Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

15.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur... Köy Enstitülerinde çalışanları, Hasan Ali Yücel’i, Hakkı Tonguç’u rahmetle anmak isterim. Ben devletin başındaydım. Köy Enstitülerinin asıl zahmetini çekenler, bu eserin mimarları ve onun tutunması için çalışanlardır.”

(İsmet İnönü, 18 Nisan 1966)

Türkiye’de 1923’te cumhuriyet kurulurken yaklaşık 40 bin köyün 37 bininde okul yoktu. Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın 1936 yılında TBMM’de yaptığı konuşmaya göre hâlâ 35 bin köyde okula ve öğretmene ihtiyaç vardı. İşte Köy Enstitüleri, en çabuk ve en pratik biçimde bu ihtiyaca çözüm bulma arayışının sonunda ortaya çıkmıştır.

Image

Hasanoğlan Köy Enstitüsü: Hasan Âli Yücel, İsmet İnönü ve İsmail Hakkı Tonguç.

KÖY EĞİTMENLERİ DENEYİ

Ancak Köy Enstitüleri gökten zembille inmedi. Genç Cumhuriyet, on binlerce okulsuz köye öğretmen götürmek için önce 1936 yılında Köy Eğitmenleri Projesi’ni geliştirdi. Saffet Arıkan’ın Milli Eğitim Bakanlığı, İsmail Hakkı Tonguç’un İlköğretim Genel Müdürlüğü sırasında, Atatürk’ün önerisiyle geliştirilen projenin özü, okuma-yazma bilen onbaşı ve çavuşlardan yetenekli olanların altı aylık bir kurstan geçirilip okulsuz köylere “Köy Eğitmeni” olarak gönderilmesine dayanıyordu.

1937’de 3238 sayılı “Köy Eğitmenleri Yasası” çıkarıldı. Aynı yıl Eskişehir Çifteler Mahmudiye’de ilk Köy Eğitmen Kursu açıldı. Daha sonra da İzmir Kızılçullu, Edirne Karaağaç, Kırklareli Kepirtepe, Kastamonu Gölköy, Adapazarı Arifiye, Malatya Akpınar eğitmen kursları açıldı. 1939’da 3704 sayılı yasayla üç yıllık Köy Eğitmen Okullarının açılmasına karar verildi. 1939’da İzmir Kızılçullu, Eskişehir Çifteler ve Kastamonu Gölköy’deki üç Köy Eğitmen Kursu, Köy Eğitmen Okuluna dönüştürüldü.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞU

Yıl 1940. II. Dünya Savaşı’nın dışına kalmayı başaran Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün başlattığı “cehaletle savaşa” şimdi yeni bir projeyle devam edecekti. On binlerce donanımlı köy öğretmeni yetiştirmeyi amaçlayan bu projenin adı Köy Enstitüleri’ydi.

Köy Enstitüleri, İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla kuruldu. İnönü’nün deyişiyle eser onlarındı.

17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı “Köy Enstitüleri Yasası” çıkarıldı. Yasanın bazı maddeleri şöyleydi:

Madde 1: Köy öğretmeni ve köye yararlı diğer meslek sahiplerini yetiştirmek için tarıma uygun arazisi olan yerlerde Millî Eğitim Bakanlığınca Köy Enstitüleri açılır.

Madde 3: Enstitülere, tam devreli köy okullarını bitirmiş, sağlıklı ve yetenekli çocuklar alınırlar. Enstitüde öğrenim süresi en az 5 yıldır.

Madde 5: Enstitülerde öğrenimlerini bitirerek öğretmen olanlar Milli Eğitim Bakanlığı’nın göstereceği yerlerde 20 yıl çalışmakla yükümlüdürler.

Madde 6: Köy Enstitülerinden mezun öğretmenler, atandıkları köyde her türlü öğretim ve eğitim işlerini görürler. Tarım işlerinin modern bir şekilde yapılması için kişisel olarak meydana getirecekleri örnek bağ, tarla ve bahçe, atölye gibi tesislerle köylülere rehberlik ederler ve köylünün bunlardan yararlanmalarını sağlarlar.

Madde 7: Köy Enstitülerinden mezun olan öğretmenler 20 lira ücretle Millî Eğitim Bakanlığınca atanırlar.

Madde 10: Köy Enstitülerinden mezun olan öğretmenlere verimli tohum, çift ve gelir getiren hayvanlar, cins fidan gibi üretim araçları, köy öğretmenlerinin atandıkları okulların demirbaşlarına geçirilerek verilir.

Madde 12: Köy öğretmenlerinin atandıkları okullara köy sınırları içinde tarıma uygun araziden Köy Yasa’sına göre satın alınarak -öğretmenin ve ailesinin geçimine ve okul öğrencilerinin ders uygulamalarına yetecek kadar arazi- verilir.

Madde 14: Köy okuluna ait her türlü demirbaş araçlar okulun malı olup bu işletmeden elde edilen ürün öğretmene aittir.

