Büyük Savaşın Eşiğinde Bir Dünya ve Geri Çekilmeyen İran
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Büyük Savaşın Eşiğinde Bir Dünya ve Geri Çekilmeyen İran

27.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Batı, İranın neden geri çekilmediğini sorgularken muhtemelen cevabı onu irrasyonel olarak tanımlamakta buluyor. Oysa belki de asıl irrasyonel olan bu beklentinin kendisi.

İran’ı yalnızca bugünün rejimiyle, bugünün liderleriyle, bugünün kriz başlıklarıyla okumak; bir ülkeyi değil, bir başlığı analiz etmektir. Oysa İran bir başlık değil, bir hafızadır. Tahran’ın verdiği her karar, sadece bugünün maliyet hesabıyla değil, geçmişin kırılmaları ve geleceğin dağılma korkusuyla birlikte alınır.

1979’da İranda yaşanan sadece bir devrim değildi. Bir yön değiştirme, bir kopuş, bir reddedişti. İran halkı sadece bir şahı devirmedi; aynı zamanda bir bağımlılık ilişkisini, bir yönelim biçimini, bir dış politika refleksini de devirdi. Bu yüzden bugünkü İran’ı sadece “İslam Cumhuriyeti” olarak okumak eksik kalır. O yapı, aynı zamanda bir daha dışarıdan dizayn edilmeme” hedefi üzerine kurulmuş bir savunma psikolojisinin ürünüdür.

Bu yüzden İran’ın sertliği sadece ideolojik bir inat değil. Aynı zamanda öğrenilmiş bir refleks. Travmatik bir deneyimin tekrarını engelleme çabası. Psikolojide bir görüş vardır: Bir kez yaşanan şey, ikinci kez yaşanma ihtimali yüzünden daha büyük bir korkuya dönüşür. İran’ın dış politikası da biraz böyle çalışıyor.

Batı’nın İran’ı anlamakta zorlandığı yer, aslında en basit görünen yer, yani rasyonellik. Çünkü Batı, rasyonelliği hâlâ maliyet hesabı üzerinden tanımlıyor. Kayıp ne kadar, kazanç ne kadar… Risk büyürse geri adım atılır…vs. Bu denklemde İran’ın çoktan geri adım atmış olması gerekirdi. Ama atmıyor. İşte tam bu noktada analiz kırılıyor. Çünkü İran için rasyonellik, maliyeti azaltmak değil; zayıflığın görünür hale gelmesini engellemektir ve bazen bu ikisi birbirine tamamen zıt şeylerdir.

İran’ın bugün daha açık, daha riskli ve daha görünür hamleler yapması bir tercih değil, bir sıkışmanın sonucu. İran için caydırıcılık artık sadece karşı tarafı durdurmak değil, aynı zamanda içeride, kontrol hala bizde mesajını verebilmek. Bu mesaj kaybolduğunda artık mesele sadece dışarıyla ilgili değildir. İçeriye de sirayet eder ve bir devlet için en tehlikeli an, dışarıdaki tehdidin içeride bir güvensizlik duygusuna dönüşmeye başladığı andır. İran tam da bu eşiğin farkında. Bu yüzden attığı adımlar, dışarıdan bakıldığında riskli görünüyor olabilir. Ama içeriden bakıldığında, risk almamak daha büyük bir risk gibi duruyor.

Sonuçta ortaya garip bir durum çıkıyor: Batı, İran’ı risk aldığı için irrasyonel buluyor. İran ise risk almadığı durumda daha büyük bir çöküş ihtimali gördüğü için risk alıyor.

Aynı gerçeklik, iki farklı akıl yürütme.

***

İran meselesi hiçbir zaman sadece İran meselesi olmadı. Bu coğrafya, sadece ideolojilerin değil, aynı zamanda enerjinin de kalbi. Bugün yaşanan gerilim bu yüzden bir sınır çatışması gibi okunamaz. Hürmüz Boğazı’ndan geçen her tanker, aslında sadece petrol taşımıyor; küresel düzenin kırılganlığını da taşıyor. İran’ın elindeki en büyük kozlardan biri bu: Coğrafya. Zira coğrafya, bazen ordulardan daha güçlüdür.

Bugün savaşın sahası genişledikçe, etkisi de genişliyor. Enerji tesislerine yönelik tehditler, boğazın kapanması, fiyatların dalgalanması… Bunların her biri birer psikolojik baskı aracı. Çünkü modern dünyada enerji, sadece bir kaynak değil; bir güvenlik duygusudur.

