21 Mayıs 2026 tarihi, kimilerince “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet” olarak tarihe geçti. Haziran 2025’ten itibaren sürekli dağıtılan “koltuklar”, “verilen sözler”, “mutlak butlan” olarak tanımlanan, Kasım 2023’ten bu yana, CHP’nin verili zemindeki tüm faaliyetlerini yok sayan, ilk kez Türk siyasal yaşamında hayata geçen bu uygulama, hayret ki, şok etkisi yarattı.
Oysa proje kanallar, diğer konularda olduğu gibi, nasıl yargının işine karışıyorlarsa, burada da, hükümleri, olası kararları, kamuoyuna duyurdular. Çifte hukuk algısı çerçevesinde bir risk hissetmedikleri için, yanlış çıksa da, “ne var ki yanıldık” pişkinliğiyle, işin içinde sıyrılmasını her seferinde başardılar. İlginç olan, daha önce CHP’de aktif görev yapmış olanların da, söz konusu kanallarda, CHP’nin Özgür Özel’in genel başkanlığında, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığındaki yönetimi hakkında, “fikir terziliği”ne soyunmalarıdır. Nitekim mutlak butlanla kendisine görev tevdi edilen, yeni genel başkan da, basın danışmanlığı görevini, bu kanallardan birinde yer alan bir yorumcuya verdi.
Peki, Kasım 2023’ten sonra ne olmuştu ? Bizzat Kılıçdaroğlu’nun ricasıyla kurultayın divan başkanlığı görevini yürüten, İBB Başkanı ve Mart 2025’ten sonra önseçimle partinin cumhurbaşkanı adayı olarak seçilen Ekrem İmamoğlu’nun siyaseten desteğiyle CHP genel başkanı seçilen Özgür Özel’in CHP’si, Mart 2024 yerel seçimlerinde %37 oyla Türkiye’nin birinci partisi oldu. 47 yıl sonra, birinci parti olan CHP, Sağ’ın kalesi ilan edilen yerlerde, Balıkesir’den Bursa’ya, Kütahya’dan Afyon ve Uşak’a, Kastamonu’dan Adıyaman’a uzanan yerlerde belediye başkanlıklarını kazandı. Ege, Akdeniz kıyı şeridi, Trakya ile sınırlı kalan “CHP seçmen sosyolojisi”, ilk kez İç Anadolu’ya, Karadeniz’e, Doğu Anadolu’ya dek yayıldı. Bu siyasal iktidar için bir alarm haliydi. Özel yönetiminin ilk döneminde, iktidar ile “normalleşme” arayışı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP genel merkezini ziyareti, farklı eleştirilere neden olmuştu.
Ne var ki, Ekim 2024 tarihi, CHP’nin geriletilmesi, yargı süreçleriyle siyasetin dizaynı iddiaları, yeni çözüm süreci bağlamında baş döndürücü gelişmelerin başlangıcı oldu. MHP lideri Bahçeli’nin, PKK terör örgütü başının TBMM’de konuşması önerisiyle, yeni bir çözüm sürecinin ortaya konulması, “süreç komisyonu”nun kurulması, Lübnan modelinin dillendirilmesi, ulus devlet, yurttaşlığın eşitliği ve laik cumhuriyet konusunda yapısal tartışmaları beraberinde getirdi. İlginç olan aynı ay CHP’li Esenyurt belediye başkanının, “kent uzlaşısı” başlığında DEM’le ittifak, PKK terörüyle işbirliği savıyla tutuklanması, görevden alınması ve yerine kayyum atanmasıyla, çelişkileri artırdı.
Ardından benzer bir tutuklama Şişli belediye başkanına uygulandı ve kayyum atama bu ilçede de gerçekleştirildi. 19 Mart 2025’te ise İBB Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanması ve toplu gözaltılar, yolsuzluk soruşturmaları, davaların uzaması, iddianamelerin uzun bir süre sonra düzenlenmesi ile, partiye yönelik süreçler hızlandı, belediye başkanları ya adli takibata uğradı, ya da iktidar partisine geçmeye zorlandılar. CHP yönetimi, başta Saraçhane olmak üzere, neredeyse haftada 2 kez mitingler düzenledi, seçmeni mobilize etti, hatta seçmen CHP’yi mobilize etti. Bu süreç, siyasal iktidar cephesinde rahatsızlık yarattı, mutlak butlan olasılığı Haziran 2025’ten itibaren her an CHP yönetimin üzerinde, “Demokles’in kılıcı” gibi, yandaş medyanın ekranlarında sallandırıldı. Ve 21 Mayıs 2026’da bu olasılık “gerçeğe” dönüştü.
