'Devlet içinde devlet'

'Devlet içinde devlet'

18.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.” (Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni)

Image

Osmanlı Bankası’nın mimarı Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen Düyun-ı Umumiye binası.

Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, Erzurum valisi olduğu dönemde yayımladığı “Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 148. yıl dönümünü kutlama mesajında”, II. Abdülhamit “Düyun-ı Umumiye İdaresini kurarak devletin borç yükünü hafifletti” diyerek Düyun-ı Umumiye’yi de güzellediğini öğrendik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir valisinin, istibdat (baskı) düzeninin kurucusu, II. Abdülhamit’in tahta çıkışını kutlaması ve emperyalist sömürünün araçlarından Düyun-ı Umumiye’yi güzellemesi ve sonrasında içişleri bakanlığına atanması, bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin anlayışını gözler önüne sermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

Peki, Düyun-ı Umumiye neydi?

OSMANLI’NIN BORÇLANMASI 

Osmanlı Devleti, 1783’te Kırım’ın Ruslar tarafından işgalinden sonra, I. Abdülhamit döneminde, ilk dış borç teşebbüsünde bulundu.(1) Ancak dışarıdan borç para bulamayan Osmanlı, mecburen içeriye döndü. 1848’den itibaren Galata Bankerlerinden yüksek faizle borç almaya başladı.

1853-1856 Kırım Savaşı’nda Rusya’ya karşı İngiltere ve Fransa ile birlikte hareket eden Osmanlı’nın, savaş masraflarını karşılamak için paraya ihtiyacı vardı. 24 Ağustos 1854’te Londra’da Dent-Palmer ve Ortakları, Paris’te Goldscimd ve Ortakları ile 75 milyon franklık ve yüzde 6 faizli bir borç antlaşması imzalandı. Kesintiler nedeniyle bu paradan ancak 60 milyon frank Osmanlı hazinesine girdi.(2) Bu borçlanmaya, Mısır’dan alınan yıllık vergi “teminat” olarak gösterildi.

1854’ten itibaren Avrupa ülkelerinden yüzde 6 ile yüzde13 arasında değişen yüksek faizlerle borç almaya başlayan Osmanlı Devleti, 1854-1875 arasındaki 21 yılda 15 dış borç antlaşmasında yaklaşık 237 milyon lira borçlandı, (bazı kaynaklara göre yaklaşık 239 milyon lira) fakat tahvillerin ilk ihraç fiyatlarının iskontolu olması nedeniyle devletin eline ancak 127 milyon lira geçti.(3)

Osmanlı’nın uzun vadeli ve yüksek faizli borç tahvilleri, Avrupa piyasalarında çok tutuldu. Osmanlı’ya borç vermek çok kârlı bir iş halini aldı. Öyle ki, yabancı sermayedarlar, tehdit ve rüşvetle Osmanlı devlet adamlarını daha çok borç almaya zorladılar. Galata Bankerleri, yüzde 10-12 komisyonla Avrupa piyasalarından Osmanlı’ya borç para buldular. Sırf Osmanlı’ya borç vermek için yabancı bankalar ve kredi şirketleri kuruldu. Osmanlı Bankası bunlardan biriydi. Böylece hem Osmanlı’ya yüksek faizle borç veren yabancı sermaye gurupları hem de komisyoncular çok para kazandılar.(4)

OSMANLI’NIN İFLASI 

Osmanlı Devleti, dış borçtan elde ettiği parayı iyi yönetemedi. Zaman içinde aldığı yeni borçları, giderek, eski borçların anapara ve faizlerinin ödenmesi için kullandı. Borç borcu doğurdu.

1866’dan itibaren borç ödemelerinde güçlük çekmeye başlayan ve 1873’te dünya piyasalarında “Borsa Krizi” çıkınca Avrupa piyasalarından borç para bulamayan Osmanlı Devleti, 6 Ekim 1875’te iflas etti. 30 Ekim 1875’te Ramazan Kararnamesi ilan edildi. Bu kararname ile bütün iç-dış borçları ve faiz ödemelerini, 5 yıl süreyle, yarı yarıya indirdiğini (yarısını para, yarısını yüzde 5 faizli hisse senetleriyle ödeyeceğini) açıklayan Osmanlı Devleti, Nisan 1876’dan itibaren de dış borç ödemelerini tamamen durdurdu.

