Köşe Yazısı

A+ A-

Cumhuriyet Baki, Rüküşlük Gani!

29 Ekim 2014 Çarşamba

 

Kalıcığın tanımı, zamana dayanıklılık. Peki, zamana nasıl dayanılır? Yanıt açık ve tek: Yaratılan kurum ya da eserin geçmişten geleceğe salimen varmasını, yani devamını sağlayarak.
Oysa Türkiye, tuhaf bir ülke.
Ezici çoğunluğu muhafazakâr ve uzun yıllardır iktidar olmasına karşın; bu muhafazakârların geçmişten geleceğe salimen taşıdığı, devamını sağladığı ne devlet geleneği kaldı, ne kurumu, zaten ne de binası.
Osmanlı geçmişine özenen muhafazakâr AKP iktidarının, Osmanlı dahil geçmişten günümüze kalan eserlerin çoğunu geleneksel işlevleri içinde korumak ve geleceğe miras bırakmak yerine yok etmesi, muhafazakâr olduğunu haykıran siyasal bir görüş adına en azından hayret vericidir.
Bırakın muhafazayı, eline düşen her kültür mirasını pazaryerine dönüştürmek iştahı da başlı başına bir çelişki…
Dünyada eski eserlerini böylesine talan, dolayısıyla övündüğü tarihi bile inkâr ve tahrip eden bir muhafazakârlık yok. Zaten tüketim ve keyfe odaklı bir gericilik de yok!

***

Bu muhafazakârların aklına asla opera, tiyatro, konservatuvar, kitaplık, medyatek, sinematek, müze, hatta “külliye” bile inşa etmek gelmiyor. Cami, AVM ve otele kültür diyorlar.
Daima hızlı tüketime yönelik alışveriş, yemek ve lüks sandıkları rüküş mekânlarda yan gelip yatmaktan ibaret yaşam tarzına doymuyorlar. Zaten adım başı kondurdukları birbirinden biçimsiz camileri de altına dükkân, yanına AVM açıp, “iş” yapmadığı zaman da satarak (Bzk. Üsküdar Belediyesi’nin sattığı iki cami) tüketim zincirine dahil ediyorlar.
İslam dini, gösteriş ve israfı günah kefesine koyar.
Oysa bu muhafazakâr Müslümanların kadınları, tepeden tırnağa örtünüyor, ama baş örtülerinin Hermes, pardösülerinin Burberry, çantalarının Chanel, ayakkabılarının Prada, yüzüklerinin Cartier, saatlerinin de Gucci ya da benzeri ve hepsi “kâfir” Batı markaları olduğunu göstere göstere salınıyorlar! Zaten erkekleri de bir tuhaf. Kimisi, boynuna Hıristiyanlığın “medeniyet yuları”, Ferragamo marka kravatını takıyor; kâfir İngilizin birahaneye giderken giydiği kareli Paul Smith ceketiyle de parlamento kürsüsünden caka (!) satıyor!
Sakal salıp takke, sarık, potur, cüppeyle dolaşan kimisinin bileğinde de Patek Philippe, Vacheron, Armani, artık Allah yüz bin TL’den aşağı olmayan hangi kol saatini verdiyse, o parlıyor!

***

Eh, “küffar”ın modasını bunca yakından izleyen, bir giydiğini ertesi mevsim giymeyen, lüks makam aracını iki yıl üst üste kullanmayan, hanımın arabasını her yıl yenileyen ve hanımı yenileyemediği zaman da yedekleyen tüketim akıncılarına, elbette ne tutucu denebilir, ne de gerici.
Ama “rüküş” denilir!
Çünkü bunca caka çabası, bunca gösteriş kaygısıyla yapılan bunca harcamaya, kadını erkeği, haremi selamıyla her biri ancak Rüküşlük Abidesi olmayı başarıyor. Üzerlerinden akan rüküşlük, yaptıkları her şeye yansıyor. Ellerini değdikleri her şey salt çirkinleşmiyor, gülünçleşiyor.
Kentler rüküşleşiyor ve rüküşlerin hayranlıkla seyrettiği zenginlik simgeleri, kahkahalarla güldüren abesliklere dönüşüyor. Düşünün ki abuk gökdelenlerin dikildiği kentler lağım kokuyor, çünkü rüküş, nüfusa orantılı lağımı arıtmayı zaten beceremiyor, kanalizasyon yapmayı da bilmiyor. Sular kesiliyor, çünkü rüküş, yağmur sularını emecek toprak bırakmamış, ormanları bile betonlamış, yeraltı sularını kurutmuş; barajın tam üstüne yağmur yağsın diye bekliyor!

***

Bir sonraki aşamada barajların üstünde el açıp, bulutlara “sağ yap, sol yap, biraz daha sağ, hah şimdi yağ” diye duaya çıkarsa hiç şaşırmayın, çünkü kafa bu…
Övündüğü Osmanlı’dan kalan tarih eserlerini bile muhafaza etmeyen bu sahte muhafazakâr, gerçek fırsatçılar, elbette Cumhuriyetin neyi var neyi yok yıkacaklardı ve yıkıyorlar. Ancak…
Kalıcılığın tanımı, zamana dayanıklılıktır. Ve bu rüküşlerin yaptığı her şey daha şimdiden dökülüyor, sevgili okurlarım. Yozluk, yolsuzluğu yaratırken kemirmeye başlar. Hızla çürüyorlar. Aydınlığı karartabilirler, ama yenemezler.
Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun!

GNOKTASI
GELECEK DİRİLİŞ GÜNLERİNE 
Kov şu havlayan leş kuşlarını çürüdüğümü unuttur bana dostum 19 Mayıs’tan başla omzunu omzuma ver dinle can gelsin gözlerime üstümdeler kapitülasyonlardan beri ellerim ayaklarım ipotekli Damat Ferit mirasıdır yaşadıklarımız Anzavur kalıntıları sarmış dört yanımızı ne kadar sert vursa da fırtınalar kanını dökmeden ayrılmaz dallarından kiraz çiçekleri nerde Kemal Paşam nerde Sakarya’m incinecek diye Kordonboyu geçilecek diye Çanakkale yoksunuz şimdi yoksunuz her şeyden deme Dumlupınar’ı bul 9 Eylül’ü bul bütün yalanların bekçileri bunlar çoban ateşleriyle yıkılacaklar kov şu havlayan leş kuşlarını çürüdüğümü unuttur bana dostum. A.KADRİ ERGİN 

“Yasalarına korkuyla değil, tutkuyla uyulan bir Cumhuriyet’ten daha güçlü rejim yoktur.” 
MONTESQUIEU 

Tümü Mine G. Kırıkkanat - Son yazıları

Baş ve dünya yuvarlaktır 15 Ekim 2017 Paz
Krallıktan cumhuriyete, Katalonya 8 Ekim 2017 Paz
Barzani’nin nesi, İsrail ile ABD’nin sesi! 1 Ekim 2017 Paz