Bağımlı düzeni yıkan antlaşma: Lozan

Bağımlı düzeni yıkan antlaşma: Lozan

26.07.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

24 Temmuz 2023 Lozan Barış Antlaşması’nın yüzüncü yıldönümüydü. Lozan’la, her şeyden önce Osmanlı Devleti’nin yüzlerce yıllık kapitülasyon bağımlılığına son verdik. Bu sayede tam bağımsız, eşit, egemen, üniter ve laik yeni bir devlet kurabildik. 

KAPİTÜLASYONLAR

Osmanlı Devleti, 14. ve 15. yüzyıllarda ticareti canlandırmak amacıyla Venedik, Ragusa, Cenova, Floransa gibi İtalyan şehir devletlerine; 16. yüzyıldan itibaren de Fransa, İngiltere ve Rusya gibi büyük devletlere “kapitülasyon” adlı ayrıcalıklar tanıdı. Kapitülasyonlar sayesinde yabancı tüccarlar yerli tüccarlardan daha az vergi ödemelerine karşılık daha fazla ticari hakka sahip oldular. Kapitülasyonlar, Osmanlı’nın güç kaybettiği 17. ve 19. yüzyıllar arasında genişletilip sürekli hale getirildi. 1535’te Fransa’ya verilen kapitülasyonlar hükümdarların sağlığında geçerli olacaktı. Öyle de oldu. Ancak 1740’ta Fransa’yla imzalanan bir ahitnameyle kapitülasyonlar sürekli hale getirildi. 1580’de İngiltere’ye verilen kapitülasyonlar 1675’te kesinleşti, 1838’de genişletildi, 1861’de sürekli hale getirildi. İttihatçılar 1914’te kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdı. Ancak 1918’de mütarekeden sonra kapitülasyonlar ağırlaştırılmış olarak geri geldi.

Osmanlı’nın yabancı ülkelere verdiği ticari kapitülasyonlar zamanla ekonomik, dini, hukuki, kültürel bir boyut kazandı. Öyle ki yabancılar; Osmanlı’da kendi mahkemelerini kurdular, buralarda kendi hukuklarını uyguladılar. Kendi dini kurumlarını kurdular, kendi okullarını açtılar. Yabancı şirketler özel ayrıcalıklara sahip oldular. Osmanlı, kapitülasyonlar nedeniyle bu yabancı mahkemelere, bu yabancı dini kurumlara, bu yabancı okullara, bu yabancı şirketlere müdahale edemez duruma geldi. 

Atatürk, 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi’nin açılış konuşmasında kapitülasyonların Osmanlı’yı nasıl bağımlı hale getirdiğini şöyle anlatmıştı: “Osmanlı Devleti, gerçekte ve fiili olarak bağımsızlıktan mahrum bir duruma getirilmişti. Gerçekten bir devlet ki kendi halkına koyduğu bir vergiyi başkasına koyamaz, gümrüklerini, vergilerini milletin ve memleketin ihtiyaçlarına göre düzenlemesi yasaktır. Ve bir devlet ki yabancılar üzerinde yargı hakkını uygulamaktan mahrumdur, böyle bir devlete bağımsız denilemez.”

Osmanlı’da kapitülasyonlar sadece karada değil denizde de Türklerin elini kolunu bağlıyordu. Osmanlı kendi denizlerinde “kabotaj tekeline” de sahip değildi. 

KAPİTÜLASYON BAĞIMLILIĞI 

Osmanlı’da kapitülasyonların yarattığı bağımlılığının boyutlarını iyi anlamak için şu gerçekleri bilmek gerekir. 

1- Osmanlı’da bir yabancı ne yaparsa yapsın ülkeden çıkarılamazdı.

2- Yabancı okullar kontrol edilemezdi. Yabancılar istedikleri gibi eğitim öğretim yapardı.

3- Yabancılar, belediye temizlik işleri vergisi ile emlak vergisinden başka vergi vermezlerdi; bunları da eğer vermek istemezlerse zorla almak neredeyse olanaksızdı.

4- Yabancılardan yüzde 8’den fazla gümrük vergisi alınamazdı. Osmanlı Devleti’nin, gümrük tarifelerini özgürce belirleme yetkisi yoktu.