1876’da II. Abdülhamit Osmanlı tahtına oturduğunda devlet gelirlerinin % 80’i bile dış borçları ödemeye yetmiyordu. Bu nedenle çalışanların aylıkları düşürüldü, ancak yine de gecikmeyle ödenebildi.(5)

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi’nin) kaybedilmesi sonunda Yeşilköy’e kadar gelen Ruslar, Osmanlı Devleti’nden yüksek bir savaş tazminatı istediler. Böylece Osmanlı, yılda 35 milyon kuruşluk ve 100 yıllık bir borç yükü altına daha girdi.(6)

II. Abdülhamit 1878’de Kıbrıs Adası’nı bir miktar para karşılığında İngilizlere kiraladı. 1878 Berlin Kongresi’nde, alacaklı devletler Osmanlı’ya, İstanbul’da -Osmanlı maliyesini yönetecek- çokuluslu bir mali komisyon kurulmasını kabul ettirdiler.(7) Ekonomik bağımlılık, beraberinde siyasal bağımlılığı getirdi.

DÜYUN-I UMUMİYE’NİN KURULUŞU 

1879’da Galata Bankerlerine ödenecek borca karşılık Rüsumu Sitte (Altı Vergi) İdaresi kuruldu. Böylece Osmanlı Devleti’nin topladığı 6 çeşit vergi, bu vergi idaresine aktarıldı. Bunun üzerine Osmanlı’dan alacaklı yabancı ülkeler hemen harekete geçtiler.

1881 yılının sonlarında İngiliz, Fransız, İtalyan, Avusturyalı, Hollandalı ve Alman alacaklılar ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul’da uzun görüşmeler yapıldı. Bu görüşmeler sonunda Osmanlı borçları –ödenebilecek biçimde- yeniden yapılandırıldı.

II. Abdülhamit döneminde, 20 Aralık 1881’de (Hicri takvime göre 28 Muharrem 1299’da) Muharrem Kararnamesi yayımlandı. Bu kararname ile Osmanlı’nın toplam 237.138.819 lira dış borcu, 141.505.309 liraya indirildi. Başka bir hesapla Osmanlı’nın toplam 4.568.841.250 frank dış borcu, 2.660.930.850 franka indirildi.(8)

Muharrem Kararnamesi’ne göre İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Hollandalı, Avusturyalı ve Osmanlı alacaklıları ile Galata Bankerlerini temsilen toplam 7 üyeden oluşan Düyunu Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi kuruldu. Düyunu Umumiye Meclisi’ni oluşturan bu 7 üye, 5 yıllık sürelerle seçilecekti. Kurumun başkanlığını, beşer yıllığına, sırasıyla İngiliz ve Fransız üyeler yapacaktı.

1881 Muharrem Kararnamesi ile 1879’da kurulan Rüsumu Sitte İdaresi kaldırıldı. Daha önce buraya aktarılmış olan devletin 6 temel vergi geliri Düyun-ı Umumiye’ye aktarıldı.

II. Abdülhamit’in Düyun-ı Umumiye’ye bıraktığı temel gelirler şunlardı:

1- Tuz ve tütün tekeli

2- Damga pulu vergisi

3- Alkollü içkiler vergisi,

4- Edirne-Samsun-Bursa İpek Öşrü

5- İstanbul ve birçok bölgenin balık vergisi

6- Tömbeki vergisi

7- Kimi vilayetlerin koyun vergisi

8- Gümrük gelirleri

9- Kazanç vergisine göre ortaya çıkacak fazlalık.

DEVLET İÇİNDE DEVLET 

Osmanlı Devleti’’nin temel gelirlerinin (vergilerinin) üçte birine el koyan Düyun-ı Umumiye, Ocak 1882’den itibaren devlet içinde devlet gibi çalışmaya başladı. Düyun-ı Umumiye aslında hükümetten ayrı, yabancıların kontrolünde kâr eden bir özel şirketti.(9) Düyun-ı Umumiye Meclisi, şirket yönetim kurulu gibi yapılandırılmıştı. Kurumun İstanbul’da bir genel müdürlüğü vardı. 1897’de Cağaloğlu’nda yapılan gösterişli bir binada (şimdi İstanbul Erkek Lisesi) çalışmalarını yürütüyordu. İstanbul’daki 4 merkez müdürlüğü ile taşra müdürlükleri bu genel müdürlüğe bağlıydı. Kurumun, 1898 sonunda toplam 26 bölge müdürlüğü, 720 il ve ilçe müdürlüğü vardı. Müdürler ve yönetici personel özellikle Avrupalılardan oluşuyordu. Düyun-ı Umumiye, Osmanlı topraklarında birçok yerde şubeler açtı. Binlerce memuru bünyesinde topladı. 1 Mart 1912’ye kadar 8.931 memur çalıştırdı. Bunların 5.652’si sürekli, 3.253’ü geçici memurdu. Bu memurlara çok iyi maaş verdi. Ancak ne gariptir ki, bu özel şirketin memurları aynı zamanda “devlet memuru” niteliği taşımaktaydı ve devletten “emekli maaşı” alma hakkına sahipti. Dahası, burada çalışan yabancılara bile emekli maaşı vermek için ayrıca bir sandık kurulmuştu.(10)