İran’ın bu denklemdeki rolü bu yüzden kritik. Çünkü İran, sadece direnen bir aktör değil; aynı zamanda dengeyi bozma kapasitesine sahip bir aktördür. Bu kapasite, onu daha da tehlikeli değil, daha da vazgeçilmez kılıyor. Batı’nın İranla kurduğu ilişkinin bu kadar karmaşık olmasının nedeni de budur. İran’ı dışlamak kolay ama etkisizleştirmek neredeyse imkânsız.

***

İsrailin nükleer kapasitesi konusunda yıllardır izlediğine doğrulama ne de yalanlama” siyaseti, Ortadoğudaki en büyük çifte standartlardan birini görünür kılıyor. Tel Aviv yönetimi resmi olarak susuyor ama Dimona tesisinin 1950lerin sonundan itibaren İsrailin nükleer programında belirleyici rol oynadığı artık yeni bir iddia değil, onlarca yıldır uzman raporlarında ve uluslararası analizlerde yer alan bir gerçeklik. İsrail nükleer silaha sahip olduğunu açıkça kabul etmese de, tekstil fabrikası adı altında sürdürdüğü üretimle, 80 ila 200 arası savaş başlığına sahip olduğu yaygın biçimde değerlendiriliyor.

Buna karşılık İran söz konusu olduğunda kıyamet kopuyor, füze menzilinden uranyum zenginleştirmeye kadar her başlık küresel alarm konusu haline geliyor. Aynı dünya, İsrailin, Pakistan’ın, Hindistan’ın sahip olduğu kapasiteye sessiz kalabiliyor. Burada belirleyici olan yalnızca teknik kapasite değil; coğrafya ve siyasal konum. İran’ın elinde uranyumun olmasının istenmemesinin arkasında, İsraile olan yakınlığı ve bu kapasitenin yaratacağı doğrudan etki var.  Diğer yandan Pakistan ve Hindistan, küresel sistemle belirli bir uyum içinde hareket eden ama tam anlamıyla teslim olmayan aktörler. Bu iki ülkede ne NATO üssü ne de Amerikan askeri varlığı bulunuyor.Çin’e de tâbi değiller. Hem ABD ile hem de Çinle dengeli ilişkiler sürdürebiliyorlar. Özellikle Hindistan, bugün nüfusuyla Çini geçmiş, ekonomik potansiyeliyle gelecekte onunla rekabet edebilecek bir güç olarak değerlendiriliyor.Bu durum, bu ülkelerin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de stratejik değerini artırıyor.

Bu iki ülkenin jeostratejik konumu da belirleyici. Çinin Amerika için ne ifade ettiğini zaten biliyoruz. Pakistan ve Hindistan’ın Çine olan yakınlığı Washington açısından ayrı bir önem taşıyor. Pakistan’ın nükleer kapasiteye sahip olmasına ses çıkarılmaması yalnızca İsraile uzaklığıyla açıklanamaz. Aynı zamanda Çinle olan yakınlığı da önem arz ediyor.

Elbette bu kapasitenin doğrudan bir bölgesel tehdit üretmemiş olması da etkili. Pakistan, ideolojik bir yayılma iddiasıyla hareket etmiyor; Hindistan ise zaten bambaşka bir siyasal ve tarihsel bağlamın ürünü. Buna karşılık İran, hem jeopolitik konumu hem de rejim yapısı itibarıyla çevresinde daha doğrudan bir baskı ve etki alanı oluşturuyor. 1979dan bu yana bu uyduluk” ilişkisini reddetmiş, kendi yolunu ve çizgisini korumayı seçmiş bir ülke. İslam Cumhuriyeti kimliği, bölgesel nüfuz arayışı ve Şii eksenli etki kapasitesi, Batı açısından farklı bir tehdit algısı üretiyor.

İşte tam da bu yüzden, bir ülkenin kapasitesi stratejik belirsizlik” olarak normalleştirilirken, diğerinin aynı arayışı doğrudan küresel tehdit” olarak çerçeveleniyor.

İran rejimi elbette eleştirilir; hatta sert biçimde eleştirilmelidir. Ama aynı anda şu hakkı da teslim etmek gerekir: 1979dan beri dışarıdan çizilen rotaya bütünüyle teslim olmayı reddeden, bedel ödeyerek de olsa kendi karar alanını korumaya çalışan bir devlet refleksi vardır orada. Bu coğrafyada Amerikayla mesafesini en net koruyan ülkedir İran. Körfezde birçok ülke Amerikan askeri varlığına kapı açarken, İran bu çizginin dışında kalmayı tercih etmiş ve bunu başarmıştır.

