Süper Lig’de “dört büyükler” arasındaki güç savaşına yalnızca saha sonuçları üzerinden değil, mali açıdan da bakıldığında; özellikle son dönemde yaşanan şampiyonluklar aslında çok daha derin bir soru işaretine parmak basıyor: Türk futbolunda rekabet gerçekten var mı, yoksa bu yarış sadece bir illüzyondan mı ibaret?
Süper Lig ekonomisinin büyüklüğü 1.2 milyar Avro’ya ulaşırken, bu gelirlerin yüzde 80’i 4 büyük kulüp arasında paylaşılıyor. Yayın gelirleri, sponsorluklar ve ticari kazançlar incelendiğinde, büyük kulüplerin kendi arasında dahi yüzde 40’a varan farklar ortaya çıkıyor. Bu durum, rekabetin daha en baştan adaletsiz ve eşitsiz bir zeminde başladığını açıkça gösteriyor.
Bu yapıyı “eşitsiz rekabet dengesi” olarak tanımlamak gerekir. Gelirlerin büyük kısmı belirli odaklarda yoğunlaşırken, pastadan 4 kulüp dışındaki diğer 14 takımın yeterince pay alamaması sistemi doğrudan baltalıyor. Süper Lig’in mali yapısı kırılgan bir nitelik taşıyor ve bu yapıda gelirler arttıkça gider daha fazla arttığı için zarar büyüyor. Kulüpler bu faaliyet zararlarının finansmanını sürekli borçlanarak sağlıyor. Bu durum, ekonomi ve fizik literatüründe düzensizlik büyümesi örneği olarak karşımıza çıkıyor.
90 milyara ulaşan kulüp borçlarının 80 milyarının 4 büyüklerden gelmesi ve bazı kulüplerde borç/gelir oranının yüzde 300 seviyelerine yaklaşması, sportif başarının kalıcılığını sorgulanır hale sokuyor. Kulüplerin sürdürülebilir gelirlerinin toplam gelirler içindeki payının düşük olması, mali yapıyı kırılganlaştırıyor. Bu finansal düzensizliğin ana kaynağını kulüplerin gider yapısı oluşturuyor. Tüm kulüplerde ortak ve büyük problem; maaş-transfer giderlerinin toplam bütçenin yüzde 85’ine karşılık gelmesi. Avrupa ortalaması ise yüzde 55. Aradaki bu fark, Türk futbol sisteminin neden bozulduğunu açıklıyor. Doğal dinamiğiyle büyüyemeyen ve faaliyet kârı üretemeyen futbol ekonomimiz, sürekli borçlanma ihtiyacı duyarak kulüpleri bankalara ve dış finansmana bağımlı hale getiriyor. Türk futbolu dengede rekabeti maksimize etmek yerine, dengesiz rekabeti teşvik eden bir yapıda direniyor.
Eğer gerçek bir rekabet ortamı ve sürdürülebilir futbol yapısı yaratılmak isteniyorsa; gelir dağılımının dengelenmesi, katı mali disiplinin sağlanması ve kulüplerin yapısal zarar üreten modellerden arındırılarak sürdürülebilir ekonomik programlara yönlendirilmesi kaçınılmaz görünüyor. Aksi takdirde, bugün var gibi görünen rekabet, aslında finansal güç dengelerine göre önceden belirlenmiş bir illüzyonun tekrarı olmaktan öteye geçmiyor.