5- Yabancılar arasındaki davalar konsolosluk mahkemelerinde, Osmanlılar ile yabacılar arasındaki davalar -tercüman bulundurularak- Türk mahkemelerinde, hukuk davaları ise -tercüman bulundurularak- karma mahkemelerde görülürdü; karma mahkeme, konsolosluk tarafından gönderilen iki yabancı ve üç Türk hâkimden oluşurdu. Yabancıların davalarında tercüman bulundurulması zorunluydu. Yabancılar tercüman olmadan gözaltına alınamaz, sorgulanamaz ve tutuklanamazdı. Bir yabancının evine ve işyerine -tercüman olmadan- zabıta veya polis giremezdi. 

6- Mahkûm yabancılar cezalarını kendi devletlerinin hapishanelerinde çekerler, daha doğrusu cezalarını çekecek diye serbest bırakılırlardı.

7- Yabancılara ait tebligat ancak konsoloslukları aracılığıyla yapılabilirdi.

8- Yabancı gemiler “ülke dışı” kabul edilir -tercüman olmadıkça- içlerine girilemez, araştırma ve inceleme yapılamazdı.

9- Devlet, istediği herhangi bir maddeyi devlet tekeli altına alamazdı.

10- Elçiliklerin kabul etmediği kanunlar yayımlanamazdı.

11- Yabancıların kendi postaneleri vardı. Buralara gelen çantalar açılamazdı.

12- Yabancı yaşamayan yerlerde bile yabancıların okulları, hastaneleri, kiliseleri vardı. Bu kuruluşlar belediye vergisi, emlak ve keyif verici maddeler vergisi ile ithal edecekleri ürünler için gümrük vergisi vermezlerdi. 

13- Konsolosluklara girilemezdi. Konsolosluklarda çalışan herkes “ülke dışı” ayrıcalıklardan yararlanırdı. 

Osmanlı’nın kapitülasyon bağımlılığını bu şekilde sınıflandıran Ali Naci Karacan, sonuç olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: “Kısacası (Osmanlı’da) yabancı para kazanır, vergi vermez, çalar, çırpar, iflas eder, hatta adam öldürür, fakat (başına) bir şey gelmezdi (hiçbir yaptırımla karşılaşmazdı).” (Karacan, s. 119-121)

İSMET PAŞA’NIN KAPİTÜLASYON SAVAŞI

 Lozan’a giden Türk heyetine verilen 14 talimat içinde kesinlikle taviz verilmeyecek iki konudan biri kapitülasyonlardı. (Diğeri, Ermeni yurdu kabul edilmeyecekti). Türkiye Lozan’da kapitülasyonların kayıtsız koşulsuz biçimde kaldırılmasını istedi.

Lozan’da kapitülasyonların görüşüldüğü ilk toplantıda İsmet Paşa şunları söyledi: “Türkiye bağımsız yaşamak isteyen, kuvvet ve kudretini ispat eden bir ülkedir. Biz senelerden beri bu uğurda çalıştık. Birçok tecrübeler geçirdik ve anladık ki kapitülasyonlar milli bünyemizin gelişmesine engeldir. Fakat şurasını da açıkça söyleyeyim ki, biz kapitülasyonları kabul etmediğimiz gibi, ismen ve şeklen aynı şey demek olan herhangi bir usulü de kabul etmiyoruz.” İsmet Paşa daha sonra Türkiye’de kapitülasyon rejimine gerek olmadığını da şöyle anlattı: “Bugün Türkiye’de kapitülasyon rejimi yoktur… Yabancı mal ve mülkü, yabancı hakları, Türkiye’nin genel kanunlarıyla teminat altındadır…”

İsmet Paşa’nın bu sözlerine, Fransız delegesi Barere, Lord Curzon’un gözlerinin içine bakarak şu yanıtı verdi: “Mademki kaldırılması isteniyor, demek ki kapitülasyonlar mevcuttur. Mevcut olmasaydı, burada müzakere etmezdik. Biz Türkiye’de kapitülasyonların yeni bir şekle girmesine, ıslah edilmesine taraftarız… Bunların yerine konacak başka bir idare tarzını münakaşaya hazırız.” 

Bunun üzerine Lord Curzon söze karıştı: “Kapitülasyonlar iki tarafın ortak arzusu üzerine konulmuştur… Onun için diğer tarafın onayını almadan taraflardan biri bunu yalnız kendi reyiyle kaldıramaz” dedi. Curzon, daha sonra kapitülasyonların tarihinden söz ederek İsmet Paşa’ya şöyle seslendi: “Eğer kapitülasyon kelimesi hoş gelmiyor ve Türklerin milli onurunu kırıyorsa buna yeni bir şekil vermeye hazırız...”

