Osman Ulagay

ABD faizi piyasaları karıştırabilir

20 Mayıs 2016 Cuma

Tam 35 yıl önce Cumhuriyet gazetesinde günlük bir ekonomi sayfası hazırlamaya başladığımda Türkiye’deki gazetelerde yer alan tek ekonomik gösterge bir köşeye sıkıştırılan “Altın Fiyatları” idi. O günün Türkiyesi’nde günlük olarak izlenebilecek başka hiçbir ekonomik gösterge yoktu. Bugün sıkça uğradığım marketin et bölümünde çalışan ve bu konulara meraklı olan arkadaş bana FED faizi konusundaki fikrimi soruyor.
Son yıllarda dünyada en yakından izlenen ekonomik gösterge hangisi diye sorarsanız hiç tereddüt etmeden “FED faizi” cevabını verebilirim. Kısaca FED diye anılan ABD Merkez Bankası’nın faiz politikası çok yakından izleniyor çünkü 2008’de doruğa tırmanan küresel finansal krizden bu yana, piyasalar öncelikle FED’in tutumuna bakarak yön buluyor.
Bu köşede bu konuya ilk kez girerken, bu süreci yakından izlememiş okurların da bulunabileceğini düşünerek, FED faizinin neden bu kadar önemli hale geldiğini hatırlatmanın yararlı olabileceğini düşündüm.

FED faizi neden önemli?
FED’in faiz oranını 2008’den beri sıfıra yakın düzeyde tutması, dünya ekonomisine ve piyasalara hayat suyu sağlayan likidite bolluğunun süreceği anlamına geldiği için bu kadar büyük önem kazandı. FED’in faizleri yükseltmeye başlaması ise bu dönemin sonuna gelindiğinin sinyalini verdiği için likidite bolluğuna bağımlı hale gelmiş olan herkesi korkutuyor.
FED’in asli görevi öncelikle ABD ekonomisindeki gelişmelere bakarak faiz politikasını belirlemek. Ancak 2008 krizi sonrasında, kitaplarda yazmayan gelişmelerin yaşandığı bir döneme girilmesi ve FED faizinin dünyada anahtar gösterge haline gelmesi, FED’in politikasını da etkiledi. FED’in faiz politikasını belirleyen Açık Piyasa Komitesi, dünya ekonomisindeki gelişmeleri de dikkate almaya başladı ve faiz artırma kararını defalarca erteledi.
Sonuçta faiz artırımı için gerekli koşulların oluştuğuna kanaat getiren FED, geçen yılın aralık ayında faiz oranlarını yüzde 0.25 yükselterek 2008’den sonraki ilk faiz artışını gerçekleştirdi. FED bu artışı yaparken 2016 yılında kademeli olarak yeni artışların da gündeme gelebileceğini açıkladı.

Şok gelince FED güvence verdi
FED’in geçen yılın sonu yaklaşırken, herkesin bu kararı beklediği bir noktada faizleri artırmaya başlaması ilk anda piyasalarda bir şok etkisi yaratmadı ama yılın son günlerinden itibaren, Çin borsasındaki ani düşüşün de etkisiyle, dünya borsalarında keskin düşüşler yaşanmaya başladı. Bu düşüşler 2016’nın ilkyarısında da sürdü ve hemen karamsar senaryolar yazıldı.
Bunun üzerine FED ağız değiştirdi, FED Başkanı Janet Yellen, 2016’da da çok ihtiyatlı bir faiz politikası izleneceğini, yeni faiz artışları konusunda hiç acele edilmeyeceğini açıkladı. FED’in güvence vermesi piyasaları rahatlattı, likidite bolluğu döneminin bir süre daha devam edeceği güvencesini alan piyasalar tekrar risk alma havasına girdi.
Bu ortamda Türkiye gibi “Yükselen Pazar” ülkelerine sermaye girişleri hızlandı, söz konusu ülkelerin paraları değerlendi, bu ülkelerde bahar havası esmeye başladı. Öte yandan ABD’de faiz artışlarının bir başka bahara kaldığı izleniminin doğması ABD Doları’nın değer kaybetmesine yol açtı.

