Dünya yeni bir savaş döngüsüne girdi, Türkiye de!

20 Haziran 2021 Pazar

Evet, daha ciddi bir küresel savaş süreci Biden dönemi ile başladı.

Kısaca bir bakalım:

İkinci Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu bir dünya oluştu. ABD’nin başını çektiği “Batı”, Sovyetler Birliği’nin başını çektiği “Doğu”. İki kutbun sınırını Avrupa ile Doğu Bloku oluşturdu. Ama küresel çapta, ABD’nin karşısında o zamanlar zayıf bir Çin, Vietnam, Kore bölgesi de ABD’nin “sosyalizmin yayılmasını” önleme amaçlı, Asya savaş alanıydı.

Bu süreç, “Soğuk Savaş” dönemi olarak tarihe geçti. ABD ve Sovyetler, nükleer füzelere sahip oldukları için askeri ve siyasi bakımdan bir “dehşet dengesi” kurulmuş ve bu denge küresel savaşı önleyici etki yapmıştı. Ama yerel savaşları değil.

Şüphesiz ki bir hegemonya çatışmasıydı yaşanan, ama “komünizm” ile “kapitalizm”, “hür dünya” ile “esir dünya” diye propagandası yapıldı.. 

Kapitalist emperyalistler, kendilerine “kapalı pazarı” hem mal hem sermaye ihracı için açma ve hegemonya alanlarını genişletme savaşı içindeydiler. 

Soğuk Savaş’ın ilk büyük çatışması Kore savaşı oldu. Menderes hükümeti, emperyalist amaçlara hizmete koşuyor; Meclis kararı bile almadan, NATO’ya girebilmek için, askerimizi Kore savaşına sokuyordu.

Ülke iradesini emperyalizme teslim

Bu karar, Türkiye’yi Türkiye yapan kurucu ilkelerinden, bağımsızlık duruşundan, ülke iradesinden vazgeçişi, ülke iradesinin yabancıya teslimi demekti.

NATO’ya böyle girdik. Rusya’ya karşı ABD-Batı kuşatmasının ileri cephe ülkesi yapıldık. Rusya’ya karşı atom füzeleri (Jüpiter) yerleştirildi topraklarımıza, ilk vurulacak, mahvedilecek cephe ülkesi yapıldık. Kore savaşına katılmamız, bizi, askerimizi Batı’nın kullanışlı aracına dönüştürdü.

Her şeyimizi feda ettik. Ağır sanayimizi, uçak sanayimizi...

Soğuk Savaş’ın ileri cephe ülkesi olarak, demokrasi yolunda gelişmemizi bile feda ettik. Ordu yönetimi Amerikanlaştırıldı, NATO’laştırıldı. Demokrasi inşası için atılan her adım boğduruldu, askeri darbeler bunun için yapıldı art arda. Batı için önemli olan demokrasi, ekonomik gelişme değil, tamamen kendi kontrollerinde savaşmaya hazır bir Türkiye’nin varlığı idi.

Bugünkü demokrasi ve ekonomi açığımızın kökleri ta 1950’lere, Amerikan güdümüne dayanıyor. Gladyolar da bu dönemin ürünüdür.

Tek kutuplu dünya

Soğuk Savaş 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile sona erecek ve tek kutuplu ABD dönemi başlayacaktı. Batılı bazı politik teorilere göre (Fukuyama), artık dünya kesinlikle ABD öncülüğünde kapitalist-emperyalist liberal düzene girmişti ve tarihin sonu gelmişti. Küreselleşmenin önündeki engellerin kaldırılması finans kapitalin dünya üzerindeki egemenliği de böyle başlayacaktı.

Ama hem kapitalizmin eşit olmayan gelişme yasası gereği hem Rusya’nın bu kez merkezi otoriter kapitalizmle hızla toparlanması ve üstüne üstlük Çin’in dünya sahnesine çıkması, dünyanın asla tek kutuplu olarak kalamayacağının kanıtları oldu ve bu konudaki teoriler kısa sürede çöktü.

Üstelik Çin Komünist Partisi sahneye kapitalizmin araçlarını ödünç alarak büyük bir güç halinde çıkıyordu. 

Çin’in bu politikası, Sovyetler Birliği reel sosyalizm uygulamasının, bireyin yaratıcı gücünü kolektivizm baskısı altında yok ettiği, yaratıcı-üretici güçlerin gelişmesi için belirli özgürlük alanlarına ihtiyacını göz ardı ettiği ve Batı kapitalizmi karşısında tutunamayıp çöktüğü dönemin, aslında özeleştirisi gibiydi. 

Çin, Sovyetler’in çöküşünü analiz etmiş, ondan ders almış ve Batı kapitalizmine ancak onun bu silahlarıyla karşı durulabileceğini keşfetmişti. 

Ayrıca Çin dünyaya, Batı kapitalizminin Afrika, Asya, Latin Amerika’daki sömürü araçlarına karşı yeni bir politika geliştirerek giriyor, oralarda genişliyor ve Batı’nın etki alanını daraltıyordu. 

Bu apayrı müthiş ve mükemmel bir konudur.

Hegemonya çatışması

Yaşadıklarımızın, aslında “sosyalizm - kapitalizm” çatışması olmadığını, hegemonya kurmak ve ekonomik olarak büyümek ve etki alanlarını mümkün olduğunca genişletmek olduğunu, bir insan ömrü içinde anlayacaktık.

Çin Komünist Partisi’nin politikaları apayrı bir olgu, nereye evrilir tartışılır.

Ama bugüne bağlı kalarak, ABD/ Batı-Çin-Rusya merkezli büyük çatışma alanları yaratıldığını ve Biden’ın NATO’ya geri dönüşünü yeni bir konseptle, savaş konseptiyle geliştirdiğini söyleyebiliriz.

Ve Ankara, bu savaş konsepti içinde, yine Menderes’in Kore kararında olduğu gibi, Batı’nın ileri cephe ülkesi yapılmamızda olduğu gibi, yine ordusu ile bu kez Kore değil, fakat Afganistan’da rol almaya talip olarak saf tuttu..

Tabii ki devam edecek! Başlığı aklınızda tutun!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları