Geçen hafta yazı günümüz bayrama geldi. Bir günlük bayram izni kullanıp uzun tatil nedeniyle boşalan İstanbul’un keyfini çıkaralım dedik. Hay demez olaydık.
Gittiğimiz her mekânda tanıdıklar ve tek muhabbet konusu CHP ve butlan kararı.
Bayramın üçüncü günü Bakırköy sahilindeki bir kafede yan masada oturan eski CHP’li dostlarla karşılaşınca muhabbet başladı. Her deliğe giren ve birbiriyle ilgisiz pek çok çevre ile ilişkisi bulunan arkadaşımdan ilk kez duydum “devlet aklı” projesini. Gülümseyip sorduk:
- Şahsım devletinde bir devlet aklı kaldı mı?
- Onu da aşan bir plan bu. Erdoğan sonrası için de bu plan. AKP’nin içi CHP’den de karışık. Türkiye’nin geleceğini riske etmemek için devlet aklı devreye girmiş. Meral abla da geri dönüyormuş. Yok o dönemezse İYİ Parti’den 12 milletvekili AKP’ye üç milletvekili de MHP’ye geçecekmiş. Sermaye de bu işe olur vermiş. Rahmi Koç’un Oksijen’deki yazısını okumuşsundur.
Masadaki eski Aydınlıkçı olan diğer arkadaş söze girdi bu kez:
- Atlantikçiler tasfiye ediliyormuş. Perinçek de öyle diyor.
- Bir dakika, burada bir çelişki yok mu? Hem NATO toplantısında Türkiye’nin kendisine iyi bir rol verilmesi beklentileri var hem de Atlantikçilere karşı bir plandan söz ediyorsunuz. Üstelik sermaye dediğin Atlantikçidir. Nasıl olacak bu iş?
Devlet aklını ilk dillendiren arkadaşım yeniden söze girdi:
- Tabii devlet içinde de farklı grupların bilek güreşi var. Türkiye’nin yönünü bu bilek güreşinden galip çıkan belirleyecek.
- Desene işimiz Allah’a kaldı.
DEVLET AKLI İN Mİ CİN Mİ GÖRECEĞİZ
Oradan ayrılıp akşamüstü arkadaşlarla Taksim’de buluştuk. Orada da pek çok tanıdık... Masalar birleşti, sohbet yine butlan kararı. Deneyimli emekli gazeteci, “Bu bir ABD ve NATO darbesi” deyince yine bizde kafa karıştı.
- İyi de Özgür Özel, Newsweek’teki yazısında Türkiye’yi “Karadeniz’in kapı bekçisi, NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü” olarak tanımladı. Demek ki ABD ve NATO ile bir sorunu yok. Neden Özel’in başında bulunduğu CHP’yi engel olarak görsünler?
- Öyle değil işte. Tom Barrack’ın sözlerini bir anımsa. Barrack, “Ortadoğu’da tutunabilen yegâne hükümetler monarşik yapılı güçlü liderlik rejimleridir” demişti. Türkiye’de rejim dönüştürülecek ve Erdoğan’ın daha da güçleneceği monarşik bir rejim kurulacak.
Bu kez başka bir arkadaş söze girdi:
- Yahu Erdoğan ne istiyorsa yapıyor zaten. Engel olan mı var? Parlamento dekor olarak kurulmuş. Bakanları da bürokrasiyi de askerleri de atayan o. Yerine de oğlunu hazırlıyor. Monarşi dediğin de böyle bir şey zaten.
Diğeri hemen itiraz etti:
- Tamam yapıyor da Türkiye’ye bir federasyon modeli için tüm partileri bu günaha ortak etmek istiyorlar. Erdoğan tek başına bu işi kotaramaz.
- Ama burada da kafamın almadığı bir şey var. ABD, önce ikiye böldüğü Suriye’yi birleştirdi, şimdi de önceden üçe böldüğü Irak’ı tek parça haline getirmeye çalışırken Türkiye’yi mi bölecek?
Bir diğeri çok emin bir şekilde:
- Zenzegur koridoru ile Ortadoğu’da yeni petrol hatları için bütün bu hazırlıklar.
Bu kez dayanamayıp yeniden muhabbete dahil olduk:
- Ya ABD’de Trump, Ermenistan’da da Paşinyan seçimi kaybederse ne olacak?
Cevap, “O zaman yeni plan hazırlanacak”....
Aşure ayına girdik ama daha aşuremizi kaynatmadan kafamız aşureye döndü. Bu devlet aklını herkes fili tarif eder gibi kendine göre tarif ediyor. İn midir cin midir yaşayıp göreceğiz.