İslam ve Demokrasi - 4

24 Kasım 2013 Pazar

2011’deki tartışmada benim birinci sorumu “dayatmacı ve kıstırıcı” bulan Karaman şöyle devam ediyordu:
“Türkiye şartlarında bana göre doğru soru şudur: ‘Türkiye’de Müslümanların, laik düşünceye sahip insanlarla bir arada, barış içinde, hak ve özgürlüklere saygı göstererek yaşamaya ve demokrasiye rızaları var mıdır?’”
Karaman bu satırlarıyla “Müslümanların rızası” kavramını ortaya atıyordu.
Biraz sonra göreceğimiz gibi günümüzdeki son yazılarında bu kavramı “çoğunluk” kavramı ile özdeşleştirerek, olayı “mahalle baskısına” bağlayacaktır.
Şimdi eski yazılarından devam edelim:
“… İnancı ve ideolojisi farklı olan fertler ve gruplar -başka türlüsü mümkün olmadığındainançlarını, dünya görüşlerini muhafaza ederek farklı olanlarla ortak alanı düzenleyen bir sözleşme (mesela anayasa) çerçevesinde birlikte yaşayabilirler, bir ülkenin vatandaşları olabilirler...
Böylece Karaman biraz karmaşık bir yoldan da olsa, Müslümanları ve laikleri ayrıştırıyor...
Ama “başka türlüsü mümkün olmadığında”, birlikte yaşayabileceklerini söylüyor.
Bu anlamda bir “tahammül” olayını devreye sokuyor ve böylece insanların temel hak ve özgürlüklerini çoğunluğun merhametine bırakıyor!

***

Şimdi 8 Kasım 2013 tarihli “Çoğunluğu Kale Almamak” başlıklı çok daha yeni bir yazısına bakalım:
“… Liberallere göre onsekiz yaşını doldurmuş insanlar; öğrenci, memur, sivil, yaşlı, genç ne olurlarsa olsunlar, evli olmasalar bir mekânda evli gibi yaşayabilirler. Üstelik bir mekânda yalnız bir çiftin çiftleşmesine (nikâhsız bir çift teşkil etmelerine) değil, birden fazla çiftin yaşamasına da bir engel yoktur.
Diyelim ki bu bireysel haktır, toplum içinde azınlık da olsalar demokrasi bunlara bu hakkı tanır. Çoğunluğa göre bu durum ahlaksızlık, rezillik, onursuzluk, ayıp, günah (zina), düşüklük… olarak kabul ediliyorsa durum ne olacak.
Ben söyleyeyim: Toplum (apartman, mahalle, çevre…) buna tepki gösterecek, çirkin duruma bir şekilde müdahale edecek, mahalle baskısı yapacaktır. Baskıya maruz kalanlar medyayı ve devlet kurumlarını kullanarak yardım isteyecekler, medya karışacak, devlet kurumları da baskıyı engelleme bakımından gevşek davranacaktır.

***

Görülüyor ki, Sayın Karaman eski yazılarıyla gayet tutarlı bir biçimde, demokrasi adına çoğunluğa atıf yapıyor ve “mahalle baskısını” devreye sokuyor…
Bireyin temel hak ve özgürlükleri yerine çoğunluğun baskısını savunuyor!
Arkası salı gününe.