Kapitülasyonların yeni bir adla ve yeni bir şekille devam etmesini isteyen Curzon’un bu sözlerine karşı İsmet Paşa açık konuştu: “Bağımsız bir devlet için kapitülasyon kesinlikle kabul edilemez. Kapitülasyonlar yerine yeni bir usulün sürdürülmesine gelince bizim davamız kesinlikle bu gibi sınırlamalara gelmez. Biz istiklalimizi, hürriyetimizi istiyoruz. Hiçbir sınırlama, hiçbir şekil, hiçbir imtiyaz kabul edemeyiz. Onun için bu komisyon ancak bu esas çerçevesinde müzakereye devam ederse katılırız.”

İsmet Paşa’nın bu kesin tavrı karşısında İtilaf Devletleri’nin delegeleri ne yapacağını şaşırdı. Fransa’nın diğer delegesi Mösyö Bompard ayağa kalkıp “Adli kapitülasyonlar olmadıkça Osmanlı İmparatorluğu’nda oturulamaz!” dedi. Zavallı Bompard, Osmanlı’nın küllerinden yeni bir Türkiye doğduğunun farkında değildi. 

Bu konuşmalardan sonra İsmet Paşa ayağa kalkıp kapitülasyonların tarihini anlatan uzun bir beyanname okudu. İsmet Paşa, kapitülasyonları ve kapitülasyonların yerine konulacak başka bir şeyi asla kabul etmeyeceklerini söyledi. “Bir daha söylüyorum! Türkiye, kapitülasyonlar yerine hiçbir şekil, hiçbir sınırlama, hiçbir imtiyaz kabul edemez, etmeyecektir!” diye haykırdı.  

Lozan’da İtilaf Devletleri, Türkiye’deki azınlıkların kapitülasyonlardan kaynaklı ayrıcalıklarının devam etmesini istiyordu. Lozan’da Lord Curzon, azınlıklar için üç istekte bulundu. 1. Genel af çıkarılması, 2. Para karşılığında askerlikten muaf olmaları, 3. Seyahat özgürlüğü… Curzon ayrıca Milletler Cemiyeti’nin azınlıkları kontrol etmesini de istedi. Bu istekleri reddeden İsmet Paşa da azınlıklar konusunda üç istekte bulundu. 1.Dış kışkırtmaların bitirilmesi, 2. Türk-Rum ahalinin mübadelesi, 3. Diğer azınlıklara, Türklerin vereceği haklarla yetinilmesi… İsmet Paşa, “Müslüman olmayan azınlıklara, ancak Avrupa devletlerinin kabul ettiği esaslara göre hak tanıyacağız” diyerek uluslararası azınlık hakları dışındaki eski ayrıcalıkları tanımadıklarını belirtti.

İtilaf Devletleri Lozan’da, Türkiye’deki azınlıkların ve yabancıların ayrıcalıklarının devam etmesi için -Osmanlı’da dinsel hukukun egemen olduğunu hatırlatarak- konsolosluk mahkemelerinin açık kalmasını ve Patrikhane’nin Medeni Kanun’la  ilgili yetkilerinin devam etmesini istediler. Buna karşı Türk heyeti, yeni Türkiye’nin “laik”, “çağdaş” hukuku benimsediğini belirterek Türkiye’deki herkesin bu “tek hukuka” bağlı olacağını, bu nedenle yabancı mahkemelere ve Patrikhane’nin Medeni Kanun’la ilgili yetkilerine son verilmesini istedi.  

Ayrıca İtilaf Devletleri, belirli bir süre Türkiye’de büyük şehirlerde bazı yabancı hâkimlerin görevlendirilmesini, yabancılara ait davalar söz konusu olduğu zaman istinaf hâkimlerinin çoğunun yabancılardan oluşmasını, hatta Türk adliyesine yabancı müşavirler atanmasını bile istediler. Türkiye bu istekleri de reddetti. 

İtilaf Devletleri, özellikle Fransa, Türkiye’deki yabancı şirketlerin eski ayrıcalıklarının sürmesini isterken Türkiye, Türk kanunlarına göre kurulan bu şirketlerin “Türk şirketi” olduğunu ileri sürerek buna karşı çıktı. 

