Yeniden Cumhuriyet - Ümit Uysal
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yeniden Cumhuriyet - Ümit Uysal

07.08.2024 11:09
Güncellenme:
Takip Et:

Yüzyıl önce umutluyduk. Büyük badireleri birlikte atlatmıştık. Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Kurtuluş Savaşı geride kalmıştı. Önümüz, ufkumuz açıktı. Anadolu’da yaşayan bütün toplulukları kapsayan, kucaklayan, vatandaşlık bağına dayalı bir ulus tarifi yaptık. Yeni Cumhuriyetin ruhunu, Anadolu’da yaşayan bütün insanlarımızla bu şekilde inşa ettik.

Emperyalizmle doğrudan bağlantılı “Din elden gidiyor” provokasyonuna kapılan kesim dışında hemen hemen hiç kimsenin ayrılıkçı bir tutumu yoktu. 

Tasada ve kıvançta beraberdik. Kalkınmak istiyorduk. Savaşlardan hırpalanan nüfusumuzu toparlamak istiyorduk. Sanayileşmek istiyorduk. Yurdumuzu imar etmek, dünyanın saygın bir ülkesi olmak, en gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmek istiyorduk. Önderimiz Atatürk’ün deyimiyle “Muasır medeniyet’’ seviyesine yükselmek istiyorduk. İlimle irfanla barışık, üreten gelişen bir ülke olmalıydık.

Sadece egemenliği millete aktarmak yetmiyordu. İnsanlarımızın inanç dünyasını yüzyıllardır etkileyen, Arap coğrafyası merkezli bazı bağnaz akımları yaşamımızdan çıkarmamız gerekiyordu. Aradaki ruhban sınıfı ortadan kaldıran, insanların doğrudan öğrenerek inanç dünyalarını oluşturabilmelerini sağlayan, ülke genelinde bütünlük oluşturan düzenlemelere gidildi.

Bu kapsamda;

- Tekke ve zaviyeler kapatıldı.

- Şeriyye ve Evkaf Vekâleti lağvedildi.

- Eğitim sistemini birleştirmek için Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarıldı.

- Latin alfabesine geçildi.

- Atatürk’ün isteğiyle Elmalılı Hamdi Yazır’a, hurafelerden arındırılmış, herkesin anlayacağı dilde, 9 ciltlik “HAK DİNİ KURAN DİLİ” adlı Kuran tefsiri yazdırıldı.

- Ülke genelinde din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. 

Bu değişim bugüne kadar İslam dünyasının gördüğü en büyük aydınlanma hareketidir.

İslami inanç dünyamız aracısız, doğrudan Kuranıkerim’den öğrenilebilen, bireylerin bağımsız okuma, öğrenme ve yorumlamalarına açık, ilimle irfanla barışık hale getirildi.

Dünyayla hem bütünleşebilmek hem de rekabet edebilmek için kapsamlı bir hukuk reformuna gidildi. İdare, ticaret, ceza ve medeni hukukta farklı Batı ülkelerinden örnekler hayata geçirildi. 

Cinsiyet eşitliğinin, kuşaklar arası bütünlüğün sağlanması için köklü reformlar yapıldı.

***

Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve ilerleme dönemlerinde ulusal pazarı koruma ve milli üretim bilinci hiç yoktu. Sonradan bir miktar geliştiyse de bu kez imparatorluğun ulusal pazarı ve milli üretimi korumaya gücü yetmez hale gelmişti. Batılılar yüzlerce yıl boyunca, uluslararası ticareti odağına alan, altın-gümüş gibi değerli madenler kazanmaya dayalı merkantilizmle zenginleşip sermaye birikimini sağlarken, savaş ekonomisine bağımlı Osmanlı bu sürecin dışında kalmış, en güçlü döneminde Fransızlara kapitülasyonları bahşetmiştir. Böylece iç pazarını yabancıların çiftliği haline getirmiştir.

