Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

18.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.” (Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni)

Image

Osmanlı Bankası’nın mimarı Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen Düyun-ı Umumiye binası.

Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, Erzurum valisi olduğu dönemde yayımladığı “Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 148. yıl dönümünü kutlama mesajında”, II. Abdülhamit “Düyun-ı Umumiye İdaresini kurarak devletin borç yükünü hafifletti” diyerek Düyun-ı Umumiye’yi de güzellediğini öğrendik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir valisinin, istibdat (baskı) düzeninin kurucusu, II. Abdülhamit’in tahta çıkışını kutlaması ve emperyalist sömürünün araçlarından Düyun-ı Umumiye’yi güzellemesi ve sonrasında içişleri bakanlığına atanması, bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin anlayışını gözler önüne sermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

Peki, Düyun-ı Umumiye neydi?

OSMANLI’NIN BORÇLANMASI 

Osmanlı Devleti, 1783’te Kırım’ın Ruslar tarafından işgalinden sonra, I. Abdülhamit döneminde, ilk dış borç teşebbüsünde bulundu.(1) Ancak dışarıdan borç para bulamayan Osmanlı, mecburen içeriye döndü. 1848’den itibaren Galata Bankerlerinden yüksek faizle borç almaya başladı.

1853-1856 Kırım Savaşı’nda Rusya’ya karşı İngiltere ve Fransa ile birlikte hareket eden Osmanlı’nın, savaş masraflarını karşılamak için paraya ihtiyacı vardı. 24 Ağustos 1854’te Londra’da Dent-Palmer ve Ortakları, Paris’te Goldscimd ve Ortakları ile 75 milyon franklık ve yüzde 6 faizli bir borç antlaşması imzalandı. Kesintiler nedeniyle bu paradan ancak 60 milyon frank Osmanlı hazinesine girdi.(2) Bu borçlanmaya, Mısır’dan alınan yıllık vergi “teminat” olarak gösterildi.

1854’ten itibaren Avrupa ülkelerinden yüzde 6 ile yüzde13 arasında değişen yüksek faizlerle borç almaya başlayan Osmanlı Devleti, 1854-1875 arasındaki 21 yılda 15 dış borç antlaşmasında yaklaşık 237 milyon lira borçlandı, (bazı kaynaklara göre yaklaşık 239 milyon lira) fakat tahvillerin ilk ihraç fiyatlarının iskontolu olması nedeniyle devletin eline ancak 127 milyon lira geçti.(3)

Osmanlı’nın uzun vadeli ve yüksek faizli borç tahvilleri, Avrupa piyasalarında çok tutuldu. Osmanlı’ya borç vermek çok kârlı bir iş halini aldı. Öyle ki, yabancı sermayedarlar, tehdit ve rüşvetle Osmanlı devlet adamlarını daha çok borç almaya zorladılar. Galata Bankerleri, yüzde 10-12 komisyonla Avrupa piyasalarından Osmanlı’ya borç para buldular. Sırf Osmanlı’ya borç vermek için yabancı bankalar ve kredi şirketleri kuruldu. Osmanlı Bankası bunlardan biriydi. Böylece hem Osmanlı’ya yüksek faizle borç veren yabancı sermaye gurupları hem de komisyoncular çok para kazandılar.(4)

OSMANLI’NIN İFLASI 

Osmanlı Devleti, dış borçtan elde ettiği parayı iyi yönetemedi. Zaman içinde aldığı yeni borçları, giderek, eski borçların anapara ve faizlerinin ödenmesi için kullandı. Borç borcu doğurdu.

1866’dan itibaren borç ödemelerinde güçlük çekmeye başlayan ve 1873’te dünya piyasalarında “Borsa Krizi” çıkınca Avrupa piyasalarından borç para bulamayan Osmanlı Devleti, 6 Ekim 1875’te iflas etti. 30 Ekim 1875’te Ramazan Kararnamesi ilan edildi. Bu kararname ile bütün iç-dış borçları ve faiz ödemelerini, 5 yıl süreyle, yarı yarıya indirdiğini (yarısını para, yarısını yüzde 5 faizli hisse senetleriyle ödeyeceğini) açıklayan Osmanlı Devleti, Nisan 1876’dan itibaren de dış borç ödemelerini tamamen durdurdu.