TAM BAĞIMSIZLIK 

Özellikle adli kapitülasyonlar konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Lozan görüşmeleri kesildi. Birkaç ay aradan sonra görüşmeler tekrar başladı. Sonunda Lozan Antlaşması’nın 28. maddesi ile kapitülasyonlar tamamen kaldırıldı. Böylece dinsel temelli çok hukuklu sistem yerine din ve ırk farkı gözetilmeksizin bütün Türk yurttaşlarının aynı laik/çağdaş tek hukuka bağlı olmaları sağlandı.(Md.39). Böylece konsolosluk mahkemelerine ve Patrikhane’nin idari ve medeni kanunla ilgili yetkilerine son verildi. Bu arada Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlık için tanıdığı hakları Yunanistan’ın da kendi topraklarındaki Müslüman azınlığa tanıması sağlandı (Md. 45). Böylece Batı Trakya Türklerinin hakları da güvenceye alındı. Lozan’da kapitülasyonlar kaldırıldığı içindir ki; daha sonra ayrıcalıklı yabancı şirketler satın alınıp millileştirilebildi. 1929’dan itibaren gümrük tarifeleri belirlenebildi. Yabancı okullar denetlenebildi. Bu okullarda Türkçe dersi okutulabildi. Türkiye yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olabildi. Kendi madenlerini kendisi çıkarıp işleyebildi. 

Türkiye Lozan’da kabotaj hakkını da elde etti. Böylece denizlerde de bağımsızlık sağlandı. 

Sonuçta Lozan’da kapitülasyonları kaldırarak Osmanlı’nın yüzlerce yıllık tüm bağımlılıklarından kurtulduk; “tam bağımsız” ve “laik” Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini Lozan’da attık.


Kaynakça: Seha Meray, Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar Belgeler, 2 cilt; Ali Naci Karacan, Lozan; Lozan Barış Antlaşması metni.

Yazarın Son Yazıları

İstanbul Lozan’da kurtarıldı

İstanbul resmi olarak Lozan’da kurtarıldı.

Devamını Oku
07.10.2026
Dil Devrimi'nin İki Dev Adımı: CHP Programı'nın ve Anayasanın Türkçeleştirilmesi

1945 yılında anayasa dilinin Türkçeleştirilmesi bir devrimdi, 1952 yılında anayasa dilinin eski dile döndürülmesi ise karşı devrim...

Devamını Oku
30.09.2026
'Yazı Devrimi'nin Psiko-Sosyal Anlamı

Cumhuriyet bizi geçmişimizden koparmadı, tam tersine kopuk olduğumuz geçmişimize bağladı.

Devamını Oku
23.09.2026
1921 Anayasası Görüşmeleri ve 'Mahalli Muhtariyet'

1921 Anayasası taslak metnindeki “tam muhtariyet” ifadesinin “siyasi özerklik” veya “etnik özerklik” olarak yorumlanabileceği düşünülerek 14 Aralık 1920 tarihli meclis oturumunda, taslak metindeki “tam” sözcüğü anayasadan çıkarılmıştı.

Devamını Oku
16.09.2026
“İzmir’in Kurtuluşu Sadece İzmir’in Kurtuluşu Değildir”

Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…

Devamını Oku
09.09.2026
Atatürk'e göre Büyük Zafer'in Anlamı - 1924 Dumlupınar Konuşması

“Efendiler! Milli hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur…”

Devamını Oku
02.09.2026
‘Geçmişi ve geleceği de kurtaran BÜYÜK ZAFER’

“Allah’ım, ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu; beş altı saat içinde başka bir dünya doğdu ve biz mest olduk…

Devamını Oku
26.08.2026
Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık

“İslam hukukunda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan toplulukların yararına din ve öğretime ilişkin bir takım çok özel ayrıcalıkların bulunduğunu Türk temsilci heyetine hatırlatmak isterim. Bu ayrıcalıkların kaldırılmaması (…) çok istenir bir şeydir…”

Devamını Oku
22.07.2026
Atatürk'ün Gözünden 'Vahdettin'in Kaçışı

“Vahdettin Efendi, bu gece saraydan gaybubet eylemiştir (kaçmıştır). Zat-ı Şahane İngiliz himayesine girerek bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan müfarekat etmiştir (ayrılmıştır).”

Devamını Oku
15.07.2026
‘Kurtuluş Savaşı’na savaş açmak!

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı.

Devamını Oku
08.07.2026
Unutulan Cumhuriyet şehidi: Mehmet Zeki Dündaralp

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında asker-sivil şehitlerimiz vardı. O şehitlerimizden biri de Lice’de, isyancılar tarafından vahşice katledilen Mehmet Zeki Dündaralp öğretmendi.

Devamını Oku
01.07.2026
Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025