Bayramın Boşluğunda!..

25 Temmuz 2014 Cuma

Bir kentin ruh hali, bayram günlerinde farklıdır.

İzmir boşalır.

Yalnız, terkedilmiş bir kent kimliği, bazen bir rahatlık verir, bazen de hüzün.

Ferahlık olur kimilerine.

Boş yollar, boş sokaklarda, kıyıda

köşelerde gidenlerin gölgelerini arar kimileri.

Derin bir yalnızlıkla yüzleşme halidir o zaman.

İçinden çıkılmaz halelerin girdabında, hesapsız ve farklı bir yolculukta bulur insan kendini.

İç sıkıntılarıyla, hayata dair yanıtsız kalmış ve kalacak sorularıyla, sürüklenir.

Yolcu’da anlatılmıştır hikayesi...

Neredeyse her gün, her gece gidip geldiği, yaklaşık hep aynı kaldırım taşlarına basıp, aynı sokak lambasının değişmeyen loşluğunda yürüdüğü yollarda, kent başkalaşır bu yolculukla.

Kentin tutkusu, damarlarında yürümeye başlar birden.

Bir rutin bozulur.

Düşünülür:

Aidiyet ve özgürlük arasında huzur arama yanılgısını taşır mı bu kent, kaldırır mı?”

Yanıt, adamına göre değişir ya da es geçilir.

 

Canına okunan, ama yine de bir başka güzel bu kentin, olması gereken hali anımsanır birden.

Mesela Kordon’un fotoğraflarda kalan 1920’li, 40’lı, 50’li halleri.

Olağanüstü bir kolye gibi denizin kıyısında sıralanan, imbatla merhabalaşıp güzel bir dostlukla, onun arka sokaklara gitmesine yol veren taş evler...

Avlulu, begonvilli, hanımelili, yaseminli evler...

Önünde lidaki, isparoz avlanan, denize girilen, gramofonların kimi zaman hüznü, kimi zaman ise neşeyi sokaklara taşıdığı evler...

Bugün, arada tek tük kalmışlarına bakıp Rum mimarisi derler de, ilgisi yoktur aslında; tipik Akdenizli...

HHH

Sırf Karşıyaka’ya gidilirdi, Kordon’a, İzmir’e düşen mehtabı görmek için.

Opera, tiyatro çıkışlarında bakımlı güzel kadınlar, eşlerinin ya da sevgililerinin ellerini tutardı özgürce.

Bir akordeondan yükselen şarkılar, denizde kucaklaşırdı.

Bugün, dünya kenti olabilirdi İzmir.

Ne yazık, yağmalandı.

Yine de bir başkadır bu kent.

Sıcak bir yaz gecesinde, vücut dillerinden tanışıklıklarını pek yeni bulduğunuz bir kadınla erkeği, az sonra birbirlerine sarılırken, sonra da öpüşürken görürsünüz.

Hiç yadırganmaz, ayıplanmaz, şaşırılmaz hatta.

Yaşamın güzelliğidir.

Bu naiflik, yıllar öncesinden kalmadır çünkü.

Sokaklarına şarkılar söylenen, denizi kız, kızı deniz kokan başka kent yoktur çünkü...

Düşer deniz zerreciklerinin yıkadığı kaldırımlara, ışıkların dansı...

İnsanın aklına başka şeyler düşer...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaşasın Cumhuriyet 1 Ocak 2016
Sesler kısılırken... 25 Aralık 2015
Sahipsiz Saip Köyü... 7 Aralık 2015