1876’da II. Abdülhamit Osmanlı tahtına oturduğunda devlet gelirlerinin % 80’i bile dış borçları ödemeye yetmiyordu. Bu nedenle çalışanların aylıkları düşürüldü, ancak yine de gecikmeyle ödenebildi.(5)

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi’nin) kaybedilmesi sonunda Yeşilköy’e kadar gelen Ruslar, Osmanlı Devleti’nden yüksek bir savaş tazminatı istediler. Böylece Osmanlı, yılda 35 milyon kuruşluk ve 100 yıllık bir borç yükü altına daha girdi.(6)

II. Abdülhamit 1878’de Kıbrıs Adası’nı bir miktar para karşılığında İngilizlere kiraladı. 1878 Berlin Kongresi’nde, alacaklı devletler Osmanlı’ya, İstanbul’da -Osmanlı maliyesini yönetecek- çokuluslu bir mali komisyon kurulmasını kabul ettirdiler.(7) Ekonomik bağımlılık, beraberinde siyasal bağımlılığı getirdi.

DÜYUN-I UMUMİYE’NİN KURULUŞU 

1879’da Galata Bankerlerine ödenecek borca karşılık Rüsumu Sitte (Altı Vergi) İdaresi kuruldu. Böylece Osmanlı Devleti’nin topladığı 6 çeşit vergi, bu vergi idaresine aktarıldı. Bunun üzerine Osmanlı’dan alacaklı yabancı ülkeler hemen harekete geçtiler.

1881 yılının sonlarında İngiliz, Fransız, İtalyan, Avusturyalı, Hollandalı ve Alman alacaklılar ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul’da uzun görüşmeler yapıldı. Bu görüşmeler sonunda Osmanlı borçları –ödenebilecek biçimde- yeniden yapılandırıldı.

II. Abdülhamit döneminde, 20 Aralık 1881’de (Hicri takvime göre 28 Muharrem 1299’da) Muharrem Kararnamesi yayımlandı. Bu kararname ile Osmanlı’nın toplam 237.138.819 lira dış borcu, 141.505.309 liraya indirildi. Başka bir hesapla Osmanlı’nın toplam 4.568.841.250 frank dış borcu, 2.660.930.850 franka indirildi.(8)

Muharrem Kararnamesi’ne göre İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Hollandalı, Avusturyalı ve Osmanlı alacaklıları ile Galata Bankerlerini temsilen toplam 7 üyeden oluşan Düyunu Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi kuruldu. Düyunu Umumiye Meclisi’ni oluşturan bu 7 üye, 5 yıllık sürelerle seçilecekti. Kurumun başkanlığını, beşer yıllığına, sırasıyla İngiliz ve Fransız üyeler yapacaktı.

1881 Muharrem Kararnamesi ile 1879’da kurulan Rüsumu Sitte İdaresi kaldırıldı. Daha önce buraya aktarılmış olan devletin 8 temel vergi geliri bazı ürünlerin yönetimi Düyun-ı Umumiye’ye aktarıldı.

II. Abdülhamit’in Düyun-ı Umumiye’ye bıraktığı temel gelirler şunlardı:

1- Tuz ve tütün tekeli

2- Damga pulu vergisi

3- Alkollü içkiler vergisi,

4- Edirne-Samsun-Bursa İpek Öşrü

5- İstanbul ve birçok bölgenin balık vergisi

6- Tömbeki vergisi

7- Kimi vilayetlerin koyun vergisi

8- Gümrük gelirleri

9- Kazanç vergisine göre ortaya çıkacak fazlalık.

