İki Bayramlaşma, Bir CHP
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

İki Bayramlaşma, Bir CHP

01.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bayram dediğimiz şey biraz da kucaklaşma değil midir? Kırgınlıkları geride bırakmak, aynı sofraya oturmak, aynı gölgede serinlemek, aynı hafızanın içine yeniden sığabilmek…

Ama bazen bayramlar da memleketin aynasına dönüşüyor. Gülümsemenin kenarında bir hüzün, tokalaşmanın içinde bir mesafe, kalabalığın ortasında derin bir yalnızlık beliriyor.

CHP’nin bayramlaşma fotoğrafına baktığımda tam da bunu gördüm:
Bir parti, iki ayrı meydan.
Bir gelenek, iki ayrı sahne.
Bir hafıza, iki ayrı yön.

Bir tarafta atamayla gelen bir makamın gölgesi; diğer tarafta seçilmiş olmanın verdiği açık ve tartışmasız özgüven… Biri genel merkezin duvarlarına yaslandı, diğeri Güvenpark’ın açık alanına çıktı. Biri güvercinlerin kanadında yükselmeye çalıştı; ama siyasetin göğü her kanadı taşımaz. Çünkü bazı uçuşlar halkın rüzgârını ister. O rüzgâr yoksa, insan havalanamaz.

Ne acı değil mi?

Daha düne kadar adalet için yola çıkanların, seçimin, sandığın, halk iradesinin önemini anlatanların bugün atamayla kurulmuş bir siyasal zeminden medet umması insanın içine dokunuyor. Çünkü mesele yalnızca bir koltuk meselesi değil. Mesele, bir partinin kendi geçmişiyle, kendi sözüyle, kendi vicdanıyla kurduğu ilişkidir.

CHP dediğimiz yapı, yalnızca bir tabela değildir. Bir bina hiç değildir. CHP, biraz da sandıkta verilen oyun, sokakta tutulan sözün, haksızlığa karşı yürüyen adımın, “ben buradayım” diyen yurttaşın toplamıdır. O yüzden CHP’nin ruhu, kapısı kapalı bir genel merkezde mi aranır, yoksa Güvenpark’ta, kalabalığın içinde, seçilmiş olmanın ağırlığını taşıyan bir sesin yanında mı?

Asıl soru budur.

Hangisi daha çok CHP?
Atamayla gelen mi, seçimle duran mı?
Binaya yaslanan mı, halka çıkan mı?
Geçmişin gölgesinden konuşan mı, geleceğin meydanına seslenen mi?

Elbette kimse bir partinin tarihinden kolayca silinmez. Emeği olanın emeği, yürüyenin yürüyüşü, konuşanın sözü hafızada kalır. Ama siyaset yalnızca dünün hatırına yapılamaz. Hele ki demokrasi iddiası taşıyan bir partide, gelecek duygusu atamayla değil, seçimle kurulur.

Bugünün trajikomik tarafı da burada: Demokrasi isteyen bir partinin kendi içinde demokrasi sınavı vermesi. Sandığı savunanların, sandığın dışına düşen bir meşruiyetle yan yana görünmesi. Halk iradesini kutsayanların, halkın önüne değil, kararların arkasına saklanması.

Oysa CHP’nin asıl gücü, her zaman yurttaşla kurduğu bağdaydı. Güvenpark bu yüzden yalnızca bir buluşma noktası değildi; aynı zamanda bir siyasal cümleydi. “Biz buradayız” diyenlerin cümlesi… “Seçilmiş olan buradadır” diyenlerin cümlesi… “Gelecek, kapalı odalarda değil, halkın içinde kurulur” diyenlerin cümlesi…

Genel merkezin önünde güvercinler uçurulabilir. Çiçekler alınabilir. Kameralar kurulabilir. Alkışlar duyulabilir. Ama bütün bunlar bir gerçeği değiştirmez: Meşruiyetin en güçlü sesi, halkın rızasından gelir.

Bir partinin geleceği, duvarların arasında değil, meydanların nefesinde büyür.

Bugün CHP’ye bakan herkes şu soruyla karşı karşıya: Bu parti kendini geçmişin gölgesinde mi arayacak, yoksa seçilmiş iradenin ışığında mı yürüyecek?

Çünkü artık mesele kimin hangi kapıdan girdiği değil; kimin hangi yoldan geldiğidir.

Biri atamayla geldiği yerden güvercinlerin kanadına tutunmaya çalıştı.
Diğeri Güvenpark’ta, seçilmiş olmanın verdiği gururla sahneye çıktı.

Ve bazen bir fotoğraf, uzun uzun yazılmış bütün siyaset metinlerinden daha çok şey anlatır.

Not:Bu yazıda adı geçmeyen bütün kişiler, makamlar ve sahneler hayal ürünüdür. Gerçek kişi ve olaylarla kurulabilecek benzerlikler, okurun vicdanına, demokrasinin hafızasına ve memleketin tuhaf tesadüflerine bırakılmıştır.