23 Nisan çocukları
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

23 Nisan çocukları

26.04.2026 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Hepimiz 23 Nisan çocuklarıyız. Olayı algılama şeklimiz her ne olursa olsun, istesek de istemesek de 1920’den bu yana tüm kuşaklar 23 Nisan çocuklarıyız. Geçmiş ve gelecek 23 Nisan’larımız kutlu olsun.

DÜNYANIN İLK ÇOCUK BAYRAMI

Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açıldı, Mustafa Kemal 23 Nisan 1924’te bugünü Türk çocuklarına, bir anlamda tüm dünya çocuklarına armağan etti. 1980’li, 1990’lı yıllarda dünyanın dört bir yanından çocuklar geldi ülkemize bu bayramı kutlamaya.

23 Nisan Bayramı dünyada çocuklara verilen ilk bayramdır. Çocukluğumda, özenli kıyafetlerle, yavrukurt giysileriyle bu bayramı coşkuyla, heyecanla kutladığımızı hatırlıyorum. Dört gün önce de bu bayramı yaşlısıyla, çocuğuyla coşkuyla kutladık. Anıtkabir yine doldu, doldu taştı.

Varoluşçu felsefede, psikolojide anı yaşamaktan söz ederiz. Bu kapsamda anı yaşamak demek kişinin, geçmişin farkında olması, geleceğe ilişkin planları bulunması ve içinde bulunduğu anda tüm bunları birleştirerek kendisini ve çevresini fark etmesi ve bu durumdan keyif almasıdır. 23 Nisan Bayramı, diğer milli bayramlarımız gibi varoluşumuzu yaşadığımız bir bayramdır. Mustafa Kemal Atatürk tam anlamıyla varoluşunu, anı yaşamıştı. Troya Savaşı’ndan bu yana geçmişin farkındaydı, ülkesi için çok uzun vadeli planlar yapmıştı ve yaşadığı anın hem farkında olmuş hem de tadını çıkarmıştı. En kritik anlarda bile yaşam kalitesinden fedakârlık etmemişti. Gelibolu Savaşı’nda her sabah yaptırdığı tenekeden küvette yıkanır, tıraş olur, çarpışmaya öyle giderdi.

Onun biz 23 Nisan çocuklarına verdiği 23 Nisan Bayramı da varoluşunu titiz bir şekilde yaşamasının tipik bir örneğiydi.

ÇOCUĞUN DEĞERİ

Çiğdem Kağıtçıbaşı hocamız “Çocuğun Değeri” adlı uzun soluklu çalışmasını kitap olarak yayımlamıştı. Onun çalışmalarından anlaşıldığı kadarıyla zaman içinde çocuğun ülkemizdeki değeri değişse de genelde bu değer ekonomiktir. Çocuk aileye olan ekonomik katkısıyla orantılı olarak değerlidir. Çalışıp para kazanması çocuğun değerini artırır.

Özellikle kız çocukları Kağıtçıbaşı’nın belirtmediği bir tür değere de sahip olmuştur. Babalar kız çocuklarını evlatlık verdiklerinde onu baskülde tartar, kaç kilo gelirse kemikli koyun eti fiyatına para isterlerdi. Bu bakış tarzı kız çocuklarının “mal” olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmaktaydı. (Geleneksel kültürümüzde koyuna ‘mal’ denilirdi. Satılırken tartılırdı, evlatlık verilen kızların tartılması da onların mal olarak algılandıkları anlamına gelmekteydi. Erkek çocuklar evlatlık verilirken tartılmazdı. Annem ve babam bu değerlendirme şekline bizzat tanık olmuşlardı ve çok üzülmüşlerdi.)

ÜLKÜMÜZ ÜLKÜ’DÜR

Atatürk, yaşamı boyunca uzun vadeli planlar yapmıştı. Tüm devrimlerini yıllar öncesinde planlamıştı. Planlı adımlarından birisi de kız çocuklarına koyun eti fiyatıyla değer biçilen bir toplumda bir kız çocuğunu evlat edinmek olmuştu. O günlerden günümüze bazı babalar, eğer oğulları yoksa sadece kızları varsa bu durumdan utanç duymuşlardır. O ise manevî kızının elinden tutup başı dik bir biçimde ciddî toplantılara gitmişti. Dünyada bunu yapan ilk lider olmuştu.

Atatürk’ün bu projesi de başarıya ulaşmıştır. Ülkü büyümüş Türkân Saylan olmuştur. Ülkü büyümüş Türkân Akyol olmuştur. Ülkü büyümüş Türkân Şoray olmuştur. Ülkü büyümüş Lale Aytaman olmuştur. Ülkü büyümüş kadın milli voleybol takımımız, basketbol takımımız, kadın yüzücülerimiz olmuştur ve Ülkü büyüyerek her milli bayramda Anıtkabir’i dolduran biz Cumhuriyet çocuklarına dönüşmüştür.

BAYRAMLARIN İŞLEVİ

Dünyadaki tüm dini ve milli bayramların geçmişi unutturmamak ve birlik duygusunu yaşatmak gibi önemli bir işlevi vardır. Çanakkale zaferini her kutladığımızda şekersiz üzüm hoşafı, yağsız un çorbası içerek savaşan dedelerimizi hatırlarız. Sakarya zaferini her kutladığımızda neredeyse yarısı çıplak ayakla savaşan dedelerimizi hatırlarız. (Osmanlı’dan aldığımız miras buydu.) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını her kutladığımızda ilkokullardan getirilmiş çocuk sıralarına sakolarıyla (paltolarıyla) oturmuş üçer yetişkini hatırlarız. Sobayla ısıtılan meclis binasını hatırlarız. Gözümüzün nuru olan gazi meclisimizi hatırlarız. Geçmişlerini unutanların gelecekleri muallaktadır.

Yazarın Son Yazıları

23 Nisan çocukları

23 Nisan çocukları

Devamını Oku
26.04.2026
Siber zorbalık

Siber zorbalık yalnızca dijital bir taciz değil, sınır tanımayan yeni bir şiddet biçimi. Üstelik yapay zekâ ile birlikte gerçek ile kurgu arasındaki çizgi her zamankinden daha tehlikeli biçimde bulanıklaşıyor. Siber zorbalık, yapay zekâ ile yeni bir evreye girmiş durumda. Çocuklarını siber zorbalıktan korumak için anne babalar, rahatsız edici olmadan onları gözlemeli, sergiledikleri değişiklikleri fark edebilmelidirler. Bir de internet kullanımını çocukla karşılıklı olarak anlaşarak sınırlandırmalıdırlar.

Devamını Oku
19.04.2026
Okul zorbalığı

Okul zorbalığı

Devamını Oku
12.04.2026
Songül ve Mahmut Telli

Zülfü Livaneli, “Serenad” isimli romanında “Türkiye’de her ailenin bir hikâyesi vardır” der. Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sarıkamış, Kurtuluş Savaşı, 12 Mart’ın mağdurları, 12 Eylül’ün muğlak kayıpları ve türlü felaketler bu duruma neden olmuştur. Acısıyla, tatlısıyla kendine özgü hikâyesi olan bir Türk ailesi de Telli ailesidir. Songül ve Mahmtu Telli çiftinin Cenk ve Cem adlı iki oğulları olmuştu. Ailenin başına gelen felaket Cenk’i 19 yaşındayken Almanya’da bir trafik kazasında kaybetmeleriydi.

Devamını Oku
05.04.2026
Zorbalık

Zorbalık

Devamını Oku
29.03.2026
Binek taş kadar pırlanta

Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.

Devamını Oku
15.03.2026