DEVLET İÇİNDE DEVLET 

Osmanlı Devleti’’nin temel gelirlerinin (vergilerinin) üçte birine el koyan Düyun-ı Umumiye, Ocak 1882’den itibaren devlet içinde devlet gibi çalışmaya başladı. Düyun-ı Umumiye aslında hükümetten ayrı, yabancıların kontrolünde kâr eden bir özel şirketti.(9) Düyun-ı Umumiye Meclisi, şirket yönetim kurulu gibi yapılandırılmıştı. Kurumun İstanbul’da bir genel müdürlüğü vardı. 1897’de Cağaloğlu’nda yapılan gösterişli bir binada (şimdi İstanbul Erkek Lisesi) çalışmalarını yürütüyordu. İstanbul’daki 4 merkez müdürlüğü ile taşra müdürlükleri bu genel müdürlüğe bağlıydı. Kurumun, 1898 sonunda toplam 26 bölge müdürlüğü, 720 il ve ilçe müdürlüğü vardı. Müdürler ve yönetici personel özellikle Avrupalılardan oluşuyordu. Düyun-ı Umumiye, Osmanlı topraklarında birçok yerde şubeler açtı. Binlerce memuru bünyesinde topladı. 1 Mart 1912’ye kadar 8.931 memur çalıştırdı. Bunların 5.652’si sürekli, 3.253’ü geçici memurdu. Bu memurlara çok iyi maaş verdi. Ancak ne gariptir ki, bu özel şirketin memurları aynı zamanda “devlet memuru” niteliği taşımaktaydı ve devletten “emekli maaşı” alma hakkına sahipti. Dahası, burada çalışan yabancılara bile emekli maaşı vermek için ayrıca bir sandık kurulmuştu.(10)

Düyun-ı Umumiye, Osmanlı Maliye Bakanlığı’nın yanında ikinci bir maliye bakanlığı gibi çalışıyordu. Çok büyük bir geliri yönetiyordu. Kurulduğunda 2.552.000 Osmanlı lirası kadar bir geliri kontrol eden kurum, 1911-1912’de 8.258.000 Osmanlı lirası kadar bir geliri kontrol ediyordu. Yani, Osmanlı’nın bütün gelirlerinin yüzde 31.5’i Düyun-ı Umumiye’nin kontrolündeydi.(11) 1912 yılında Osmanlı Maliye İdaresinde çalışanların sayısı 5.500 kişiyken, Düyun-ı Umumiye’de çalışanlarının sayısı 8.931 kişiydi.

Düyun-ı Umumiye’nin gelirleri zamanla Osmanlı’nın tüm borcunu kapatacak duruma geldi. Fakat Düyun-ı Umumiye bu parayla Osmanlı borçlarını kapatmak yerine, Avrupa bankalarından tahviller aldı. Osmanlı’nın çıkardığı hazine tahvillerini alıp Osmanlı’ya kaynak sağlamaktan özellikle kaçındı. Ara sıra Osmanlı’ya faizle “avans” verdi. Bunun karşılığında bazı öşür gelirlerine “güvence” olarak el koydu. Böylece Osmanlı, zaten kendisine ait olan bir paraya, faiz ödeyerek ve öşür gelirlerini ipotek ettirerek ancak sahip olabildi. Osmanlı, 1911’de Trablusgarp’ta İtalyanlarla savaşırken, Düyun-ı Umumiye, aynı yıl “İtalyan eshamı” satın aldı. Böylece Osmanlı parasıyla Osmanlı’nın düşmanına bile yardım etti. Düyun-ı Umumiye, Osmanlı’nın Trablusgarp Savaşı sonrasında alacağı savaş tazminatına da el koydu.(12)

Doğan Avcıoğlu’nun ifadesiyle, “Düyunu Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”(13)