Özellikle 1838 yılında imzalanan Balta Limanı Antlaşması’ndan başlayarak birçok Batılı ülkeye tanınan gümrük muafiyeti, ulusal sermayenin, ulusal üretimin, iç pazarın gelişmesinin önünü tıkanmıştır. Büyük bütçe açıkları, iç ve dış borçlarla karşılanmış, nihayetinde bazı bölgelerin piyasa denetimi ve gelirleri tamamen alacaklıların yönetimine bırakılmıştır. 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla, 1929 yılından itibaren geçerli olacak şekilde tek taraflı gümrük ayrıcalıkları ve kapitülasyonlar kaldırılmıştır.

İzmir İktisat Kongresi ve diğer iktisadi kararlarla Cumhuriyetimizin bağımsız bir ekonomi, kalkınma ve sanayileşme ruhuna sahip olması sağlanmıştır. Yerli sermayenin desteklenmesi, devlet eliyle sanayileşme gibi hamleler yapılmıştır. İç pazarı güçlendirmek, üretim ağlarını ve pazarı birbirine bağlamak, ülkenin demiryollarını yurdun her köşesine ulaşacak şekilde tamamlamak gibi uygulamalar hayata geçirilmiştir. Belli sektörlerin gelişimini desteklemek ve rekabet gücünü arttırmak için korumacı gümrük tarifeleri düzenlenmiştir.

Hayata geçirilen kararlı politikalarla hızlı sonuçlar aldık. Bütün dünyayı derinden etkileyen 1929 Dünya Ekonomik Buhranından en az hasarla ayrıldık.1939 yılına gelindiğinde kişi başına düşen milli gelir, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılının iki katına çıkmıştı. Türkiye her ne kadar İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da herhangi bir tehdide karşı hazırlıklı olmak zorundaydı. Ülke nüfusunun yüzde 6’sını oluşturan yaklaşık bir milyon kişi silah altına alındı. Hazır bekletildi. Savaş koşullarından dolayı dış ticaret ağının önemli ölçüde daralması, aktif işgücünün önemli bir kısmının askere alınmasından dolayı iktisadi anlamda ciddi zorluklar yaşanıyordu. Planlı kalkınma modeline dayanan iktisat politikalarının sağladığı altyapı Türkiye’yi bütün tehditlere rağmen ayakta tutmuştur. 1923’te kurulan Cumhuriyetimiz 1929 büyük ekonomik bunalımını ve yıkıcı İkinci Dünya Savaşı’nı sağ salim atlatarak kalıcı olmayı başarmıştır.

***

Bugün ihtiyacımız olan nedir?

Yüzyıl önceki umuda ve heyecana ihtiyacımız var. Tasada ve kıvançta beraber olmaya çok ihtiyacımız var. Yüzyıl önce olduğu gibi, ayrımsız, hep birlikte ortak geleceğimizi yeni baştan, güçlü bir şekilde inşa etmeye çok ihtiyacımız var. Dünyayla onurlu bir şekilde bütünleşmeye hem de rekabet edebilir düzeye erişmeye her şeyden çok ihtiyacımız var.

Ülkemiz basiretsiz, beceriksiz politikacıların ellerinde kimlikler üzerinden ayrıştırıldı, toplum kutuplaştırıldı. Sınırlarımız yanlış dış politika ve maceraperest bir anlayışın sonucunda hallaç pamuğuna döndü. Düzensiz ve kontrolsüz göçlerle Türkiye mülteci enflasyonuna uğradı.

Geçtiğimiz günlerde Fransa’da yapılan genel seçimde “Sol İttifak”ın lideri olarak sandıktan birinci çıkan Jean-Luc Melenchon zafer konuşmasında şunları söylemişti:

“Fransız olmak ne bir din ne bir dil ne de bir ten rengidir. Fransız olmak dokunulmaz bir siyasi sözleşmedir. Bu bizi ufuk çizgisi sürekli genişleyen, bitimsiz bir halk yapar.”

Melenchon’un tanımını yaptığı vatandaşlık kavramı, Cumhuriyetin kurucu kadrosunun yüzyıl önce yaptığı tanımın birebir aynısıdır.