Düyun-ı Umumiye, Osmanlı Maliye Bakanlığı’nın yanında ikinci bir maliye bakanlığı gibi çalışıyordu. Çok büyük bir geliri yönetiyordu. Kurulduğunda 2.552.000 Osmanlı lirası kadar bir geliri kontrol eden kurum, 1911-1912’de 8.258.000 Osmanlı lirası kadar bir geliri kontrol ediyordu. Yani, Osmanlı’nın bütün gelirlerinin yüzde 31.5’i Düyun-ı Umumiye’nin kontrolündeydi.(11) 1912 yılında Osmanlı Maliye İdaresinde çalışanların sayısı 5.500 kişiyken, Düyun-ı Umumiye’de çalışanlarının sayısı 8.931 kişiydi.

Düyun-ı Umumiye’nin gelirleri zamanla Osmanlı’nın tüm borcunu kapatacak duruma geldi. Fakat Düyun-ı Umumiye bu parayla Osmanlı borçlarını kapatmak yerine, Avrupa bankalarından tahviller aldı. Osmanlı’nın çıkardığı hazine tahvillerini alıp Osmanlı’ya kaynak sağlamaktan özellikle kaçındı. Ara sıra Osmanlı’ya faizle “avans” verdi. Bunun karşılığında bazı öşür gelirlerine “güvence” olarak el koydu. Böylece Osmanlı, zaten kendisine ait olan bir paraya, faiz ödeyerek ve öşür gelirlerini ipotek ettirerek ancak sahip olabildi. Osmanlı, 1911’de Trablusgarp’ta İtalyanlarla savaşırken, Düyun-ı Umumiye, aynı yıl “İtalyan eshamı” satın aldı. Böylece Osmanlı parasıyla Osmanlı’nın düşmanına bile yardım etti. Düyun-ı Umumiye, Osmanlı’nın Trablusgarp Savaşı sonrasında alacağı savaş tazminatına da el koydu.(12)

Doğan Avcıoğlu’nun ifadesiyle, “Düyunu Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”(13)

Düyun-ı Umumiye’nin kurulmasıyla Osmanlı dış borçlarının yaklaşık yarı yarıya indirilmesi, nitelikli eleman yetiştirilmesi, disiplin ve iyi yönetimle kaynakların daha iyi değerlendirilmesi ve böylece kalan borç ödemelerinin zamanında ve düzenli olarak yapılabilmesi nedeniyle oluşan “güven ortamında” Osmanlı Avrupa’dan daha uygun koşullarda kredi (borç) bulabildi. II. Abdülhamit döneminde, 1886-1908 arasında 19 yeni borç antlaşması daha yapıldı. 12 milyar kuruş borç alındı. Kesintiler nedeniyle bunun ancak 10.8 milyar kuruşu ele geçti.(14)

1903’te Osmanlı borçları yeniden yapılandırıldı. O sırada 101.5 milyon liraya inmiş olan borçlar, 57.8 milyon liraya indirildi.(15) Borç miktarı azaldı, ama yıllık ödemeler hiç azalmadı. Çünkü tutarı azaltılan borçların faizleri arttırıldı. Bu reformun iyi yanı, Düyunu Umumiye’nin, 2.157.375 lirayı aşan gelirinin yüzde 75’ini Osmanlı’ya bırakacak olmasıydı.(16)

1914’e geldiğinde Osmanlı’nın toplam 153.7 milyon lira dış borcu vardı. Bu borç I. Dünya Savaşı sonunda 303.7 milyon liraya çıktı. Üstelik bu borçların sterlin, frank, markla ödenmesi gerekiyordu.