Düyun-ı Umumiye’nin kurulmasıyla Osmanlı dış borçlarının yaklaşık yarı yarıya indirilmesi, nitelikli eleman yetiştirilmesi, disiplin ve iyi yönetimle kaynakların daha iyi değerlendirilmesi ve böylece kalan borç ödemelerinin zamanında ve düzenli olarak yapılabilmesi nedeniyle oluşan “güven ortamında” Osmanlı Avrupa’dan daha uygun koşullarda kredi (borç) bulabildi. II. Abdülhamit döneminde, 1886-1908 arasında 19 yeni borç antlaşması daha yapıldı. 12 milyar kuruş borç alındı. Kesintiler nedeniyle bunun ancak 10.8 milyar kuruşu ele geçti.(14)

1903’te Osmanlı borçları yeniden yapılandırıldı. O sırada 101.5 milyon liraya inmiş olan borçlar, 57.8 milyon liraya indirildi.(15) Borç miktarı azaldı, ama yıllık ödemeler hiç azalmadı. Çünkü tutarı azaltılan borçların faizleri arttırıldı. Bu reformun iyi yanı, Düyunu Umumiye’nin, 2.157.375 lirayı aşan gelirinin yüzde 75’ini Osmanlı’ya bırakacak olmasıydı.(16)

1914’e geldiğinde Osmanlı’nın toplam 153.7 milyon lira dış borcu vardı. Bu borç I. Dünya Savaşı sonunda 303.7 milyon liraya çıktı. Üstelik bu borçların sterlin, frank, markla ödenmesi gerekiyordu.

JANDARMALI TÜTÜN REJİSİ 

Düyun-ı Umumiye, tuz tekelini kendisi işletti. Tütün tekelini ise 30 yıl boyunca iki yabancı bankanın kontrolündeki “Tütün Rejisi”ne bıraktı.

Tütün Rejisi, 1883’ten itibaren her yıl elde ettiği kârdan 750.000 lirayı Düyun-ı Umumiye’ye verecek, kendisi de yüzde 8 kâr alacaktı. Bunlar düşüldükten sonra kalan gelir ise Düyun-ı Umumiye ile Osmanlı arasında paylaşılacaktı.

Düyun-ı Umumiye, daha önce serbest olan tütün üretimini, alımını, satımını tamamen “Tütün Rejisi”nin tekeline verdi. Reji, tütün alım fiyatlarını çok düşük, satış fiyatlarını yüksek tutunca kaçak tütün ticareti arttı. Reji, kaçak tütün ticaretine karşı bir kanun taslağı hazırlayıp Osmanlı’ya kabul ettirdi. Osmanlı da 2 Mayıs 1885’te kaçakçılıkla mücadeleyi Reji’ye bıraktı. Reji, kaçakçılarla mücadele etmek için kendi jandarmasını kurdu. Osmanlı, bu tütün rejisinin jandarmasına silah taşıma ruhsatı da verdi. Jandarma ile kaçakçılar arasında yaşanan çatışmalarda çok sayıda insan öldü.

Reji, zaman zaman Osmanlı’ya yüzde 6 ve yüzde 12 faizle “avans” verdi. Parvus Efendi’nin hesaplamalarına göre Reji, Osmanlı’ya her yıl 500.000 lira kaybettirdi.

1913’te Reji imtiyazı sona erecekti. O yıl, İttihat ve Terakki, daha önce kaybettiği Edirne’yi Bulgarlardan geri alacaktı. Ordunun masrafları için para lazımdı. Gereken parayı Reji İdaresi sağladı. Buna karşılık Reji imtiyazı 15 yıl daha uzatıldı.(17)