İsrailin sert müdahale stratejisi uygulanmaya başladığında, başlangıçta temel beklenti İran içinde hızlı bir çözülme yaşanacağı yönündeydi. Sert saldırılar düzenlendiğinde, liderler ortadan kaldırıldığında halk sokağa dökülecek ve rejimi değiştirecekti, ancak öyle olmadı. Şu ana kadar ortaya çıkan tablo bunun tersine işaret ediyor: Dış baskı arttıkça İran toplumunun daha fazla kenetlendiği görülüyor. Bu, İran’ın tarihsel refleksiyle de uyumlu bir durum. İran, bu süreçte sadece askeri bir direnç göstermiyor; aynı zamanda bölgedeki varlığını ve ağırlığını da yeniden hatırlatıyor. Körfezde yükselen finansal ve mimari gücün karşısında, daha eski, daha köklü bir devlet aklının hâlâ sahada olduğunu gösteriyor.Bugün Hürmüz’ün anahtarının İran’ın elinde olduğu gerçeği, Körfezdeki o görkemli kulelerin ardındaki güvenlik algısını bir anda sorgulanır hale getiriyor. Çünkü o yüksekliklerin gölgesinde, yanı başlarında İran gibi bir gerçek duruyor.

Bu gerçeği yalnızca onlar değil, biz de hissediyoruz. İran’ın Türkiyeye doğalgaz ihracatını durdurması, coğrafi yakınlığın ve enerji akışındaki kırılganlıkların ne kadar hızlı somut sonuçlar doğurabildiğini açıkça gösteriyor.

***

Bugün Trump bir yandan “İranla iyi görüşmeler yapıyoruz” diyerek diplomasi kapısını açık tutan bir tablo çizmeye çalışırken, diğer yandan rejim zaten zayıfladı” gibi ifadelerle iç kamuoyuna güç mesajı vermeye çalışıyor. Bu, daha çok içerideki dengeyi yönetmeye dönük bir dil gibi duruyor. Ancak İran tarafı bu söylemi net biçimde reddediyor; resmi açıklamalarda ABD ile doğrudan bir temas olmadığını vurgularken, Washingtonun sunduğu ve oldukça ağır şartlar içerdiği belirtilen 15 maddelik ateşkes teklifini de kabul etmeyerek geri çeviriyor.Washington’ın bu tür çıkışlarının ciddiyetsiz” ya da manipülatif” olduğunu ima ediyor.

Trump’ın bir yandan ateşkesten söz edip diğer yandan daha sert bir askeri seçeneğin zeminini hazırladığı yönündeki iddialar ise bu güven krizini daha da derinleştiriyor. Görüşmeler ilerliyor” mesajı verilirken aynı anda kara harekâtı hazırlıklarının konuşulması, bu söylemin ne kadar gerçekçi olduğu sorusunu beraberinde getiriyor. Dahası, Trump’ın sık sık iç kamuoyuna dönük ekonomik mesajlarla, enerji fiyatları, benzin maliyetleri gibi başlıklarla, “Siz ucuz benzin alabilin diye her gün yeni çözümler üretiyorum” gibi inandırıcılıktan çok uzak, absürd denebilecek söylemlerle bu süreci paketleme çabaları işi daha da ciddiyetini yitirmiş bir noktaya taşıyor.

Buna karşılık İrandan gelen açıklamalar ise çok daha sert: Olası bir kara harekatı, ada işgali gibi bir durumda yalnızca ABDyi değil, bu operasyona destek veren ya da üs sağlayan ülkeleri hedef alacaklarını açıkça ifade ediyorlar.Tam da bu sertleşen tablo içinde, Trump’ın süreci eline yüzüne bulaştırdığı ve şimdi bir çıkış yolu aradığı yönünde yorumlar da giderek daha fazla dile getiriliyor.

***

İsrailin Lübnanda yürüttüğü operasyonlar ise sadece askeri hedefleri değil, gündelik hayatın kendisini de hedef alıyor; sivil yaşamın bu denli ağır biçimde sarsılması ise artık savaşın sınırlarını değil, vicdanını tartışmaya açıyor.

Aslında gönen tablo, henüz tüm cepheleriyle açılmış bir savaş değil; daha çok eşiğinde bekleyen bir gerilim. Güneyde Husilerin daha ilk anda İrana destek vermesi ve Kızıldeniz hattında artan hareketlilik, bu çatışmanın tek bir hatta sıkışmayacağını açıkça gösteriyor. Üstelik Iraktaki Haşdi Şabi gibi aktörlerin henüz doğrudan devreye girmemiş olması, riskin hâlâ büyüme potansiyeli taşıdığını ve savaşın kolaylıkla daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğini düşündürüyor. Zaten en büyük korku tam da bu: gerilimin adım adım bölgeselleşmesi. Sahada atılan her yeni adım, bu ihtimali biraz daha güçlendiriyor.

