Kurultayda kaybettiği CHP genel başkanlığı koltuğuna mahkemenin mutlak butlan kararından sonra tekrar oturan Kemal Kılıçdaroğlu, cuma akşamı Sözcü TV’ye çıktı ve partisinin seçmen kitlesinin en çok izlediği kanallardan birinde yaklaşık iki saat boyunca iddialarını yayma fırsatı buldu.
Kılıçdaroğlu’na bu dönemde böyle bir canlı yayın olanağı sunulmalı mıydı, yoksa iktidarın işine yarayacak bir operasyonda yer aldığı için tam tersi mi yapılmalıydı?
Bazıları, gazetecilik açısından merak edilenler sorulmalıydı diye düşünüyor. Olağan durumlarda kural budur ama Türkiye artık olağan bir dönem yaşamıyor. 103. kuruluş yıldönümü yaklaşan Türkiye Cumhuriyeti’nde cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş durumdadır!
Türkiye’ye emperyalizm destekli büyük bir operasyon çekilen bu dönemde, Kılıçdaroğlu ana muhalefeti parçalayıp yok edecek bir plan doğrultusunda CHP’nin başına geçirilmiştir. Bu yüzden bana göre, kendisini meşrulaştırmaya çalışan görüşlerini aktarmasına fırsat verilmemeliydi. Halk adına yapılan gazetecilik, ülkemizin içinde bulunduğu bu çok kritik dönemde böyle bir tavır almayı gerektirir.
SORULAR SINIRLI BİR ÇERÇEVEDE KALDI
Sözcü TV’de Kılıçdaroğlu’na soru soran gazeteciler, bazı önemli konuları gündeme getirdiler; en azından bu açıdan 2021’de Habertürk TV’de Süleyman Soylu ile yapılan röportaj gibi değildi. Ancak yine de bence Kılıçdaroğlu’nun soruların etrafından dolaşıp karşı sorularla konuları geçiştirmesi önlenemedi.
Bazı sorular tekrar tekrar soruldu; örneğin “Mutlak butlan kararını neden kabul ettiniz?” dediklerinde, Kılıçdaroğlu’na her defasında “Partinin başına kayyım atanmasını kabul mu ederdiniz? En azından şimdi eski yönetim var, parti meclisi, MYK, YDK var, tüm organlarımız çalışıyor” diyerek savunma yapma yolu açıldı.
Yayın sırasında sürekli yargıyı kendisine dayanak yapan Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki çelişkili yanıtlarının da yeterince üzerine gidilemedi.
Böyle bir ortamda bir canlı yayında “İktidarla işbirliği yaptınız mı?” diye sorduğunuzda, “Evet” diyecek bir muhalefet lideri dünyada yoktur. Kılıçdaroğlu da yıllarca CHP’den Atatürkçüleri atan bir lider olsa da 2023’te Atatürkçü kesimin önemli bir bölümünün cumhurbaşkanı adayı olmuş kurnaz bir siyasetçi olarak, aynı soruya “Evet” demedi tabii!
SORULMAYANLAR...
Gazeteciler ağırlıklı olarak İBB davası, belediyeler ve İmamoğlu hakkındaki sorulara odaklanmıştı. Oysa Kılıçdaroğlu’nu karşılarında bulmuşken neden Öcalan açılımı, anayasa değişikliği ve ana muhalefetin dağılması için yapılan operasyon arasındaki ilişkiyi sormadılar?
Neden hem Erdoğan hem de Bahçeli tarafından Türk-Kürt-Arap birliği olarak formüle edilen Lübnanlaşma hakkında ne düşündüğünü sormadılar?
Anayasanın 42. ve 66. maddeleri hakkındaki görüşlerini niye sorgulamadılar?
Kendisiyle birlikte hareket eden bazı PM üyeleri ve milletvekillerinin Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarına, laikliğe aykırı söylemlerini niye gündeme getirmediler?
İDEOLOJİK ÇARPIKLIK AÇIĞA ÇIKARILABİLİRDİ
38 siyasal İslamcı ve liberali TBMM’ye CHP listelerinden sokarak 2. Cumhuriyetçi bir tasarım yapılmasına yol açtığını hatırlatıp bundan dolayı halka söyleyecek bir sözü var mı diye neden sormadılar?
Niye “Tarihe karşıdevrimin yolunu açan atanmış muhalefet lideri olarak geçmek konusunda ne hissediyorsunuz” demediler?
Ofisinin masraflarının nasıl karşıladığını niye kurcalamadılar?
Bunların yerine kurultayda alındığı iddia edilen paralar ve belediyelere odaklanarak Kılıçdaroğlu’nun “arınma” söylemini yineleyip durmasına yol açtılar. Bunları daha önce kamuoyuna açıklamıştı zaten.
Kılıçdaroğlu’nu bu dönemde yayına çıkarmak hataydı ama madem çıkarıldı, Atatürkçü ve kararsız seçmen kitlesine yansıtılması gereken, Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet Devrimi’ne uzaklığı ve CHP için ideolojik yanlışlığıydı. 2023’te üzeri örtülen de buydu!
Ama biliyorum; bunu yapmak için CHP içindeki diğer kanadın da ideolojik açıdan farkının olmadığını görmek gerekiyor.