II. ABDÜLHAMİT ve DÜYUN-I UMUMİYE

Peki, ama II. Abdülhamit’in Düyun-ı Umumiye’yi kurması bir başarı mıydı? Hayır, değildi. Öncelikle II. Abdülhamit tahta çıktığında devlet iflas etmişti. Bunun üstüne 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) geldi. 1878 Berlin Kongresi'nde, alacaklı devletler Osmanlı'ya, İstanbul'da -Osmanlı maliyesini yönetecek- çokuluslu bir mali komisyon kurulmasını kabul ettirdiler. Evet, 1881 Muharrem Kararnamesi ile dış borç yaklaşık yarı yarıya azaldı, ancak bunun karşılığında Düyun-ı Umumiye İdaresi kurularak ülkenin önemli vergilerinin toplanması ve kullanımı ile tuz ve tütün tekeli (devletin en önemli gelirleri) alacaklı yabancı ülkelere teslim edildi. Yani ekonomik bağımlılık beraberinde siyasal bağımlılığı getirdi. Düyun-ı Umumiye’nin 7 üyesinden 6’sı yabancıydı. Kurumun başkanlığını Osmanlı değil, sırasıyla İngiliz ve Fransız delegeleri yapacaktı. Düyun-ı Umumiye, Osmanlı’nın kontrolünde bir kurum değil, Osmanlı topraklarında, tamamen yabancıların kontrolünde kâr eden bir özel şirketti. Yönetim binası, şubeleri, çok sayıda memuru ve kendi kolluk gücü vardı. Tütün Rejisi’nin jandarmaları halka eziyet etti, çok sayıda insanı öldürdü. Bu nedenle türküler bile yakıldı. Düyun-ı Umumiye, Osmanlı’ya faizle avans verdi. Gerektiğinde tahsilat için haciz yapabilme yetkisi bile vardı. Gün geldi, Düyun-ı Umumiye, Osmanlı’nın tüm borçlarını ödeyebilecek kadar gelir elde etmesine karşılık borçları kapatmadı, bunun yerine Avrupa’dan hazine tahvilleri satın aldı. Böylece kuruluş amacı Osmanlı borçlarının ödenmesi olan Düyun-ı Umumiye, borçları tamamen kapatmayarak Osmanlı’nın ekonomik kaynaklarını sömürmeye devam etti. Devlet içinde devlet durumundaki Düyun-ı Umumiye, Osmanlı’nın kapitülasyonlardan kaynaklanan bağımlılığını daha da artırdı. Düyun-ı Umumiye sayesinde Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda ve Avusturya’nın kontrolüne girdi. Osmanlı’da bu dönemde limanlardan demiryollarına, bankalardan madenlere kadar neredeyse her alanda ayrıcalıklı yabancı sermaye kazançlı yatırımlar yaptı. Osmanlı’da demiryolları, limanlar, madenler su, elektrik, telefon… hepsi ayrıcalıklı yabancı şirketlerin elindeydi. Dolayısıyla II. Abdülhamit’in Batı’ya meydan okuduğu, Batı’ya karşı durduğu, devletin bağımsızlığını koruduğu tamamen gerçek dışıdır. 

***

Şu işe bakın ki, Osmanlı iflas edip tüm önemli vergi gelirlerini Düyun-ı Umumiye'ye terk ederken (1881) Mustafa Kemal (Atatürk) doğdu ve iflas edip, çöken Osmanlı’nın enkazından tam bağımsız, laik, çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti çıkardı. 

Lozan’da kapitülasyonlar kaldırıldı. Osmanlı borçları yeniden yapılandırılıp Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Geniş yetkileri elinden alınıp işlevsizleştirilen Düyun-ı Umumiye de zamanla ortadan kaldırıldı. Atatürk’ün liderliğindeki genç Cumhuriyet, bir taraftan ülkeyi kalkındırmak için gerekli atılımları yaparken, diğer taraftan Osmanlı borçlarını ödedi, 1854’te alının Osmanlı borçları 1954'te bitirilebildi. 

Gerçek şu ki, Osmanlı’nın borçlu-bağımlı düzenine, II. Abdülhamit değil, Mustafa Kemal (Atatürk) son verdi.

