BAYRAM GELMİŞ
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

BAYRAM GELMİŞ

19.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bayram gelmiş… neyime.

İnsan bazen neşenin başrolde olması gereken günlerin eşiğinde donakalıyor. 

Dünya öyle bir yerden geçiyor ki, sevinç artık insanın içine kendiliğinden düşen bir duygu değil… Sanki yolu kapanmış gibi.
İçeri girmek istiyor ama eşiğinde birikmiş acılara çarpıyor,
bir şekilde içeri sızsa bile kalacak yer bulamıyor kendine.

Ufuk aydınlık değil. Özellikle bizim coğrafyamızda hiç değil.

Bir yerlerde masum insanlar durmaksızın öldürülüyor; çocukların sınıfları birkaç dakikada enkaza, o enkaz da sessiz mezarlara dönüşüyor. 

Bütün bunlar kader değil; soğukkanlı tercihler, hesaplanmış kararlar. Masalarda oturup birtakım haritaların üzerinde çizgiler çizen, insan hayatını rakamlara indirgeyen, en vahşi yıkımı bile “operasyon” denen steril bir kelimenin arkasına saklayan o karar vericilerin eseri. Hedefli suikastlar artık devlet aklının değil, çete refleksinin diliyle konuşuyor; sınırlar siliniyor, kurallar buharlaşıyor. Gücün sarhoşluğuyla tepinirken geride kalan hayatları umursamayan büyük aktörler… Kendi gücünü büyütmek için milyonların hayatını hiç eden iktidar sahipleri… Küresel söz söyleyen ama insana dair hiçbir söz taşımayan o soğuk ve hastalıklı akıllar… Düpedüz haydutlaşmış, gücü eline geçirmiş vahşi iradeler. Filler tepinirken karıncaların ezildiği bir düzen.

Öte yandan, savaş olmasa bile hayat çoğumuz için ağır. Ekonomik kriz derinleşiyor, gıda pahalılaşıyor, iklim dengesini kaybediyor. Geçim derdi büyüyor, enflasyon emeği eritiyor. Çalışan ama karşılığını alamayan, yoruldukça yoksullaşan geniş bir çoğunluk var.

İşsizlik, güvencesizlik, liyakatsizlik, adaletsizlik, umutsuzluk, yarın ne olacağını bilememe hali, gelecek kaygısı, “kalmalı mıyım, gitmeli miyim?” Göç…

Hayalleriyle arasında Berlin duvarı olan milyonlar…  

Sadece Lübnan’da, İsrail saldırıları sonucunda, birkaç gün içinde bir milyon insan evini, yurdunu, anılarını geride bırakıp yollara düştü. Bir ülke yerinden söküldü. Geriye kalan, dağılmış hayatlar ve insanın içini kanatan bir perişanlık.

Bitmeyen bir yorgunluk… Sanki herkes biraz tükenmiş… Nefes almak bile çaba gerektiriyor. 

Dünya bir eşiğe gelmiş gibi. Ama bu eşik yeni bir başlangıcın kapısı değil; daha çok, insanın içini sıkan, nereye açıldığı belli olmayan bir aralık gibi.

***

Böyle bir zamanda bayram gelmiş, neyime? 

Kan damlar yüreğime anam anam garibem,

Yaralarım sızlıyor anam anam garibem,

Gülmek benim neyime anam anam garibem.

Hem hangi bayram bu? Belki de o bayramlar çoktan geride kaldı. 

Geliyor diye kalp atışlarının hızlandığı o bayramlar. Günlerin geri sayıldığı. Avuçlarını dolduracak birkaç şekerin hayalini kuran, sabahı beklerken uykuya direnip gözünü tavandan ayırmayan çocukların yaşadığı…

Yastık altına saklanan, giyilmeye kıyılamayan iskarpinlerin, kırmızı elbiselerin…

Çalınmadığında eksik kalan kapıların var olduğu… Çalındığında içi dolan… Unutulmaya içerleyen komşuların… Kalabalık, neşeli, samimi sofraların… Birlikte oturmanın başlı başına mutluluk olduğu zamanların bayramı.

Çocuklarını kanatlarının altında tutan, yokluk, yoksulluk ve yoksunluk içinde de olsa o günü çocukları için gerçek bir bayrama çeviren annelerin yaşadığı… 

Herkesin “bayram bizim bayramımız” dediği zamanların.

Ait olmak, birlikte olmak, paylaşmak daha kolaydı. 

Bayramın rengi çocuktu o zaman. Neşesi çocuktu. Anlamı çocuktu. Şimdi ise dünyanın bir yerinde çocuklar bombaların altında can veriyor, kaçırılıyor, istismar ediliyor, hakları ellerinden alınıyor; hayatta kalanların bile neşesi, oyunu, çocukluğu sistemli bir şekilde ellerinden çalınıyor.

