Bu ülkede yaşayan başı bağlı, türbanlı, başı açık genç, yaşlı hemen her kadın hayatında en az bir kez parmaklanmıştır. Hele işlerine giderken toplu taşıma araçlarına binenler, şehirlerarası otobüslerde yalnız seyahat edip derin uykuya dalanlar, kalabalık miting alanları ya da sinema kuyruğunda bekleyenler bir kez değil defalarca arkalarında oldukça inatçı ve işini görmek isteyen o ortaparmağı hissetmiş, ne yapacağını şaşırmış bir halde donup kalmışlardır.
İktidar sahiplerinin kızları, kadınları da zengin olmadan, korumalarla gezmeden önce bu ülkenin erkekleri tarafından parmaklanmışlardır. Parmaklama cinsel hayatı eşeklerden, köpeklerden ve seks işçilerinden öğrenen büyük erkek kalabalığı için doğal bir cinsel tacizdir. Hele şimdilerde fırsat buldukları her an pahalı telefonlarından porno film seyretmeye başlayan erkek kalabalığı artık kendini dizginleyememektedir.
Durum budur. Bunu gizlemenin hiçbir yolu yoktur. Ancak ülkede toplum düzenini koruması için kurulan polis teşkilatının çalışanlarının bir kısmının (görevini sadakatla yapanları tenzih ederim) parmaklama konusunda, hatta işi daha ileri götürüp güçsüz ve savunmasız kadınlara tecavüz etme konusunda sicilleri epeyce lekelidir. Bunu artık altı yaşındaki kız çocukları bile bilmektedir. Çünkü iktidar ne olursa olsun tecavüzleri ve tacizleri saklama konusunda el ele tutuşup bir savunma duvarı oluşturma telaşındadır. Öte yandan artık kendini padişahın Şeyhülislamı gibi gören Diyanet Başkanı, taciz ve tecavüzün adeta doğal bir olay gibi görünmesi için fetva üstüne fetva yayımlamaktadır. Diyanet İşleri Başkanı’na, atanmış bir devlet memuru olduğunu bir kez daha anımsatmak isterim. Yani bizim paralarımızla saltanatını sürdürmektedir.
Bu tanımları desteklemek için gelelim bir polisin bir protesto gösterisi sırasında gözaltına aldığı genç kızı açıkça parmakladığını gösteren fotoğrafa. Savunulacak yanı yok. Adamın parmağına değil, yüzündeki ifadeye bakın. Durumu bu. Ama kesmeye ve biçmeye meraklı İçişleri Bakanımız kızın babasının FETÖ’den, kardeşinin başka bir terör örgütünden olduğunu, kızın da bir protesto mitinginde ele geçirildiğini söylüyor. Daha da ileri gidip bunun bir proje olduğunu söylüyor. Yani sözün kısası “bu kız açıkça parmaklanmayı hak etmiştir,” diyor.
Bir başka kadın AKP milletvekili ise “telaştan böyle bir durum olmuştur,” diyerek olaya bir meslek kazası süsü vermeye çalışıyor. Bu arada parmaklanan genç kız bir avukatın “yüzünüzü gizleyin” uyarısına “benim itibarım değil, polisin itibarı zedelenmiştir” diyerek başında türban yüzünde vakur bir ifadeyle olayı anlatıyor. Kendisini (Merve Demirel’i ) bütün hemcinslerim adına kutlamak istiyorum. Ancak genç kızımızla röportaj yapan Artı-gerçek muhabiri Derya Okutan apar topar gözaltına alınıyor ve evi talan ediliyor. Yani devlet parmaklamayı kabul ediyor ama ceza bunu anlatan genç kıza ve kadın muhabire kesiliyor. Kabataş yalanından ders almayanlar, olayı çevirmeye çalışıyorlar.
Sadece kadınlar parmaklanmıyor, kim ki, doğruyu söylüyor, kim ki bu halkın doğru haber alması için ya da daha eşitlikçi, hukukun tüm normlarıyla uygulandığı bir ülke için çalışıyorsa, iktidar onları sırayla parmaklıyor pardon (parmakla gösteriyor.). Örneğin İstinaf Mahkemesi görülmemiş bir hızla davranıp dostlarımızın, arkadaşlarımızın (Güray Öz, Musa Kart, Emre İper, Bülent Utku, Önder Çelik, Hakan Kara ve Mustafa Kemal Güngör) biraz daha içeride yatmasına karar veriyor. Osman Kavala ve on beşe yakın kişi için de mahkemeye Gezi olaylarıyla ilgili bir iddianame sanıklara ağırlaştırılmış müebbet isteğiyle mahkemeye sunuluyor.
Şunu söylemek isterim; artık içeri girmek, işinden atılmak insanları korkutmuyor. Çünkü bez poşet ve üç kuruşluk çay dağıtan, tanzim satış noktalarında birer kilo domates, patates alabilen halk usuldan kendinin parmaklandığını hissediyor. Ve tanzimlere ilk günlerdeki talep şimdilerde çok azalmış, birkaç tanesini gezdim oradan biliyorum. Birilerinin iktidara bunları söylemesi gerek. Bir de Kılıçdaroğlu’na iyi bir danışman gerek.
Milli sporumuz: Parmaklama
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım İran’da aralık ayından bu yana iktidara karşı yapılan protestolar şiddetini artırarak sürüyor.
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!