Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

29.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde Türkiye’de, her ne kadar -en azından görünüşte- birbirinden bağımsız olsa da birbiriyle örtüşen, birbirini tamamlayan iki gelişme yaşandı. Bunlardan ilki ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack’ın Orta Doğu için en iyi yönetim biçiminin “merhametli monarşi veya meşruti monarşi” olduğunu ileri sürmesiydi. İkincisi ise İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin makam odasına II. Abdülhamit portresi asmasıydı.

Image

ABD BÜYÜKELÇİSİ’NİN MEŞRUTİ MONARŞİ ÖVGÜSÜ

Daha önce, “Osmanlı millet sistemine dönün!” diyerek laik Cumhuriyeti hedef alan , “Lozan’ı” ve “ulus devleti” eleştiren ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack, geçtiğimiz günlerde de “Orta Doğu’da işe yarayan tek şey, güçlü liderlik rejimleri oldu: ya merhametli monarşiler, ya da meşruti monarşi türü yapılar…” diyerek bölge ülkelerine “ulusal egemenlik”, “cumhuriyet” ve “demokrasi” değil, “monarşi” önerdi. ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği, 23 Nisan’da sosyal medya hesaplarından yayımladığı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı mesajında da Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Önderi Mustafa Kemal Atatürk’e yer vermedi.

Çünkü 106 yıl önce TBMM’yi açarak, 104 yıl önce padişahlığı kaldırarak, 103 yıl önce cumhuriyeti ilan ederek, 102 yıl önce halifeliği kaldırarak ve 92 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı vererek “merhametli” veya “merhametsiz” her türlü monarşiyi ortadan kaldırıp cumhuriyeti kuran Türk Devrimi’nin Başmimarı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, bağımsızlık savaşıyla birlikte cumhuriyetin ve aydınlanmanın sembolüdür. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi 23 Nisan öncesinde “meşruti monarşiyi” överken, ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği’nin 23 Nisan’da cumhuriyetin sembolü Atatürk’ü anması zaten beklenemezdi.

TÜRK TİPİ BAŞKANLIK VE MEŞRUTİYET 

ABD’nin Ankara Büyükelçisi T. Barrack’ın “monarşi” ve “meşruti monarşi” övgüsüne ve önerisine karşı AKP’nin sessiz kalmasına da şaşırmamak gerekir. Çünkü bugün Türkiye’de geçerli olan ve AKP’nin “Türk Tipi Başkanlık” dediği rejim, tam da T. Barrack’ın işaret ettiği o “güçlü liderlik rejimleri”nden biri olarak inşa edilmek istenmektedir. “Türk Tipi Başkanlık” denilen bu rejimde güç sarayda toplanmış, meclis hiç olmadığı kadar zayıflatılmıştır.

Türkiye’de Başkanlık Sitemine geçilirken fiilen rejimin değiştiğini, aslında cumhuriyetten meşrutiyete geri dönüldüğünü yazmıştım. 20 Şubat 2017’de Sözcü gazetesinde yayımlanan “Cumhuriyetten Meşrutiyete Dönüş” başlıklı makalemde, 2017 Başkanlık Sistemi Anayasası’nda cumhurbaşkanına tanınan yetkilerin, 1876’da Kanuni Esasi’nin (Türkiye’nin ilk anayasasının) padişaha (dönemin padişahı II. Abdülhamit’e) tanıdığı yetkilere benzediğini, böylece Türkiye’nin, aslında resmen olmasa da uygulamada cumhuriyetten 1. Meşrutiyete, 142 yıl geriye döndürüldüğünü belirtmiştim.

Bu tezimin dayandığı mantığı anlayabilmek için “Meşrutiyet Meclisi” ile “Cumhuriyet Meclisi”nin farkını bilmek gerekir. Meşrutiyet Meclisi, “Ayan” ve “Mebusan” olmak üzere iki meclisten oluşurdu. Ayan Meclisi atanmışlardan, Mebusan Meclisi ise seçilmişlerden oluşurdu. Mebusan Meclisi’nin üstünde –her ne kadar 1909’da yetkileri sınırlandırılmış da olsa- demoklesin kılıcı gibi sallanan saray (sultan-halife) otoritesi vardı. Dolayısıyla meşruti monarşilerde meclis ve saray denklemi geçerliydi. Buna karşın “Cumhuriyet Meclisi”nde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Dolayısıyla cumhuriyetlerde sadece meclis söz konusudur; saray, denklemden çıkarılmıştır.