JANDARMALI TÜTÜN REJİSİ 

Düyun-ı Umumiye, tuz tekelini kendisi işletti. Tütün tekelini ise 30 yıl boyunca iki yabancı bankanın kontrolündeki “Tütün Rejisi”ne bıraktı.

Tütün Rejisi, 1883’ten itibaren her yıl elde ettiği kârdan 750.000 lirayı Düyun-ı Umumiye’ye verecek, kendisi de yüzde 8 kâr alacaktı. Bunlar düşüldükten sonra kalan gelir ise Düyun-ı Umumiye ile Osmanlı arasında paylaşılacaktı.

Düyun-ı Umumiye, daha önce serbest olan tütün üretimini, alımını, satımını tamamen “Tütün Rejisi”nin tekeline verdi. Reji, tütün alım fiyatlarını çok düşük, satış fiyatlarını yüksek tutunca kaçak tütün ticareti arttı. Reji, kaçak tütün ticaretine karşı bir kanun taslağı hazırlayıp Osmanlı’ya kabul ettirdi. Osmanlı da 2 Mayıs 1885’te kaçakçılıkla mücadeleyi Reji’ye bıraktı. Reji, kaçakçılarla mücadele etmek için kendi jandarmasını kurdu. Osmanlı, bu tütün rejisinin jandarmasına silah taşıma ruhsatı da verdi. Jandarma ile kaçakçılar arasında yaşanan çatışmalarda çok sayıda insan öldü.

Reji, zaman zaman Osmanlı’ya yüzde 6 ve yüzde 12 faizle “avans” verdi. Parvus Efendi’nin hesaplamalarına göre Reji, Osmanlı’ya her yıl 500.000 lira kaybettirdi.

1913’te Reji imtiyazı sona erecekti. O yıl, İttihat ve Terakki, daha önce kaybettiği Edirne’yi Bulgarlardan geri alacaktı. Ordunun masrafları için para lazımdı. Gereken parayı Reji İdaresi sağladı. Buna karşılık Reji imtiyazı 15 yıl daha uzatıldı.(17)

***

Şu işe bakın ki, Osmanlı iflas edip tüm önemli vergi gelirlerini Düyun-ı Umumiye’ye terk ederken (1881) Mustafa Kemal (Atatürk) doğdu ve iflas edip, çöken Osmanlı’nın enkazından tam bağımsız, laik, çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti çıkardı.

Lozan’da kapitülasyonlar kaldırıldı. Osmanlı borçları yeniden yapılandırılıp Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Geniş yetkileri elinden alınıp işlevsizleştirilen Düyun-ı Umumiye de zamanla ortadan kaldırıldı. Atatürk’ün liderliğindeki genç Cumhuriyet, bir taraftan ülkeyi kalkındırmak için gerekli atılımları yaparken, diğer taraftan Osmanlı borçlarını ödedi, 1854’te alının Osmanlı borçları 1954’te bitirilebildi.

Gerçek şu ki, Osmanlı’nın borçlu-bağımlı düzenine, II. Abdülhamit değil, Mustafa Kemal (Atatürk) son verdi.

---

DİPNOTLAR

1. Mübahat Kütükoğlu, Baltalimanı'na Giden Yol, Osmanlı-İngiliz İktisadi Münasebetleri (1580-1850), s. 272. 

2. Vedat Eldem, Osmanlı İmparatorluğu'nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, s. 260.

3. Parvus Efendi, Türkiye’nin Mali Tutsaklığı, s.33-34;  C. Küçük, & T. Ertüzün, “Düyûn-ı Umûmiyye”. TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 10, 1994, s. 58-62;  Engin Can Çetin, “Düyun-u Umumiye ve Osmanlı Dış Borç Tarihi - Genel Bir Bakış”,  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi, 7(14), s. 246-247.

4. Şevket Pamuk, Türkiye'nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, s. 118.

5. Stanford J. Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, s. 274-275.

6. Shaw, s. 275.

7. Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin Düzeni, Birinci Kitap, s. 126-127.

8. Parvus Efendi, s. 37-38, 233. 

9. Parvus Efendi, s. 38.

10. Parvus Efendi, s.75.

11. Parvus Efendi, s. 38

12. Parvus Efendi, s. 63-65, 243-244.

13. Avcıoğlu, s.132.

14. Shaw, s. 277-279.

15. Eldem, s. 263.

16. Parvus Efendi, s. 234.

17. Avcıoğlu, s. 134-137; Parvus Efendi, s. 40-41, 162,164.

Yazarın Son Yazıları

'Devlet içinde devlet'

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025