Pınar Öğünç

Darbeciye işkence demokrasi getirmez

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Askeri darbelerin toplumsal maliyetini en iyi bilen sivil toplum kuruluşlarından ikisi İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) galiba. İHD 1986, TİHV ise 1990’da bizatihi 80 darbesinin hak ihlallerini belgelemek, mağdurların hak mücadelesine destek maksadıyla kurulmuşlardı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından bu iki kurum darbeyi kınayan ilk açıklamalarının ardından idam cezası ve işkenceye dair uyarılarda bulundular. “Darbeciler işledikleri suçun tüm ağırlığına rağmen hiçbir şekilde işkence ve kötü muameleye maruz bırakılamazlar” diyorlardı. Sivillerin üzerine sürülen tankların, öldürülme anlarının görüntüleri çıktıkça, kamuoyunda tabanı bulunan bir kanı pekişiyor; adil yargılamanın suçluları yeterince cezalandırmayacağına inanılıyor. Siyasi iktidar işkence edilmiş asker görüntülerinin sızmasına izin vererek bunu katlıyor.

TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, 80 darbesinin mağdurlarından, beş buçuk yılını da cezaevinde geçirmiş. “Tabii ki gereken cezaları almalılar” diye başlıyor: “Fakat insanlık tarihinin acı deneyimlerinden süzülmüş değerler var. Dünyanın meşru gördüğü, en son BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’yle şekillenen, aslen insanlık onurunun korunmasına yönelik bu değerler, bir günlük tartışmayla polemik konusu haline getirilemez. İstisnası olmayan hakların başında işkence gelir. Bu değerleri çiğnersek basacağımız hiçbir yer kalmaz. Bugün de çöker, yarın da. Tahayyül edemeyeceğimiz acılar yaşarız” diyor.

12 Eylül’le yüzleşme

Son yıllarda zedelenmekte olan adalet duygusunun toptan yitirilmesinin büyük kayıp olacağını söylüyor Bakkalcı. Adil yargılama, onarım ve topyekûn bir program olmaksızın hesaplaşmanın başarılamayacağını, bunun da yeni darbelere yol açacağını düşünüyor. 12 Eylül’le yüzleşememenin bugünlere tesirine değiniyor. “90’lar ve sonrasının insanlık suçlarıyla yargılananların yargı süreçleri de ne yazık ki adil olmadı. Dahası bu kişiler terfi ettirildi. Bölgede etkin görevlere getirildi” diyor, “Darbe durduk yere gelmez, ortam ortaya çıkacağı vasatı engellemişse gerçekleşme şansı düşüktür. Deyim yerindeyse güç kimdeyse kafasına göre takılıyor. Bunca yıllık insanlık tarihinin birikimleri nerede?”

Destek çağrısı

Şimdiye dek 15 Temmuz’da ölenlerin aileleri ya da yaralılardan sınırlı sayıda başvuru olmuş kendilerine. Er ailelerinin başvurularıyla ilgili bir basın toplantısı zaten yapılmıştı. Belgeleme, onarım ve hukuki süreçte destek başlıklarında çağrılarını da yineliyorlar.

KOLUMU KOPARANIN İŞKENCE GÖRMESİ BENİ MUTLU ETMEZ

‘Darbeciler arasında benim kolumu cezaevinde kopartanlar var. Ama hiçbirine linç uygulanmasını, işkence edilmesini kabul etmiyorum.’ Gözaltında işkence gördüklerini gösteren asker fotoğraflarının kamuoyuna sızdırılmaya başlandığı sırada Veli Saçılık, Twitter hesabından böyle yazdı. 2000 yılında bulunduğu Burdur Cezaevi’ne polis ve jandarmanın operasyonu sırasında Saçılık’ın sağ kolu kopmuştu. Yıllar içinde açtığı davayı kazandıysa da, karar Danıştay’da bozulduğunda kendisine o zaman ödenen tazminat geri istendi.

Darbe teşebbüsünün ardından ortalıkta dolaşan Jandarma Genel Komutanlığı’ndan isimler arasında bizzat Burdur Cezaevi’nde o operasyonun emrini verenler, uygulatanlar, hatta sonra tazminat meselesinin kapatılması için savcılığa yazı yazanlar da vardı. Saçılık’a sorulacak soru şuydu: Neden şimdi onların da kolunun kopmasını istemiyorsunuz?

“Ben hiçbir zaman öç alma duygusunda olmadım. Cezaevinde yaşadığımız vahşeti de canavarlaştırarak oradaki askerin, komutanın bireysel işi olarak değil, sistem problemi olarak gördüm. Biz askeri darbeyi yaşadık ama şimdi görüyorum ki askerler üzerinden bir şiddet sarmalı, yeni bir darbe oluşturuluyor. O kişilerin işkence görmesiyle, hele yanlarında alakasız kişilerin de alınmasıyla demokratik bir Türkiye gelmeyecek. Yarın başka birinin kolu kopacak. Kolumu koparanın işkence görmesi beni mutlu etmez; ben işkencenin ortadan kalkmasını isterim. Beş yaşında bir kız çocuğu babasıyım. Yaşadıklarımın bu ülkede tekrar yaşanmamasını istiyorum.”

Saçılık, çıkan haberlerde o askerlerin konacağı hücreleri görmüş. Zamanında cezaevine yapılan operasyon, tutuklu ve hükümlüleri tam da öyle hücrelere koyabilmek içindi. Ama o şöyle diyor:

“Bu kişilerin üç metrekarelik hücreye konmasına da şiddetle karşıyım. En sevmediğim, düşmanım olsa dahi gönlüm elvermez. Birinin yaptıklarından dolayı yargılanması başka, ona işkenceye varacak muamele yapmak başka. Bu muameleyi onaylamak beni düşmanımla aynı seviyeye koyar, o zaman da kolumun kopmasını hakk etmiş sayılırım.”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir tava bir kepçe 19 Nisan 2017