Yeniden Cumhuriyet - Ümit Uysal
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yeniden Cumhuriyet - Ümit Uysal

07.08.2024 11:09
Güncellenme:
Takip Et:

Yüzyıl önce umutluyduk. Büyük badireleri birlikte atlatmıştık. Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Kurtuluş Savaşı geride kalmıştı. Önümüz, ufkumuz açıktı. Anadolu’da yaşayan bütün toplulukları kapsayan, kucaklayan, vatandaşlık bağına dayalı bir ulus tarifi yaptık. Yeni Cumhuriyetin ruhunu, Anadolu’da yaşayan bütün insanlarımızla bu şekilde inşa ettik.

Emperyalizmle doğrudan bağlantılı “Din elden gidiyor” provokasyonuna kapılan kesim dışında hemen hemen hiç kimsenin ayrılıkçı bir tutumu yoktu. 

Tasada ve kıvançta beraberdik. Kalkınmak istiyorduk. Savaşlardan hırpalanan nüfusumuzu toparlamak istiyorduk. Sanayileşmek istiyorduk. Yurdumuzu imar etmek, dünyanın saygın bir ülkesi olmak, en gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmek istiyorduk. Önderimiz Atatürk’ün deyimiyle “Muasır medeniyet’’ seviyesine yükselmek istiyorduk. İlimle irfanla barışık, üreten gelişen bir ülke olmalıydık.

Sadece egemenliği millete aktarmak yetmiyordu. İnsanlarımızın inanç dünyasını yüzyıllardır etkileyen, Arap coğrafyası merkezli bazı bağnaz akımları yaşamımızdan çıkarmamız gerekiyordu. Aradaki ruhban sınıfı ortadan kaldıran, insanların doğrudan öğrenerek inanç dünyalarını oluşturabilmelerini sağlayan, ülke genelinde bütünlük oluşturan düzenlemelere gidildi.

Bu kapsamda;

- Tekke ve zaviyeler kapatıldı.

- Şeriyye ve Evkaf Vekâleti lağvedildi.

- Eğitim sistemini birleştirmek için Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarıldı.

- Latin alfabesine geçildi.

- Atatürk’ün isteğiyle Elmalılı Hamdi Yazır’a, hurafelerden arındırılmış, herkesin anlayacağı dilde, 9 ciltlik “HAK DİNİ KURAN DİLİ” adlı Kuran tefsiri yazdırıldı.

- Ülke genelinde din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. 

Bu değişim bugüne kadar İslam dünyasının gördüğü en büyük aydınlanma hareketidir.

İslami inanç dünyamız aracısız, doğrudan Kuranıkerim’den öğrenilebilen, bireylerin bağımsız okuma, öğrenme ve yorumlamalarına açık, ilimle irfanla barışık hale getirildi.

Dünyayla hem bütünleşebilmek hem de rekabet edebilmek için kapsamlı bir hukuk reformuna gidildi. İdare, ticaret, ceza ve medeni hukukta farklı Batı ülkelerinden örnekler hayata geçirildi. 

Cinsiyet eşitliğinin, kuşaklar arası bütünlüğün sağlanması için köklü reformlar yapıldı.

***

Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve ilerleme dönemlerinde ulusal pazarı koruma ve milli üretim bilinci hiç yoktu. Sonradan bir miktar geliştiyse de bu kez imparatorluğun ulusal pazarı ve milli üretimi korumaya gücü yetmez hale gelmişti. Batılılar yüzlerce yıl boyunca, uluslararası ticareti odağına alan, altın-gümüş gibi değerli madenler kazanmaya dayalı merkantilizmle zenginleşip sermaye birikimini sağlarken, savaş ekonomisine bağımlı Osmanlı bu sürecin dışında kalmış, en güçlü döneminde Fransızlara kapitülasyonları bahşetmiştir. Böylece iç pazarını yabancıların çiftliği haline getirmiştir.