Son 60 yıldır birileri Türklerin ve Kürtlerin ne kadar farklı halklar olduğunu anlatıyor. Silahlı mücadele yöntemiyle Türkiye’yi ayrıştırmak için elinden gelen kötülüğü yapanlar var. Ancak bu ayrıştırma çabasının hayatta bir karşılığı yoktur. İnsanlar birbirinden ayrışmıyor. Birileri Kürtçenin Hint-Avrupa, Türkçenin Ural-Altay dil grubundan olduğunun altını çize dursun, halkımız Türkçe ve Kürtçedeki oranı yüzde 30’ları bulan ortak kelimelerle konuşuyorlar. Birbirlerinden ayrılmayan bir bütün olarak hissetmeye devam ediyorlar. Bu birlik duygusu müreffeh ve demokratik ortak geleceğimizdir. Bunu güçlendirmeye devam etmeliyiz.

Hukuk sistemimiz siyasallaşmış ve adaletin terazisi yok olmaya yüz tutmuş haldedir. Hızla bağımsız ve güvenilir bir yargı teşekkül ettirmek hem sosyal ve siyasal yaşamımız hem de ekonomik kalkınmamız için zorunluluktur.

Ekonomimiz maalesef karaya oturmuş her gün su alan bir gemiye dönüştürüldü.255 milyar dolar ihracatımız, 361 milyar dolar ithalatımız var. Verimsizlik, plansızlık, israf ve yolsuzluklar belimizi büktü. Ekonomimizin ileri teknoloji ve yeşil sanayileşme olgusuyla yeniden düzenlenmesine, üretim ve ihracata dayalı olarak yapılanmasına, yolsuzlukların önlenmesi için köklü bir seferberliğe, liyakate ve mesleki yeterliliğe dayalı yeni bir teşvik politikasına, nitelikli mesleki eğitime çok ihtiyacımız var.

İnanç dünyamızın ruhban sınıfından yani kendisini mehdi ya da veli ilan etmeye kalkışan aracılardan arınması, İslami inanç dünyamızın temel kaynaklara dayandırılması ve bu alanda farklı düşünen farklı inanan kişi ya da gurupların hak ve hürriyetlerinin korunması, yüzyıl önce olduğu gibi bugün de titizlikle üzerinde durulması gereken bir konu olmaya devam ediyor.

Demokrasimizin tüm kurum ve kuruluşlarıyla her türlü farklılığı kucaklayacak ve özgür düşünce ortamını sağlayacak bir şekilde düzenlenmesine ihtiyaç var.

İnsanların hologram görüntüleriyle toplum önüne çıkabildiği, bir tek kişinin yapay zekâ yardımıyla, hologram görüntüsüyle 172 dili konuşabildiği, bütün dillerin anında küçük bir cihaz yardımıyla simultane çevrilerek aktarılabildiği bugünün dünyasında bize çok önemli konularmış gibi anlatılan ayrıştırıcı, keskin tutumlara gülüp geçmeli hatta bu tip yaklaşımlarla mücadele etmeliyiz. Bunun yerine hayatta karşılığı olan sorunlara odaklanan, birliğimizi beraberliğimizi ortak ruhumuzu güçlendiren tutumlar içinde olmamızın mutlak yararı vardır.

Bugün umuda, dayanışmaya, birlikte çalışmaya, birlikte hayat kurmaya, bütün farklılıklarımızdan muhteşem bir birlik çıkarmaya, dokunulmaz siyasal, anayasal sözleşmemize sahip çıkarak; anayasamızın tarif ettiği eşit anayasal vatandaşlığı ve birlikte yaşama kültürünü koymaya, bu anlamda “Türk milleti” olma kavramına, kamu yararını her türlü ayrılığın önünde tutmaya çok ihtiyacımız var.

‘’Yeniden Cumhuriyet’’ demeye çok ihtiyacımız var.

Haydi diyelim.

Vira Bismillah!

YENİDEN CUMHURİYET!

*Ümit Uysal (Muratpaşa Belediye Başkanı)

Yazarın Son Yazıları

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026