Haziranda faiz şoku mu?
Bu koşullarda çoğu kimse FED’in uzunca bir süre faiz artırmayacağını düşünmeye başladı. FED Açık Piyasa Komitesi’nin nisanda yaptığı toplantıdan da beklendiği gibi bir faiz artışı kararı çıkmadı ve Komite’nin haziran ayında yapacağı toplantıda da faizleri artırmayacağı izlenimi yaygınlaştı.
Ancak önceki gün açıklanan Açık Piyasa Komitesi nisan toplantısının tutanakları, bu izlenimin pek de doğru olmadığını ortaya koydu. Tutanaklar, bazı Komite üyelerinin, piyasaların haziranda da faiz artışı olmayacağını varsayarak davranmasından rahatsız olduğunu ve hazirandaki bir faiz artışını gündemde tutmak istediğini gösteriyordu.
Haziranda faiz artışı olasılığının şimdi tekrar gündeme gelmesi, faiz artışının olumsuz etkilerinden tedirginlik duyan piyasaları bir kez daha panik havasına sokar mı, bilmiyorum ama bu olasılığın artması halinde piyasaların buna olumsuz tepki vermesi ve “Yükselen Pazar” ülkelerinin de bundan olumsuz etkilenmesi beklenebilir. ABD Doları’nın tutanakların açıklanmasıyla birlikte değer kazanmaya başlaması da bu yönde önemli bir sinyal sayılabilir.
FED’in faiz arttımasından olumsuz etkilenebilecek ülkelerden biri olan Türkiye’nin de bu gelişmeleri dikkatle izlemesi ve kendi önlemlerini alması önem kazanıyor. Hal böyleyken radikal faiz indirimlerine gitmesi için TC Merkez Bankası’na sürekli olarak baskı yapan zevatın da belki bir kez daha düşünmesi gerekiyor.

ABD, demokrasiyi ve kapitalizmi kurtarma telaşında
Şimdi liberal demokrasiye karşı ciddi bir tehdit oluşturmaya başlayan “Tek Adam” rejimleri, Batı’nın liberal demokrasiyi dünyaya yayma projesinin başarısızlığa uğradığı ortamda gelişti.
Anımsanacağı gibi, 1989 yılında ortaya atılan ve küresel kapitalizmin ekonomik kalkınmayı dünyaya yayacağını, Batı’nın liberal demokrasi modelinin de evrensel model haline geleceğini ileri süren tez Batı dünyasında bir iyimserlik havası yaratmıştı. Barış ve demokrasi ortamında ekonomik kalkınmanın yaygınlaşacağı bir dünyanın hayali kurulmuştu.
Çeyrek yüzyıl sonra gelinen noktada küresel kapitalizmin dünyanın dengelerini değiştirdiğini ama kurulan hayalin gerçekleşmemiş olduğunu görüyoruz. İşin ilginç tarafı bu hayalin kurulduğu yer olan ABD’nin, şimdi kendi bünyesinde kapitalizmin ve liberal demokrasinin yaşatılması için neler yapmak gerektiğini sorgulayan ülke durumuna düşmüş olması.
Kendine özgü bir “Tek Adam” rejimi kurarak ABD’yi yeniden dünya lideri yapacağını ileri süren Donald Trump’ın başkanlığın güçlü adayı haline gelmesi, ABD’de ve dünyada liberal demokrasinin temel değerlerini ve kurumlarını önemseyen herkesi telaşa düşürmüş durumda. ABD’de Trump’ın seçilmesini önlemek için neler yapmak gerektiği tartışılıyor.
Öte yandan kapitalizmin finansallaşması sonucunda ABD ekonomisinin büyüme hızının düştüğü ve toplumun geniş kesiminin büyümeden pay alamadığı, eşitsizliğin hızla arttığı belirtilerek, bunun sürdürülebilir olmadığı belirtiliyor.
Time dergisinin son sayısında kapağa taşınan yazıda da “Kapitalizm Nasıl Kurtulur” sorusuna cevap aranıyor. ABD’nin önde gelen şirketlerinin ucuz kredi kullanıp kendi hisselerini satın alarak nasıl yöneticilerini ve hissedarlarını zengin ettiği ama ekonomiye fazla katkı yapmadığı anlatılıyor. Katma değerin yüzde 7’sini ve istihdamın ancak yüzde 4’ünü yaratan finans sektörünün buna karşılık kârların yüzde 25’ine el koyduğu belirtilerek bu düzenin değişmesi gerektiği vurgulanıyor.
İki sorun birbiriyle yakından ilintili aslında. Kapitalizmin ABD’deki işleyiş biçiminin Trump efsanesini yaratan tepkiyi beslediği ortada. Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için önce kapitalizmin işleyiş biçiminin değişmesi gerekiyor.  


Yazarın Son Yazıları