Shakespeare’in Julius Caesar eserindeki o eski replik, “Sen de mi Brütüs? Öyleyse yıkıl Sezar!”, ihaneti, bir hançer darbesinden çıkarıp, Batı’nın politik bilinçaltına kazıyan kozmik bir çöküş anıdır...
Brütüs’ün hançeri yalnızca bedeni değil, Fides’i, yani Roma’yı ayakta tutan karşılıklı güven sözleşmesini deler. Güçlü imparatorlukları ve köklü siyasi yapıları dış düşmanlar yıkamaz. Gerçek yıkım, içeridekilerin, yani kendi evlatlarının ihanetiyle başlar…
Tarih bize bu döngünün insani hırslar yüzünden sıkça tekrarlandığını gösterir ki siyasetin doğasında hep var olan bu trajedi ancak akıl, bilim ve güçlü kurumlar vasıtasıyla tam olarak aşılabilir. İhanetin tarihsel/hukuki boyutu ile Shakespeare’in edebi dehası, Sezar’ın ölümünü sıradan bir cinayetten çıkarıp zamansız bir başyapıta dönüştürür.
Sezar trajedisinden modern parti dinamiklerine uzanan bu yolculuk bize şunu gösterir: En büyük güç, dışarıdaki düşmanları yok etmek değil, içerideki güven sözleşmesini çağın şartlarına göre sürekli tazeleyebilmektir. Bir siyasi yapı, dijital çağın hızına ayak uydururken kurumsal belleğini koruyabiliyor ve seçmenini; güvenle, umutla, yenilenmeyle konsolide edebiliyorsa, gerçek anlamda yıkılmaz olur.
ANTİDEMOKRATİK KUŞATMA
Günümüz Türkiye’sinde siyaset sahnesi, bu eski trajedinin modern ve çok daha tehlikeli bir versiyonuna ev sahipliği yapıyor. Saray’ın, “Türkiye Yüzyılı” adı altında inşa etmeye çalıştığı antidemokratik sultanlık düzeninin karşısındaki en büyük kale, saltanatı yıkıp Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP’ye toptan saldırıyı içeren senaryonun bir ayağı Saray ve ortaklarına, diğer ayağı uluslararası sömürü güçlerine dayanıyor.
Bugün parti içinde yürütülen “mutlak butlan” ve geçmiş kurultayların hukuken “yok hükmünde” sayılması tartışmaları, basit bir klik savaşı ya da parti içi hesaplaşma değildir.
Bu durum, CHP’yi en kritik seçim virajında YSK eliyle felç edecek kolektif bir aklın operasyonudur.
Ancak kamuoyu, CHP’deki mevcut sarsıntıları sığ suların popüler sorusuna indirgeyerek izliyor: “Genel başkan kim olacak?” Oysa manşetlerin arkasında, Türk demokrasisinin geleceğini rehin alabilecek güçte, sinsi bir hukuki mühendislik yürütülüyor.
Asıl hedef CHP yönetimini yenilemek mi, yoksa muhalefetin en büyük kalesinin altına, doğru zamanda patlatılmak üzere hukuki bir mayın döşemek mi? Muhalefeti sandıkta yenemeyenlerin, onu hukuken sandığın dışına itecek yollar araması siyaset tarihinin en eski refleksidir.
Menderes döneminden beri süregelen partiyi içeriden dizayn etme ustalıkları ve rüzgâra göre yelken açan modern Brütüsler, iktidarın bu antidemokratik kuşatmasına adeta can suyu taşımaktadır.
TARİH DİK DURUŞU YAZACAK
Unutulan şudur: Brütüs’lerin açtığı her yara, sadece o günkü lideri değil, ülkenin laik ve çok sesli geleceğini kanatır. Bir partiyi içerideki hainlerden ve/veya dışarıdan gelecek tehlikelerden koruyan yegâne zırh, mutlak lider kibri ya da körü körüne biat kültürü değil; kuralların, kurumsal aklın ve hukuki uyanıklığın gücüdür. Eleştiriyi kurumsal mekanizmalarla şeffaflaştırıp sadakati şahıslara değil, ilkelere bağlayan yapılar yıkılmaz olur.
Bugün CHP, sığ iktidar hırslarıyla içeriden hançer bileme lüksüne sahip değildir. Karanlık senaryoların panzehiri, geçmişin kurumsal belleğini korurken, yüzünü geleceğe dönebilen bir uyanıklıktır.
CHP, 1919’un bir haziran gecesinde Amasya’da yazılan o tarihi genelgenin izinden yürümek zorundadır: “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bu sahne elbet bir gün kapanacak. Kapandığında, geriye ne küçük hesaplar kalacak ne de modern Brütüsler. Tarih yalnızca zamanın en kritik dönemeçlerinde eğilmeyen başların dik duruşunu yazacaktır.
METİN DEVRİM
YAZAR