Bundan sonrası ne olacak sorusunda en kritik aşama, CHP’nin iç kavgalarda boğuşan, seçmenin güvenini kaybetmiş, siyasal iktidara seçenek sunamayan, eski imajına dönme riskidir. Ankara’da kalacak, kontrollü muhalefet algısı, 1950’lerden beri çok partili sistemdeki otoriter ve rekabetçi özelliklerden rekabetçiliğin fiilen işlevsiz hale gelmesini ortaya koyacaktır.
Öte yandan “kurultay” derken, 2023’de Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde belirlenen, sonra Kılıçdaroğlu’na oy vermeyen kurultay delegeleri ile iptal edilen 2023 Olağan Kurultayı yeniden mi yapılacaktır, eski görevine dönen yönetim, bu delegasyonu yeniden belirlemek için yeniden bir olağan kurultay süreci başlatırsa, Kasım 2023’deki delegeler de mi, toptan yok hükmünde kalacaktır ? 2023 delegeleri ile olağanüstü kurultay yapılırsa, iptal olan 2023 Olağan Kurultayı, hangi delegelerle, ne zaman yapılacaktır ? Bu arada mahkeme kararıyla görevine dönen yönetimin PM’sinde Kılıçdaroğlu hala siyasal çoğunluğa sahip midir, yeni dönemde parti içi rekabet, siyasal iktidarı demokratik yollardan değiştirme hedefinin arkasında mı kalacaktır?
Özgür Özel’in kapalı grup toplantısında CHP TBMM Grup Başkanı olarak seçilmesi ve Kılıçdaroğlu’nun kutlaması, acaba bir kohabitasyon (birlikte yönetme) ara dönemi mi başlatacaktır ? Ancak 24 Mayıs’ta CHP genel merkezinin tomalı, biber gazlı baskınla, Kılıçdaroğlu ekibine bırakılması, kurucu parti ve demokrasimiz açısından onulmaz bir yaraya dönüşmüştür. CHP yıllarca “nomenklatura” olarak tanımlandı. Dışarıya kapalı, içe dönük yapısı, genel başkan ve etrafındaki dar çevre algısı, Baykal ve Kılıçdaroğlu döneminde daha da pekişti. 1980 sonrası CHP’nin fabrika ayarları, neoliberalizm ve kimlikçilik ile aşındırıldı.
Kılıçdaroğlu döneminde, partide etkin olan “10 Aralık hareketi”, sayısal çoğunluğa sahip olmasa da, siyasal örgütlenme ve genel başkan himayesi ile, belediye başkanlarının ve milletvekilli adaylarının belirlenmesinde, parti yönetiminde etkin oldu. Neo liberal bir sözde solculuk kapsamında, partinin kurucu değerleri, Atatürk’ün temelini attığı kurtuluşun ve kuruluşun partisi olma gerçeği, İsmet Paşa’nın öncülüğünde 1965’ten sonra adlandırılan, Ecevit’in genel başkanlığında 1976 kurultayıyla evrildiği “demokratik sol” zemini ihmal edildi. Atatürk’ün vizyonuna soğuk yaklaşıldı. Mahkemenin görevde aldığı yönetimin de, bu konuda yapısal bir farklılık getirdiğini iddia etmek söz konusu olmasa da, en azından daha dengeli bir siyaset izlenmeye çalışıldı. Bu elbette başlı başına ayrı bir yazı konusudur.
Bu bağlamda CHP’yi bekleyen asıl tehlike, iç çekişmelerin entrikalarında , soyut devlet algısı senaryolarında , yargı süreçleri ve güvenlik bürokrasisine dayalı bir siyaset çözümlemesinde, siyaseten iktidar olma savını bırakması, sistemin içinde dekorasyon unsuruna dönüşme olasılığıdır.
CHP elbette eski Doğu Almanya’daki Demokratik Çiftçi Partisi gibi uydu bir parti değildir, olmamalıdır. Bu kavgalar arasında, iktidar partisinin ya da ittifakının bir 5 yıl daha kazanma senaryosu, ilk seçim sonrasında yaşanacak süreçte parti içinde bir bilanço çıkartsa da, siyasal anlamda çok geç olacaktır.