Özellikle 1838 yılında imzalanan Balta Limanı Antlaşması’ndan başlayarak birçok Batılı ülkeye tanınan gümrük muafiyeti, ulusal sermayenin, ulusal üretimin, iç pazarın gelişmesinin önünü tıkanmıştır. Büyük bütçe açıkları, iç ve dış borçlarla karşılanmış, nihayetinde bazı bölgelerin piyasa denetimi ve gelirleri tamamen alacaklıların yönetimine bırakılmıştır. 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla, 1929 yılından itibaren geçerli olacak şekilde tek taraflı gümrük ayrıcalıkları ve kapitülasyonlar kaldırılmıştır.

İzmir İktisat Kongresi ve diğer iktisadi kararlarla Cumhuriyetimizin bağımsız bir ekonomi, kalkınma ve sanayileşme ruhuna sahip olması sağlanmıştır. Yerli sermayenin desteklenmesi, devlet eliyle sanayileşme gibi hamleler yapılmıştır. İç pazarı güçlendirmek, üretim ağlarını ve pazarı birbirine bağlamak, ülkenin demiryollarını yurdun her köşesine ulaşacak şekilde tamamlamak gibi uygulamalar hayata geçirilmiştir. Belli sektörlerin gelişimini desteklemek ve rekabet gücünü arttırmak için korumacı gümrük tarifeleri düzenlenmiştir.

Hayata geçirilen kararlı politikalarla hızlı sonuçlar aldık. Bütün dünyayı derinden etkileyen 1929 Dünya Ekonomik Buhranından en az hasarla ayrıldık.1939 yılına gelindiğinde kişi başına düşen milli gelir, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılının iki katına çıkmıştı. Türkiye her ne kadar İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da herhangi bir tehdide karşı hazırlıklı olmak zorundaydı. Ülke nüfusunun yüzde 6’sını oluşturan yaklaşık bir milyon kişi silah altına alındı. Hazır bekletildi. Savaş koşullarından dolayı dış ticaret ağının önemli ölçüde daralması, aktif işgücünün önemli bir kısmının askere alınmasından dolayı iktisadi anlamda ciddi zorluklar yaşanıyordu. Planlı kalkınma modeline dayanan iktisat politikalarının sağladığı altyapı Türkiye’yi bütün tehditlere rağmen ayakta tutmuştur. 1923’te kurulan Cumhuriyetimiz 1929 büyük ekonomik bunalımını ve yıkıcı İkinci Dünya Savaşı’nı sağ salim atlatarak kalıcı olmayı başarmıştır.

***

Bugün ihtiyacımız olan nedir?

Yüzyıl önceki umuda ve heyecana ihtiyacımız var. Tasada ve kıvançta beraber olmaya çok ihtiyacımız var. Yüzyıl önce olduğu gibi, ayrımsız, hep birlikte ortak geleceğimizi yeni baştan, güçlü bir şekilde inşa etmeye çok ihtiyacımız var. Dünyayla onurlu bir şekilde bütünleşmeye hem de rekabet edebilir düzeye erişmeye her şeyden çok ihtiyacımız var.

Ülkemiz basiretsiz, beceriksiz politikacıların ellerinde kimlikler üzerinden ayrıştırıldı, toplum kutuplaştırıldı. Sınırlarımız yanlış dış politika ve maceraperest bir anlayışın sonucunda hallaç pamuğuna döndü. Düzensiz ve kontrolsüz göçlerle Türkiye mülteci enflasyonuna uğradı.

Geçtiğimiz günlerde Fransa’da yapılan genel seçimde “Sol İttifak”ın lideri olarak sandıktan birinci çıkan Jean-Luc Melenchon zafer konuşmasında şunları söylemişti:

“Fransız olmak ne bir din ne bir dil ne de bir ten rengidir. Fransız olmak dokunulmaz bir siyasi sözleşmedir. Bu bizi ufuk çizgisi sürekli genişleyen, bitimsiz bir halk yapar.”

Melenchon’un tanımını yaptığı vatandaşlık kavramı, Cumhuriyetin kurucu kadrosunun yüzyıl önce yaptığı tanımın birebir aynısıdır.

