Sabah CHP’den istifa etti, yalnızca birkaç saat sonra AKP’ye katıldı. İlkesizliğin en hızlı ismi, Haymana Belediye Başkanı Levent Koç çıktı! Neredeyse soluk soluğa AKP Ankara Teşkilat Buluşması’na gitti, Erdoğan’ın elini öptü, o da rozetini taktı.
Oysa Özgür Özel, daha birkaç gün önce pazar ziyareti sırasında Haymanalı bir pazarcıyla sohbet etmiş; pazarcının, “Dediler ki Haymana Belediye Başkanı AKP’ye geçiyor” sözleri üzerine, “Geçmez. Yalan habermiş, yalanladı çocuk kendisi” demişti.
CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, AKP’ye bu jet hızında geçişe çok öfkelenmiş; Levent Koç hakkında “Profesyonel bir yalancıymış!” diyerek tepki göstermiş. Öfkelenmekte haklı çünkü seçmenlerin çoğu Koç’un şahsına değil, CHP’ye oy vermiştir. Koç ise karşılığında, CHP’den faydalanmış ve ilk fırsatta iktidarın safında yer alarak görevini kötüye kullanmış.
‘KAZANACAK ADAY!’
Gerçekten de zikzaklamanın da bu kadar hızlısı akıllara durgunluk veriyor; bunu yapsa yapsa ancak ikiyüzlülük üzerine uzmanlaşmış biri yapar diye düşündürüyor.
Ve kaçınılmaz olarak bir başka soru daha akla geliyor: Bir politikacıyı belediye başkanlığı gibi halkla yakın ilişki kurmayı gerektiren bir göreve aday göstermeden önce, onun kişilik özellikleri, ideolojisi gözden geçirilmiyor mu?
Kendisinin belediye başkanı olmasını sağlayan bir partiye kazık atarak çıkar için iktidar partisine geçebilen biri, böyle bir görevi hak etmiyordur. Burada kesin olarak ahlaki bir yozlaşma söz konusu!
31 Mart seçimlerinden sonra AKP, 80 kadar belediyeyi bu yolla kendi tarafına çekerken bunların 18’ini CHP’den geçenler oluşturuyor. Bu durum üzerinde ciddi bir değerlendirme yapılması gerekiyor. Hani şu “kazanacak aday” söylemi var ya, işte onun ardında yatan ideolojisizleştirme tehlikesi göz ardı edildiğinde bu sonuç ortaya çıkıyor.
İDEOLOJİSİZLEŞTİRME SÜRECİNİN MİMARI KILIÇDAROĞLU!
Şu ana kadar CHP’den AKP’ye geçenlerin hiçbirisinin CHP’nin ilkeleriyle bağlantısı olmadığı gün gibi ortada. Bunun nedeni de partinin kadrolarının ve yönetim organlarının da CHP’nin ilkelerinden uzaklaşmış olması. CHP’nin bu ideolojik savruluşunun ya da ideolojisizleştirilmesinin asıl sorumlusu ise Kılıçdaroğlu’nun ta kendisi.
Hatırlayalım: 16 Ocak 2021’de Ahmet Hoca Enstitüsü’nde bir grup muhafazakâr aydınla buluşan Kılıçdaroğlu, “21. yüzyılın sorunlarını 18. yüzyıl kavramlarıyla mı çözeceğiz? Bugün Türkiye’de bizce sağsol siyaseti yok. Demokrasiden yana olanlar - demokrasiye karşı olanlar, otoriterlikten yana olanlar var. Temel ayrım bu” demiş ve bu yaklaşımını daha sonra çeşitli konuşmalarında yinelemişti.
Emperyalizmin neoliberal politikalar aracılığıyla işçi sınıfını ezdiği bir dünyada solun kalmadığını iddia etmek, sağcılığın daniskasıdır. Ayrımı demokrasiden yana ya da karşı olmak olarak belirlemek, düzen siyaseti içinde solu pasifize etmek için kullanılan bir yoldur.
Kılıçdaroğlu da bunu yapmış ve CHP’yi yönettiği yıllarda bu yolu kullanarak CHP’nin kadrolarını ilkesizleştirirken partiyi olabildiğince sağa çekmiştir.
KAZANDIĞINI ANİDEN KAYBETME YÖNTEMİ...
Kılıçdaroğlu’ndan sonraki yönetim de belediye başkanlıkları için aday belirlerken çok sayıda ilke ve etik yoksunu ismi “ama kazanacak aday o” diyerek aday gösterip seçilmesini sağlamıştır. Onların sırayla AKP’ye geçmesi, bu ideolojik savrulma ve ideolojisizleştirme sürecinin doğal bir sonucudur.
Sonuçta acı bir şekilde anlaşılmıştır ki ilkesiz ve etik yoksunu bir “kazanacak adayla” ilk başta bir seçimi kazanmış görünseniz de o kazancı bir gün aniden kaybetme olasılığınız her zamankinden fazladır.
Onun için siz siz olun; ideolojileri kaldırıp atmayın, ilkelere ve siyasi ahlaka sarılın!