Türkiye’de meşruiyet meclisinden cumhuriyet meclisine geçiş süreci 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (daha sonra TBMM adını aldı) açılmasıyla başlamıştır. Çünkü 23 Nisan 1920’de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” parolasıyla açılan TBMM’de sarayın (sultanın-halifenin) hiçbir etkisi ve yetkisi yoktur. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin daha önceki meşrutiyet meclislerinden farkı, bu meclisin üzerine saray gölgesi düşmemesidir. Bu nedenle TBMM, bir meşrutiyet meclisi değil, bir cumhuriyet meclisidir. TBMM, 1 Kasım 1922’de saltanatı, 3 Mart 1924’te halifeliği kaldırarak sarayı tamamen denklemin dışına çıkarmış ve 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan etmiştir.

İÇİŞLERİ BAKANI’NIN ODASINDAKİ II. ABDÜLHAMİT PORTRESİ 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin makam odasına II. Abdülhamit portresi astığı yazıldı. Bu konu, “Canım ne var bunda! II. Abdülhamit de tarihimizin bir parçası değil mi?” diye geçiştirilebilecek bir konu değildir. Şöyle ki, II. Abdülhamit hayranı İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin makam odasına II. Abdülhamit portresi asması sadece II. Abdülhamit hayranlığıyla veya tarihe sahip çıkmakla açıklanamaz. Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde devlet dairelerine asılabilecek resimler, portreler bellidir. Buna karşın, İçişleri Bakanlığı gibi çok önemli bir bakanlığa II. Abdülhamit portresi asılması, iktidarın “Yeni Türkiye” diye adlandırdığı yeni düzenin, yeni rejimin, artık kendi imgelerini, özellikle de tarihsel imge olarak öne çıkardığı II. Abdülhamit’i devletin en önemli kurumlarına taşımaya başladığını göstermektedir. AKP iktidarı, bir taraftan “Yeni Türkiye” adlı yeni bir düzenden söz ederken, diğer taraftan bu yeni düzene yeni bir tarih yazmaya çalışıyor. Bu bağlamda Atatürk’ün kurduğu tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Eski Türkiye” diye ötekileştirilirken, o “Eski Türkiye”nin en başat tarihi imgesi Mustafa Kemal Atatürk de olabildiğince silinmeye veya gölgede bırakılmaya çalışılıyor. İktidar, “Yeni Türkiye” diye adlandırdığı yeni düzenin tarihsel imgesi olarak Padişah II. Abdülhamit’i konumlandırmaya çalışıyor. Bu bakımdan yeni İçişleri Bakanı’nın makam odasına II. Abdülhamit portresi asması her şeyden önce yeni rejim inşasıyla ilgilidir.

BİR SİYASAL KURGU OLARAK II. ABDÜLHAMİT

Necip Fazıl’dan bugüne Siyasal İslamcı tarih yazımına göre Padişah II. Abdülhamit “Cennet mekân Ulu Hakan”dır! Muhaliflerine rağmen bir karış toprak kaybetmeden 30 yıl boyunca Osmanlı Devleti’ni ayakta tutmuştur! II. Abdülhamit Halifeliğin gücünü kullanarak Batılı emperyalist ülkelere meydan okuyarak bunu başarmıştır! Siyasal İslamcıların bu II. Abdülhamit portresinin, gerçek II. Abdülhamit’le uzaktan yakından ilgisi yoktur. II. Abdülhamit döneminde yaklaşık 1.5 milyon kilometrekare toprak kaybedilmiş, Osmanlı Devleti’nin iflas etmesinden sonra Batılı alacaklı ülkelerin alacaklarını tahsil edebilmeleri için o ülkelerin temsilcilerinden oluşan devlet içinde devlet durumundaki Düyun-i Umumiye kurulmuş, ülkenin en önemli vergi gelirleri bu kuruma teslim edilmişti. Batılı şirketlerle, maden, demiryolu, su, havagazı, limanların işletilmesi gibi konularda bazıları 99 yıllık ayrıcalıklı sözleşmeler imzalanmıştı. İngiltere, Fransa, Almanya gibi Batılı ülkeler II. Abdülhamit üzerinde baskı kurarak Osmanlı’dan çeşitli ayrıcalıklar elde etmeyi başarmıştı. II. Abdülhamit’in İslamcılık politikası da işe yaramamış, Arap Yarımadası’nda çok sayıda isyan çıkmıştı. II. Abdülhamit, emperyalist Batı’ya meydan okuyarak değil, “denge, taviz ve imtiyaz (ayrıcalık)” diye adlandırılabilecek bir politika ile 30 yıl boyunca Osmanlı tahtında oturmayı başarmıştı. Bu süreçte Batılı büyük devletler, Osmanlı’dan neredeyse her istediğini almıştı. Bu nedenledir ki, 1908 Reval Görüşmelerine kadar özellikle de İngiltere, Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü koruma politikasını sürdürmüştü.