---

DİPNOTLAR

1. Mübahat Kütükoğlu, Baltalimanı'na Giden Yol, Osmanlı-İngiliz İktisadi Münasebetleri (1580-1850), s. 272. 

2. Vedat Eldem, Osmanlı İmparatorluğu'nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, s. 260.

3. Parvus Efendi, Türkiye’nin Mali Tutsaklığı, s.33-34;  C. Küçük, & T. Ertüzün, “Düyûn-ı Umûmiyye”. TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 10, 1994, s. 58-62;  Engin Can Çetin, “Düyun-u Umumiye ve Osmanlı Dış Borç Tarihi - Genel Bir Bakış”,  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi, 7(14), s. 246-247.

4. Şevket Pamuk, Türkiye'nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, s. 118.

5. Stanford J. Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, s. 274-275.

6. Shaw, s. 275.

7. Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin Düzeni, Birinci Kitap, s. 126-127.

8. Parvus Efendi, s. 37-38, 233. 

9. Parvus Efendi, s. 38.

10. Parvus Efendi, s.75.

11. Parvus Efendi, s. 38

12. Parvus Efendi, s. 63-65, 243-244.

13. Avcıoğlu, s.132.

14. Shaw, s. 277-279.

15. Eldem, s. 263.

16. Parvus Efendi, s. 234.

17. Avcıoğlu, s. 134-137; Parvus Efendi, s. 40-41, 162,164.

Yazarın Son Yazıları

İstanbul Lozan’da kurtarıldı

İstanbul resmi olarak Lozan’da kurtarıldı.

Devamını Oku
07.10.2026
Dil Devrimi'nin İki Dev Adımı: CHP Programı'nın ve Anayasanın Türkçeleştirilmesi

1945 yılında anayasa dilinin Türkçeleştirilmesi bir devrimdi, 1952 yılında anayasa dilinin eski dile döndürülmesi ise karşı devrim...

Devamını Oku
30.09.2026
'Yazı Devrimi'nin Psiko-Sosyal Anlamı

Cumhuriyet bizi geçmişimizden koparmadı, tam tersine kopuk olduğumuz geçmişimize bağladı.

Devamını Oku
23.09.2026
1921 Anayasası Görüşmeleri ve 'Mahalli Muhtariyet'

1921 Anayasası taslak metnindeki “tam muhtariyet” ifadesinin “siyasi özerklik” veya “etnik özerklik” olarak yorumlanabileceği düşünülerek 14 Aralık 1920 tarihli meclis oturumunda, taslak metindeki “tam” sözcüğü anayasadan çıkarılmıştı.

Devamını Oku
16.09.2026
“İzmir’in Kurtuluşu Sadece İzmir’in Kurtuluşu Değildir”

Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…

Devamını Oku
09.09.2026
Atatürk'e göre Büyük Zafer'in Anlamı - 1924 Dumlupınar Konuşması

“Efendiler! Milli hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur…”

Devamını Oku
02.09.2026
‘Geçmişi ve geleceği de kurtaran BÜYÜK ZAFER’

“Allah’ım, ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu; beş altı saat içinde başka bir dünya doğdu ve biz mest olduk…

Devamını Oku
26.08.2026
Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık

“İslam hukukunda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan toplulukların yararına din ve öğretime ilişkin bir takım çok özel ayrıcalıkların bulunduğunu Türk temsilci heyetine hatırlatmak isterim. Bu ayrıcalıkların kaldırılmaması (…) çok istenir bir şeydir…”

Devamını Oku
22.07.2026
Atatürk'ün Gözünden 'Vahdettin'in Kaçışı

“Vahdettin Efendi, bu gece saraydan gaybubet eylemiştir (kaçmıştır). Zat-ı Şahane İngiliz himayesine girerek bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan müfarekat etmiştir (ayrılmıştır).”

Devamını Oku
15.07.2026
‘Kurtuluş Savaşı’na savaş açmak!

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı.

Devamını Oku
08.07.2026
Unutulan Cumhuriyet şehidi: Mehmet Zeki Dündaralp

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında asker-sivil şehitlerimiz vardı. O şehitlerimizden biri de Lice’de, isyancılar tarafından vahşice katledilen Mehmet Zeki Dündaralp öğretmendi.

Devamını Oku
01.07.2026
Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025