Eğer bu cepheler de devreye girerse, mesele artık kontrol edilebilir bir kriz olmaktan çıkar… Özellikle gerilim Kızıldenize taşar ve Husiler bu hattı ciddi biçimde kesintiye uğratırsa, yalnızca askeri değil, küresel ölçekte bir ekonomik ve gıda krizi riski de ortaya çıkar. Bu hat, sadece enerji geçişi açısından değil; gübre tedariği ve tarımsal üretim zinciri açısından da kritik bir damar. Dünya gübre ihtiyacının yaklaşık üçte biri bu hat üzerinden sağlanıyor. Böyle bir senaryoda piyasalar sadece dalgalanmaz; kilitlenir. O noktada savaşın etkisi cephelerden çıkar, doğrudan sofralara kadar ulaşır.

İRAN’I ANLAMADAN İRAN’I DURDURAMAZSINIZ

Şu bir gerçek ki bundan sonra hiçbir şey İran-ABD-İsrail savaşından öncesiyle aynı olmayacak. Bu süreç, Washingtonun dünyayı tek başına istediği gibi şekillendirebildiği dönemin sınırlarına dayandığını gösterdi. Konvansiyonel güç, füze kapasitesi ya da nükleer üstünlük tek başına yeterli değil; çünkü ne olursa olsun dünya yüzde yüz tek kutuplu bir yer değil. Arka planda Çin ve Rusya gibi aktörlerin İrana sağladığı destek de bu denklemi karmaşıklaştırıyor; her ne kadar ABDye karşı doğrudan ve sert bir pozisyon almaktan kaçınıp daha çok kenardan izleyen, sürecin nereye evrileceğini tartan bir tutum sergileseler de…

Bu coğrafyada bazı ülkeler sadece bugünün devleti değil, aynı zamanda tarihsel birikimin taşıyıcısı. İran da onlardan biri. Tıpkı Türkiye gibi, bir imparatorluk hafızasıyla hareket eden, kolayca yön verilemeyen, dışarıdan şekillendirilmeye dirençli bir yapı.

Batı’nın İranla ilgili en büyük yanılgısı, onu hâlâ çözülebilecek bir problem olarak görmesi. Oysa İran bir problem değil; bir durum. Bir tarihsel birikim, bir hafıza.

Bu yüzden İran’ı sadece sert”, agresif” ya da irrasyonel” gibi kavramlarla açıklamak kolaydır ama eksiktir. Çünkü bu kavramlar davranışı tarif eder, nedeni değil. Oysa mesele tam da neden sorusunun etrafında şekilleniyor. İran neden bu kadar sert? Neden geri adım atmıyor? Neden risk alıyor?

Cevap basit, bir o kadar da rahatsız edici: Çünkü başka türlü hayatta kalamayacağını biliyor.

SADIK ÇELİK

sadikcelik.gorus@gmail.com

İlgili Konular: #savaş #İran

Yazarın Son Yazıları

Büyük Savaşın Eşiğinde Bir Dünya ve Geri Çekilmeyen İran

Batı, İran’ın neden geri çekilmediğini sorgularken muhtemelen cevabı onu irrasyonel olarak tanımlamakta buluyor.

Devamını Oku
27.03.2026
Bayram Gelmiş

Bayram gelmiş… neyime.

Devamını Oku
19.03.2026
Haklısı olmayan bir savaşın ahlaki enkazı

İran savaşında haklı olan var mı?

Devamını Oku
12.03.2026
Ortadoğu’da Yeni Perde; İran - Gerçekler Başka, Hesap Başka

Bu savaş bir gecede doğmadı.

Devamını Oku
06.03.2026
Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi

Dünya da, Türkiye de uzun zamandır kesintisiz bir sarsıntının içinde. Savaşlar, yıkımlar, ekonomik daralma, yerinden edilen hayatlar, büyüyen belirsizlik, gündelikleşen şiddet, aşınan güven…

Devamını Oku
27.02.2026
İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine

İnsan tek bir varlık değildir.

Devamını Oku
19.02.2026
Epstein ile dünya bir anda kararmadı

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı…

Devamını Oku
13.02.2026
Trump’tan tüm dünyaya

Bugün siyaset, çözüm üretmekten çok sürekli bir gerilim hâlini yönetme sanatı gibi çalışıyor.

Devamını Oku
06.02.2026
İnsanoğlu devam etmeyi sorguluyor

Dünya yaşlanıyor.

Devamını Oku
30.01.2026
Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025