Yahya Arıkan

Usul incelemesi nedir?

01 Ekim 2015 Perşembe

Son yıllarda bu kavramı çok duymaya başladık: “Usul İncelemesi”.
Biz “vergi incelemesi” kavramını bilirdik. Vergi Usul Kanunu’nda da vergi tarhiyatını hazırlayıcı işlemler arasında vergi incelemesi tanımlanır. Artık sık sık usul incelemeleri ile karşılaşıyoruz. Adı üzerinde, usul hükümlerine ilişkin incelemeler yapılıyor.
Peki, öteden beri yapılan vergi incelemelerinde usule ilişkin hükümlere bakılmaz mıydı? Elbette bakılırdı. Çünkü, vergi incelemesi bir bütündü. Vergi incelemesini, usul veya esas incelemesi olarak ayırmak mümkün değildir.

Müfettiş sayısının etkisi!
O halde nereden çıktı bu usul incelemeleri? Usul incelemesi diye bir inceleme türünün ortaya çıkmasının tek sebebi vergi müfettişi sayısında yaşanan büyük artıştır. Aslında usul incelemesi teorik olarak eğitilmesi mümkün olmayan vergi müfettişlerini pratik olarak eğitmek amacıyla yaptırılan incelemelerdir.
Vergi Denetim Kurulu 2014 Yılı Faaliyet Raporu’na göre, 31 Aralık 2014 tarihi itibarıyla toplam vergi müfettişi sayısı 9 bin 214. Aynı tarih itibarıyla teorik eğitimi devam eden müfettiş yardımcısı sayısı 1159. Düşünün 1159 kişiye vergi mevzuatı, muhasebe ve finansal tablolar üzerine eğitim veriliyor. Bu rakamlar teorik eğitimin ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor. Vergi müfettişi sayısındaki bu artış, 10 Temmuz 2011 tarihinde 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Vergi Denetim Kurulu’nun kurulmasıyla birlikte görülüyor. Bu tarihten sonra yaklaşık 6 bin civarında vergi müfettişi istihdam edilmiş. Ortalama yılda 3 bin kişi.
İncelemelerin usul incelemesi ya da esas incelemesi olarak ayrıştırılmadığı eski dönemlerde, bir yılda alınan vergi müfettişi sayısı 100’ü geçmezdi. Yaklaşık bir yıllık bir teorik eğitim sonunda, meslekte kıdemli üstatların yanında refakat çalışması yaparlar ve ikinci yılın sonunda girdikleri yetki sınavında başarılı olurlarsa vergi incelemesi yapmaya hak kazanırlardı. Yaptıkları incelemelerde usul ya da esas ayrımı olmazdı.
Oysa Aralık 2014 itibarıyla vergi başmüfettişi sayısı 295, vergi müfettiş yardımcısı sayısı ise 5 bin 796. Yani kıdemli üstatların genç vergi müfettişleri ile birlikte çalışabilme imkânı neredeyse yok. İşte bu noktada çözüm olarak “usul incelemeleri” devreye giriyor. Yani aslında usul incelemeleri bir eğitim yöntemi olarak uygulanmaya başlıyor.

Amacın dışına çıkmak!
Buna da itirazımız yok, vergi denetiminin geleceği olan binlerce vergi müfettişinin eğitimi bu yolla sağlanabilir. Ama bu incelemeler yapılırken mükelleflerin ve meslek mensuplarının cezai müeyyideler altında ezdirilmemesi gerekir. Usul ince- lemelerinin eğitim fonksiyonunun mükellefler ve meslek mensupları açısından da geçerli olması sağlanmalıdır. Vergi kayıp ve kaçağının tespit edilmediği, kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin temel hedef olmadığı usul incelemelerinde amaç cezalandırma olmamalı. İSMMMO tarafından bu yönde girişimler ve çalışmalar başlatıldı. İlk olarak mükellefler ve meslek mensuplarının bilgilendirilmesi amacıyla 6 Ekim tarihinde bir seminer düzenlenecek.
Eğer usul incelemeleri cezalandırmayı amaç edinmeye devam edecekse, olan yine mükellefe ve meslek mensubuna olacak. İncelemeden incelemeye koşturmaktan kimse enerjisini asıl işine yönlendiremeyecek.  

SOSYAL GÜVENLİK
Eski çalışandan taşeron olmaz
İşçi ve işverenler açısından önemli olduğu kadar, devletin de müdahale ettiği alanlardan birisi taşeronluk işleridir.
Taşeronluk sisteminde; gerçek işveren ile alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.

İşverenler arasındaki nüans
Gerçek işverenin, işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz.
Özellikle uygulamada en fazla görülen hususlardan birisi de o işyerinde çalışmakta olan bir işçinin, emeklilik veya başka nedenle işten çıkışı yapılarak alt işveren/taşeron olarak faaliyete başlatılmasıdır.
İş Kanunu’na göre bu şekilde daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz, kurulması halinde de muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılır.  


Yazarın Son Yazıları

Bu inat niye? 10 Eylül 2015