II. ABDÜLHAMİT NEYİ TEMSİL EDİYOR?

Burada üzerinde durulması gereken konu Padişah II. Abdülhamit’in neyi temsil ettiğidir?

II. Abdülhamit’in yayımlamak zorunda kaldığı 1876 tarihli Kanuni Esasi (Osmanlı Anayasası) meclisin açılmasını sağlayan tarihi önemde büyük bir yenilik olmakla birlikte sarayı (sultanı-halifeyi) sınırlandıran bir metin değildi. Kanuni Esasi’ye göre padişah istediği zaman parlamentoyu toplayabilecek, dağıtabilecek ve anayasayı askıya alabilecekti. 5. maddeye göre padişahın kişiliği “kutsal” ve “sorumsuz”du. Hükümet, meclise karşı değil padişaha karşı sorumluydu. Padişah “halife” olarak özünü şeriattan alan yasaları uygulayacaktı. Padişah, kanun hükmünde kararname (HKH) çıkarabilecekti. 113. maddeye göre padişah istediği kişiyi sürgün edebilecekti.

II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. Bu dönemde meclis kapatılmış, devlet genelde saraydan yönetilmiş, sık sık bakanlar değiştirilmiş, liyakata değil sadakata önem verilmiş, ordu ve donanma kontrol edilmek istenmiş, yargı araçsallaştırılmış, basına sansür uygulanmış ve aydınlardan öğrencilere kadar tüm muhalefet baskılanmıştı. Padişah için potansiyel tehlike durumundaki herkes; bakanlar, paşalar, aydınlar, din adamları, bürokratlar, gazeteciler, öğrenciler gece gündüz takip edilmiş, yargılanmış, hapsedilmiş, sürgün edilmişti. Birkaç kişinin biraya gelmesi bile yasaklanmıştı. Bu nedenle 30 yıllık bu dönem “İstibdat (Baskı) Dönemi” olarak adlandırılmıştı.

II. Abdülhamit rejimi sırtını yoksul ve dindar halka dayamıştı. Bu dönemde kadercilik, sadakat ve biat kültürüne önem verilmişti. Halifeliği ön plana çıkaran II. Abdülhamit saraya bağlı din adamlarıyla halka ulaşmıştı. II. Abdülhamit döneminde ortalık imamlardan, şeyhlerden, şeriflerden, seyitlerden geçilmiyordu. Tarikatların, tekke ve zaviyelerin sayısı arttıkça artmıştı. Hatta Kuzey Afrika’dan yeni tarikatlar bile gelmişti. II. Abdülhamit, tarikat şeyhlerini sarayda ağırlamıştı. II. Abdülhamit döneminde sarayın en saygın konukları arasında Arap şeyhleri vardı. Bu dönemde beş vakit namaz kılmayanlar, oruç tutmayanlar her an “zındıklıkla” suçlanıp cezalandırılabilirdi. (Ayrıntı için bkz. Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, s.347-348)

***

Sorumuza geri dönersek: II. Abdülhamit neyi temsil ediyor? Her şeyden önce II. Abdülhamit, meclis denetimine ve yönetimine son veren bir monarkı ve monarşiyi temsil ediyor. Tek adam otoritesini temsil ediyor. II. Abdülhamit, 30 yıl süren İstibdat (Baskı) Düzenini temsil ediyor. Basın sansürünü, aydınlardan öğrencilere her türlü muhalefetin susturulmasını, muhaliflerin cezalandırılmasını, devletin saraydan yönetilmesini temsil ediyor. Aynı zamanda II. Abdülhamit, 1876’de ve 1908’de –Jön Türklerin ve İttihat ve Terakki’nin baskısıyla da olsa- Mebuslar Meclisini açtığı için de meşruti monarşiyi temsil ediyor.

Geçen hafta ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack’ın, Orta Doğu’ya yönelik “Sizin için en iyisi ya merhametli monarşi ya meşruti monarşi” açıklamasını ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin makam odasına II. Abdülhamit portresi asmasını bu bilgiler ışığında değerlendirmek gerekiyor. Ancak Türkiye’yi, cumhuriyetin öncesine döndürmeye, bunun için II. Abdülhamit’i öne çıkarmaya çalışmak çocukça bir hayaldir. Hiç kimse, Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyeti geriye döndüremeyecektir. İkinci yüzyılında Türkiye Cumhuriyeti geriye değil ileriye gidecektir; Atatürk’ün deyişiyle muasır (çağdaş) medeniyetler (uygarlıklar) düzeyinin üstüne çıkacaktır. 

Yazarın Son Yazıları

Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025