Son 60 yıldır birileri Türklerin ve Kürtlerin ne kadar farklı halklar olduğunu anlatıyor. Silahlı mücadele yöntemiyle Türkiye’yi ayrıştırmak için elinden gelen kötülüğü yapanlar var. Ancak bu ayrıştırma çabasının hayatta bir karşılığı yoktur. İnsanlar birbirinden ayrışmıyor. Birileri Kürtçenin Hint-Avrupa, Türkçenin Ural-Altay dil grubundan olduğunun altını çize dursun, halkımız Türkçe ve Kürtçedeki oranı yüzde 30’ları bulan ortak kelimelerle konuşuyorlar. Birbirlerinden ayrılmayan bir bütün olarak hissetmeye devam ediyorlar. Bu birlik duygusu müreffeh ve demokratik ortak geleceğimizdir. Bunu güçlendirmeye devam etmeliyiz.

Hukuk sistemimiz siyasallaşmış ve adaletin terazisi yok olmaya yüz tutmuş haldedir. Hızla bağımsız ve güvenilir bir yargı teşekkül ettirmek hem sosyal ve siyasal yaşamımız hem de ekonomik kalkınmamız için zorunluluktur.

Ekonomimiz maalesef karaya oturmuş her gün su alan bir gemiye dönüştürüldü.255 milyar dolar ihracatımız, 361 milyar dolar ithalatımız var. Verimsizlik, plansızlık, israf ve yolsuzluklar belimizi büktü. Ekonomimizin ileri teknoloji ve yeşil sanayileşme olgusuyla yeniden düzenlenmesine, üretim ve ihracata dayalı olarak yapılanmasına, yolsuzlukların önlenmesi için köklü bir seferberliğe, liyakate ve mesleki yeterliliğe dayalı yeni bir teşvik politikasına, nitelikli mesleki eğitime çok ihtiyacımız var.

İnanç dünyamızın ruhban sınıfından yani kendisini mehdi ya da veli ilan etmeye kalkışan aracılardan arınması, İslami inanç dünyamızın temel kaynaklara dayandırılması ve bu alanda farklı düşünen farklı inanan kişi ya da gurupların hak ve hürriyetlerinin korunması, yüzyıl önce olduğu gibi bugün de titizlikle üzerinde durulması gereken bir konu olmaya devam ediyor.

Demokrasimizin tüm kurum ve kuruluşlarıyla her türlü farklılığı kucaklayacak ve özgür düşünce ortamını sağlayacak bir şekilde düzenlenmesine ihtiyaç var.

İnsanların hologram görüntüleriyle toplum önüne çıkabildiği, bir tek kişinin yapay zekâ yardımıyla, hologram görüntüsüyle 172 dili konuşabildiği, bütün dillerin anında küçük bir cihaz yardımıyla simultane çevrilerek aktarılabildiği bugünün dünyasında bize çok önemli konularmış gibi anlatılan ayrıştırıcı, keskin tutumlara gülüp geçmeli hatta bu tip yaklaşımlarla mücadele etmeliyiz. Bunun yerine hayatta karşılığı olan sorunlara odaklanan, birliğimizi beraberliğimizi ortak ruhumuzu güçlendiren tutumlar içinde olmamızın mutlak yararı vardır.

Bugün umuda, dayanışmaya, birlikte çalışmaya, birlikte hayat kurmaya, bütün farklılıklarımızdan muhteşem bir birlik çıkarmaya, dokunulmaz siyasal, anayasal sözleşmemize sahip çıkarak; anayasamızın tarif ettiği eşit anayasal vatandaşlığı ve birlikte yaşama kültürünü koymaya, bu anlamda “Türk milleti” olma kavramına, kamu yararını her türlü ayrılığın önünde tutmaya çok ihtiyacımız var.

‘’Yeniden Cumhuriyet’’ demeye çok ihtiyacımız var.

Haydi diyelim.

Vira Bismillah!

YENİDEN CUMHURİYET!

*Ümit Uysal (Muratpaşa Belediye Başkanı)

Yazarın Son Yazıları

Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025