Yazgülü Aldoğan

Onların suçu yok ama cezaları AÇLIK!

20 Ekim 2018 Cumartesi

Ateş düştüğü yeri yakıyor; 80 milyon nüfusun içinde 125 bin küsur kişi, aileleriyle birlikte hiç kuşkusuz, yarım milyon insan, işsizliğe, yani açlığa mahkûm edilmiş, kimsenin umrunda değil; bir avuç insan dışında kimse onların yanında durmuyor, sesleri olmuyor. Açıkçası ben de Cem TV’de Kadir Polat’la birlikte yaptığımız “En Açık Görüş” programı için bu konuyu seçmemiş olsaydık, durumun vahametinin bu kadar farkında olmayacak, konuyu gündeme getirmeyecektim. Oysa yakınımda yöremde KHK’lerle işi elinden alınmış insanlar var, herkesin illa ki Nuriye Öğretmen gibi kendisini öldürtmeye mi çalışması lazım? Onun derdiyle ilgilendik pekâlâ, ya ötekiler?
Konuyu benim gibi az bilenler için net ve açık koyalım ortaya: 15 Temmuz Dar-be Girişimi’nden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde, çoğu anayasaya aykırı olmak üzere onlarca kanun hükmünde kararname çıkarıldı. Bunlardan en acıklısı 672 sayılı olanı. Buna göre kamu görevlilerini, herhangi bir somut delil ve soruşturma olmaksızın, terörle ilişkilendirerek görevden uzaklaştırdılar. Bunlar içinde öğretmen, öğretim üyesi, polis, hâkim, savcı, doktor, mühendis, maliyeci, aklınıza gelen her meslekten kişi var. KHK’li olmakla yaşama tutunmanız engelleniyor. Sadece işinizden olmuyorsunuz. İnsanca yaşamak için gerekli neredeyse bütün haklarınız elinizden gidiyor. Öğretmenseniz, özel bir okulda da işe giremiyorsunuz; doktorsanız, özel bir hastanede çalışamıyor, hukukçuysanız, avukatlık bile yapamıyorsunuz. Özel sektör sizi çalıştırmaya korkuyor ya da SGK primi ödemeden, düşük ücretle kaçak çalıştırıyor. Emeklilik hakkınız bile gitmiş, sosyal yardımlarınız kesilmiş; pazarda limon satmaktan başka çareniz kalmıyor. Üstelik, suçun şahsiliği ilkesi de çiğneniyor. Eşinizi de işten atıyorlar. Hatta çocuklarınız bile ceremesini çekiyor. “Madem burada yaşam hakkı kalmadı, gidelim başka bir ülkeye” deme şansınız da yok, görevden atılmayla birlikte varsa pasaportunuza şerh düşülüyor, yoksa da yurtdışına çıkışınız engelleniyor. Yurtdışında okuyan çocuğunuz varsa onun da pasaportu gittiği için hakları yanıyor. Bunca mağduriyetle bitti mi? Bitmedi: Psikolojik olarak da baskı ve zulüm görüyorsunuz. Vebalı gibi tarif ediyor kendilerini KHK’liler, toplumdan tam bir itilmişlik, soyutlanmışlık, hain damgası yemişlik. En yakınlarınız bile sizinle görüşmek, hatta görülmek istemiyor.

Suçu ne?
Peki bunun için ne yapmış olabilir bu KHK’liler? Örneğin akademisyenler için en büyük suç, “Barış İstiyoruz” bildirisi-ne imza atmış olmak. Yani bir bildiriye imza atmakla hayatınız altüst oluyor! Daha basit suçlar da var: Açılışına devlet erkânının tümünün katıldığı Bank Asya’ya para yatırmış olmak, bu bir kira hesabı bile olsa. Ya da bir zamanlar yasal olan herhangi bir cemaat okulunda veya dershanesinde öğretmen, ya da üniversitesinde öğretim üyesi olmak. Sonradan komplo olduğu ortaya çıksa da telefonunuzda bir program çıkması. Bu hesapla aslında darbe girişimine kalkışanların sempatizanları olduğu varsayılan yarım milyon insan çok büyük rakam değil mi? Hele FETÖ’yle çok yakın ilişkiler içinde olan birçok siyasetçi halen üst makamlarda görev sahibiyken?

Haksızlık yok mu?
Bu “devlete sızmış hainlerin temizlenmesi” bir süre sonra aslında iktidara muhalif olanların temizlenmesi operasyonuna dönüşüp süre uzayıp tahammülsüzlük başlayınca, dahası insanlar bunun insan haklarına aykırı olduğu savıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yolunu tutunca, aceleyle bir komisyon kuruluyor ve AİHM’ye, “İç hukuk yolları tükenmedi, siz değil, biz bakacağız şikâyetlere” denilebiliyor. OHAL Komisyonu’nun kurulması, çalışmaya başlaması kaplumbağa hızıyla yürümesinin dışında, incelediği dosyalar da olumlu sonuç vermiyor. Bugüne kadar sadece 36 bin kişinin durumu incelenmiş ve bunlardan da sadece 2 bin 300 kişi göreve iade edilmiş. Oysa diğerleri hakkında da soruşturma yok, ceza yok, hatta takipsizlik ve beraat kararları var. Ama bunlar özel sektörde bile işe giremiyorlar. Konuyla ilgilenen kimse yok mu? Var: TBMM’de üç ayrı partiye mensup tam 10 milletvekili var ki bunlar da KHK’li. Ama YSK tarafından sakınca görülmemiş ki seçime girmiş ve millet-vekili olmuşlar. Bunlardan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İnsan Hakları Komisyonu üyesi de olduğu için konunun yakın takipçisi ve her türlü girişimi yapıyor. En son 10 Ekim’de TBMM’de altı milletvekili bir basın toplantısı düzenleyip duruma dikkat çekti, ama hangi medya yazacak değil mi? Konuya devam edecek ve insanların beraat ettikleri halde nasıl geri dönemediklerini yazacağım.
 


Yazarın Son Yazıları

Yönetememe krizi 19 Kasım 2020