Bayram hâlâ geliyor ama eskisi gibi gelmiyor. Biraz eksik, biraz uzak, biraz da yorgun. 

***

Dünya küçüldü; acı ise içeri sızdı. Eskiden uzak olan, uzakta kalıyordu. Bir savaş başka bir coğrafyanın kaderiydi. Bir felaket başka bir ülkenin hikâyesi…

Şimdi öyle değil.

Modern çağ, acıyı sadece büyütmedi, onu evin içine taşıdı.

Acı artık gündelik hayatın parçası. Sürekli akan, bitmeyen, insanın zihninde yer eden bir yük.

Artık hiçbir şey gerçekten uzak değil. Bir ekran mesafesinde bütün yıkım. Bir bildirim uzağında bütün acı. İnsan artık sadece kendi mahallesinin değil, ekranına düşen her yıkımın tanığı.

Belki de bu yüzden, bayramın sesi ile savaşın sesi aynı ana denk düşüyor artık. 

Bir yerde sofralar kurulurken, başka bir yerde enkaz kaldırılıyor. Bir yerde bayram namazına gidilirken, başka bir yerde sirenler çalıyor.

İnsan… ikili duyguların tam ortasında kalıyor.

Hem yas tutuyor, hem o bayram sofrasına oturuyor.

Peki insan ruhu bu çelişkiyi nasıl taşıyor?

Belki de başka çaresi olmadığı için.

Belki de insan dediğimiz şey, tam olarak bu yüzden insan. Aynı anda kırılıp aynı anda ayakta kalabildiği için.

***

İnsanlık en eski ritüellerinde bile, kıştan bahara geçerken, karanlıktan aydınlığa çıkarken, hep aynı şeyi kutladı: Yeniden başlama ihtimalini. Dünyanın neresinde, hangi dilde, hangi inançta, hangi gelenekte olursa olsun… Bayramlar her toplumda farklı anlamlar taşısa da, özünde insanın aynı arayışına dokunur.

Bugünün dünyasında bayram, o saf ve lekesiz sevinç hâlinden uzaklaştı. Ancak bayramın özü hiçbir zaman sadece neşe olmadı ki zaten. Her zaman biraz da kurtuluş ihtimaliydi.

Eski bayramları özlüyorsak bu normal. 

Özlediğimiz sadece çocukluğumuz değil, sadece aile sofraları değil. Daha az kırılmış bir dünyaya inanabildiğimiz günleri özlüyoruz.

İnsanın içinin bu kadar bölünmediği, sevinirken suçluluk hissetmediği, başkasının acısı bu kadar yakından dokunmadığı günleri… 

Ama belki de mesele tam burada. Belki de bayram, zaten hiçbir zaman kusursuz bir mutluluk değildi. Belki de bayram, tam da böyle zamanlar içindi. 

İnsanın bütün bu karanlığa rağmen bir araya gelmeyi seçtiği, bir lokmayı bölüştüğü, birbirine dokunmaktan vazgeçmediği zamanlar için…

Yani bayram, kaçtığımız bir şey değil; tutunduğumuz bir ihtimal.

Belki de bugün, o ihtimale her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

***

Bir 18 Mart daha geçti takvimlerden.

Bu topraklarda bir zamanlar dünyanın en güçlü ordularına karşı yalnızca silahla değil, inançla, iradeyle ve insan kalabilme onuruyla direnenleri hatırladık. 

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bize yalnızca bir zafer değil; en karanlık anlarda bile bir milletin ayağa kalkabileceğini, umudun ve direncin asla tükenmediğini gösteren iradeye minnetle…

Yazarın Son Yazıları

BAYRAM GELMİŞ

Bayram gelmiş… neyime.

Devamını Oku
19.03.2026
Haklısı olmayan bir savaşın ahlaki enkazı

İran savaşında haklı olan var mı?

Devamını Oku
12.03.2026
Ortadoğu’da Yeni Perde; İran - Gerçekler Başka, Hesap Başka

Bu savaş bir gecede doğmadı.

Devamını Oku
06.03.2026
Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi

Dünya da, Türkiye de uzun zamandır kesintisiz bir sarsıntının içinde. Savaşlar, yıkımlar, ekonomik daralma, yerinden edilen hayatlar, büyüyen belirsizlik, gündelikleşen şiddet, aşınan güven…

Devamını Oku
27.02.2026
İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine

İnsan tek bir varlık değildir.

Devamını Oku
19.02.2026
Epstein ile dünya bir anda kararmadı

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı…

Devamını Oku
13.02.2026
Trump’tan tüm dünyaya

Bugün siyaset, çözüm üretmekten çok sürekli bir gerilim hâlini yönetme sanatı gibi çalışıyor.

Devamını Oku
06.02.2026
İnsanoğlu devam etmeyi sorguluyor

Dünya yaşlanıyor.

Devamını Oku
30.01.2026
Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025