Maden işçilerinin zaferi üzerine - Cuma Gürsoy
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Maden işçilerinin zaferi üzerine - Cuma Gürsoy

30.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Onlar ki toprakta karınca, suda balık kadar çokturlar / Mücadelemizde sadece onların destanı vardır.”

- Nâzım Hikmet Ran

Türkiye işçi sınıfına bin selam. Direnenleri yaratanlara da selam olsun. Tarih, her zaman direnenleri yazmıştır: “Bu havalarda dövüşenler de var.”

Şu günlerde, Doruk Maden işçileri bir destan yazmıştır. Bu direniş, sınıf sendikacılığı açısından da önemli bir moral kaynağı olmuş; sarı sendikacılık ile sınıf sendikacılığı arasındaki ayrımı somut bir biçimde ortaya koymuştur. Sendikacılık yalnızca ekonomik hakların kazanımından mı ibarettir? Elbette hayır. Ekonomik haklar büyük önem taşımakla birlikte, iş güvenliği ve çalışma güvenliği gibi konular da en az bunlar kadar yaşamsaldır.

Doruk Maden işçileri, toplumun üzerindeki ölü toprağını kaldırmış, direnenlerin kazanacağını bir kez daha tüm açıklığıyla göstermiştir. Bu bağlamda işçilerin önderlik vasfı da ayrıca önem kazanmaktadır. Her mücadelede olduğu gibi, burada da etkin bir önderlik direnişin başarıya ulaşmasında belirleyici rol oynamıştır. Maden işçilerinin zaferini kutluyorum. Yaşam bize bir kez daha şunu öğretmiştir: Direnmek, kazanmaktır. Direnmeyen, baştan kaybeder.

Dönemin en güzel sloganlarından biri olan “Direne direne kazanacağız, ya hep beraber ya da hiçbirimiz” ifadesinin doğruluğu, bu direnişle bir kez daha kanıtlanmıştır.

Bu noktada Ankara’nın demokratik güçlerinin desteğini de unutmamak gerekir. Siyasi partiler, dernekler, kişiler ve tüm duyarlı kesimler üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiştir. Ankara halkı, direnen maden işçilerinin yanında olmuş; hep birlikte kazanılmıştır. İşçi sınıfı, tarihe düştüğü bu not ile mücadele azminin ne denli güçlü olduğunu kanıtlamıştır.

Burada iki farklı çizgiyi birbirinden ayırmak gerekmektedir: Doruk Maden işçileri direndi ve kazandı. Oysa Divriği maden işçilerinin durumu farklıydı: Örgütlülük yeterli düzeyde değildi. Dolayısıyla baştan itibaren uzlaşmacı bir tavır hâkimdi. İşçiler, “Grev çadırında görünürsek patron bizi geri işe almaz” gibi çekinceler taşıyordu. Ne yazık ki bazı çevreler de bu korkuları körükledi. Divriği halkı ve Divriği Kültür Dernekleri sahip çıkmaya çalışsa da demokratik kitle örgütleri olayı sahiplense de dışarıdan gelen destek ancak bu kadarına olanak tanıdı. Oysa sınıf, kendi davasına bizzat sahip çıkmalıdır; sonrasında dışarıdan yardım beklemek, stratejik bir hata olacaktır. “Kendi davası için dövüşmeyenler, düşmanın davası için dövüşecektir” sözü, bu gerçeği ne güzel özetlemektedir.

1 Mayıs’ın öncesinde, işçilerin birlik ve dayanışmasının ne kadar kıymetli olduğu belleklere yeniden kazınmıştır. Yaşasın sınıf dayanışması, yaşasın maden işçilerinin direnişi!

CUMA GÜRSOY

YAZAR