Madde 15: Köy öğretmenlerinin işleri gezici başöğretmenler ve ilköğretim müfettişleri tarafından izlenir ve denetlenir. Köy öğretmenlerinin işlerinin yürütülmesine devlet görevlileri yardım ederler.

Madde 16: Köy öğretmenlerinin atanacakları okulların binaları ve öğretmen evleri Millî Eğitim Bakanlığınca verilecek planlara göre Köy Yasası uyarınca bölge ilköğretim müfettişleri ile gezici başöğretmen gözetiminde köy ihtiyar heyetleri tarafından yaptırılır ve öğretmen atanacak köylere durum 3 yıl önceden bildirilir. Öğretmen işe başlamadan önce okul binası ile öğretmen evi tamamlanmış olur.

Madde 17: Köy Enstitülerine yüksekokullar, üniversite ve fakülte mezunları; Gazi Eğitim Enstitüsü mezunları, öğretmen okulları mezunları, ticaret liseleri ve orta tarım okulları mezunları, erkek sanat okulları ve kız enstitüleri mezunları, Köy Enstitüleri mezunları, inşaat usta okulu mezunları ve her türlü teknik ve mesleki okulların mezunları öğretmen olarak atanır. Ayrıca bu enstitülerde işlerinde usta kişiler usta öğretici olarak çalıştırılabilir.

17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı bu “Köy Enstitüleri Yasası”, 1942’de çıkarılan 4242 sayılı “Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Yasası” ile tamamlandı.

1940-1944 yılları arasında Türkiye genelinde, 3 eğitmen okulunun da enstitüye dönüştürülmesiyle birlikte, toplam 20 Köy Enstitüsü açıldı. 1948’de Van Ernis’te açılanla birlikte Köy Enstitülerinin sayısı 21 oldu. 1942’de Ankara’da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kuruldu. 1943’te de 6 Köy Enstitüsünde “Sağlık Kolları” oluşturuldu. Enstitülerin ilk 3 sınıfını bitirenlerden istekli ve yetenekli olanlar bu kollara alındı.

KÖY ENSTİTÜLERİNDE EĞİTİMİN NİTELİĞİ

Köy Enstitülerine alınan ilkokulu bitirmiş öğretmen adayı erkek ve kız köy çocukları laik, bilimsel, çağdaş, işe dayalı, temel iş becerilerini geliştirmeyi amaçlayan, teorik ve pratik bir eğitim öğretim sistemiyle yetiştirildi. Müfredat, kültür dersleri ile teknik tarım ve sanat derslerinden oluşuyordu.

Köy Enstitüleri, yaşadığı binadan okuduğu okula, tükettiği ekmekten giydiği elbiseye kadar neredeyse her şeyi el birliği, görev paylaşımı ve dayanışma ruhuyla üretebilecek, gittiği köyde kendi kendine yetebilecek, tarım, yapı işleri, sağlık ve kültür-sanat başta olmak üzere her konuda bilgi ve beceri sahibi, aklını kullanan ve bilime dayanan, donanımlı köy öğretmenleri yetiştirmeyi amaçlıyordu.

Derme çatma binalarda hatta çadırlarda eğitim öğretime başlayan Köy Enstitüsü binalarının çoğunu öğrenciler öğretmenleriyle birlikte inşa edecekti.

Her Köy Enstitüsü kurulduğu bölgeye göre biçimlendirilecekti. Her Enstitüsü kendi programını kendisi belirleyecekti.

Köy Enstitüleri, köy öğretmeni olacak köy çocuklarına, her şeyden önce aklını kullanmayı, özgürce düşünmeyi ve eleştirmeyi öğretirdi. Bunun için kitap okumak özendirilir ve cumartesi günleri öğretmenlerle öğrencilerin özgürce tartışmaları sağlanırdı. Ayrıca çocukların ruhen ve bedenen gelişmeleri için sanatla; resimle, müzikle, heykelle, tiyatroyla ve çeşitli sporlarla uğraşmalarına özen gösterilirdi. Enstitülerde her öğrenci bir müzik aleti çalmayı öğrenir, her öğrenci en az bir spor dalıyla yakından ilgilenirdi.

Peki, Köy Enstitülerinde öğrencilerin günleri nasıl geçerdi? Hürrem Arman’a kulak verelim:

“Her Enstitü, bulunduğu ortamın, iklim ve üretim alanlarının özellik ve olanaklarına göre yıllık, aylık, haftalık ve günlük esnek planlamalarda herkesin günde 8 saat çalışma kurallarına dayalı bir işleyiş içindedir. Bu zamanın yarısında kümelere ayrılmış öğrenciler, kendi düzeylerindeki konularda, kültür, ders ve çalışmalarında, dörtte birinde işliklerde, yapımda, zanaat ve diğer dörtte birinde tarım alanındaki uygulamalar da yaparken öğrenme süreci içinde yetişmektedirler. Günün 8 saati dışında kalan zamanları mutfak, temizlik, eğlenme, yemek ve küme başlarıyla birlikte bir saatlik serbest okumaya ayrılmıştır. Bu saatlerde kümelerin düzeylerine göre seçilmiş kalburüstü yapıtlar topluca okunur, tartışılarak, özetler çıkarılarak değerlendirilir. (…) Öğrencilere, Enstitülerdeki işleri aksatmayacak biçimde 45 gün izin verilir. Öğretmenler de sıra ile izinlerini kullanırlar. Cumartesi öğleden sonraları, herkesin katıldığı bir genel temizliğe ayrılmıştır. O günün akşamları yapılan genel oturumlarda haftanın işleri eleştirilip değerlendirilir, yeni haftanın planlaması üzerinde durulur, tartışılır. Bundan sonra her hafta sonu yeniliklerle dolu genel eğlence başlar. Kuruluş gününde sıfırdan başlayarak önce barınak, sonra planlı binaları, tarım alanları ve işliklere, ahır, kümes ve ağıllara, elektrik üretimine, spor alanlarına, kanalizasyona ve açık hava tiyatrosuna kadar tırmanan üretim ve yaşam alanlarındaki çalışmalar, folklor inceleme ve değerlendirmeleri ve bunlara paralel gelişen fikirsel ürünler ve sanat dallarındaki yaratıcılıklar, değerli yapıtlar böyle bir düzen içinde oluşmuş, gelişmiş ve köylere de aktarılmaya başlanmıştır.” (Hürrem Arman, “Köy Enstitülerinin Amacı”, Beşikdüzü Köy Enstitüsü, Haz. Erdinç Kalay, Trabzon, 2010, s. 48)

Köy Enstitüleri, öğretmen adaylarına hem kendini hem yaşadığı toplumu hem de dünyayı tanıtırdı. Köy Enstitüleri kendini, toplumunu ve dünyayı tanıyan, aklını kullanan, üretim becerileri gelişmiş, dayanışma ruhuyla hareket edebilen ve bilimsel kafa yapısına sahip köy öğretmenleri yetiştiren birer fenerdi; doğudan batıya kuzeyden güneye Türkiye’yi aydınlatan 21 fener düşünün...

ENSTİTÜLERİN YARATTIĞI BİRİKİM

Daha 1944’te 20 Köy Enstitüsünde kız ve erkek öğrenci sayısı 16.400’dü. Bu sayı, öğretmen okullarının kuruluşlarından 90 yıl sonra toplayabildiği öğretmen sayısından 7 kat fazladır. Daha 1944’te Köy Enstitülerinden 2.000 öğretmen mezun olmuş ve birden köylere dağılmışlardı. Bu sayede köylere sanat ve araç gereç girmişti… Enstitülerde 306 bina bizzat öğrencilerce yapıldı. 15 bin dönüm arazi işlendi ve ekildi. Enstitü topraklarına meyveli ve meyvesiz 250 bin ağaç dikildi. 1500 dönüm orman meydana getirildi. 1200 dönüm bağ dikildi. Enstitülerde 9000 baş hayvana bakıldı. Okulun imalathaneleri de Enstitülerin giyecek ihtiyaçları ile yapı, demircilik vs. alanlarında faal kuruluşlar haline geldiler ve ayrıca köylere el attılar. Bu arada 16 Enstitü öğrencilerinin emekleriyle elektriğe kavuştu. (Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam, C. II, s. 381)

Köy Enstitülerinden 1940-1954 yılları arasında 17.346 öğretmen, 8.675 eğitmen, 1.599 sağlık memuru yetişti. Köy Enstitülü öğretmenleri arasından Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Tahsin Yücel, Talip Apaydın gibi düşünce, sanat ve bilim insanları da çıktı.

***

II. Dünya Savaşı dünyanın düzenini değiştirdi. İki kutuplu yeni dünyada; kapitalist ABD ve komünist SSCB arasında kalan Türkiye’nin, ABD’nin dümen suyuna sokulması gecikmedi. ABD, kendi çıkarları açısından laik, bilimsel, aydınlanmış, üreten ve kendi kendine yeten bir Türkiye’den değil, dinin ön plana çıkarıldığı, ABD’ye bağımlı bir Türkiye’den yanaydı. ABD’nin “Yeni Türkiye” hayalinin gizli açık müttefikleri, büyük toprak sahipleri ve tarikatlar, cemaatler hazır bekliyordu. 1945’te çok partili hayata geçilirken yeni muhalefet Köy Enstitülerine “Komünist Yuvası” gibi söylemlerle saldırdı. II. Dünya Savaşı’nın koşullarında iyice yıpranan CHP iktidarı, muhalefetin Köy Enstitülerine yönelik saldırılarını karşılayamadı. 1946 yılında Köy Enstitülerinin kurucuları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç görevden alındı. 1947’de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı. Köy Enstitülerine yönelik eleştiriler artarak devam etti. 1950’de DP iktidara geldi. Bu dönemde Köy Öğretmen Okulları ile birleştirilen Köy Enstitüleri, 27 Ocak 1954’te kapatıldı. Böylece Türkiye’yi aydınlatan fenerler söndürüldü. 

Yazarın Son Yazıları

Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026