değildir. İşçi sınıfı ve önderleri gerek kendi hakları gerekse toplumun çıkarı için demokratik haklarını kullanarak ayağa kalkmazsa bu düzen ve emek sömürüsü devam edecek demektir. Türk-İş emek sömürüsü devam etsin diye değil yok edilsin diye kurulmuştur. Bu gerçeğin asla unutulmaması gerekir ve demokrasiye olan borçlarını da ancak böyle ödeyebilirler.

DR. ENGİN ÜNSAL

15. DÖNEM CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

Yazarın Son Yazıları

Mustafa Kemal ve ‘Çanakkale Efsanesi’ - Hüner Tuncer

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğratılan müttefik güçler, Çanakkale Boğazı’nı yalnızca donanma ile geçemeyeceklerini anlamıştı.

Devamını Oku
25.04.2026
Okul kapısında biriken öfke - Deniz Öztürk

Şiddet, Türkiye’de artık tekil bir davranış değil; dilde kurulan, kültürde beslenen ve kurumlarda derinleşen yapısal bir sorundur.

Devamını Oku
25.04.2026
BİÇİM, İÇERİK VE KALKINMA - Necdet Adabağ

Biçim, bir şeyin dış görünüşüdür.

Devamını Oku
25.04.2026
Şeffaflaşan baskı - Fadime Uslu

Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan’da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında.

Devamını Oku
24.04.2026
Güç zehirlenmesi - Suna Türkoğlu

Anayasamıza göre “Devletin temel amaç ve görevleri” Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.

Devamını Oku
24.04.2026
Egemenliğin adı: 23 Nisan - Hamza Kiye

23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açıldığı tarih değildir.

Devamını Oku
23.04.2026