AKP, iktidarının ilk yıllarında içeride ve dışarıda meşruiyetini sağlamlaştırmak, devlet kurumları içindeki etkinliğini artırmak için değişiklik yasalarını şu cümleyle getiriyordu:
AB böyle istiyor!
O yıllarda toplumun yüzde 70’i AB’ye tam üyeliği büyük bir umutla beklediği için “AB’ye uyum” her şeydi!
AB umudundan alacağını alan AKP, 2007’den itibaren tam tersi bir siyaset izledi. Zamanla MHP’yi yanına alarak ilerledi. Şimdi iktidarını millet tarafından da değiştirilemez bir mutlak haline getirmek için kolları sıvadı. Şunu fısıldıyor ya da fısıldatıyor:
Devlet aklı böyle istiyor!
AKP açısından “dinsiz devlet” gitti, “kutsal devlet” geldi. Toplumun belleğine yerleşen “devlet başa” sözünden hareketle, “devlet aklı” deyince “devlet haklı” algısının oluşacağı düşünüyor!
Yeni anayasayı da başında kendi iktidarının olduğu bu “kutsal devlet” için istiyor!
Millete rağmen!
***
Demokrasilerde yasama, yargı, yürütmeden oluşan devlet, bu üç ayrı gücün ortak çarkıdır. Bugün bunların tümü AKP-MHP iktidarından ibaret. Bu fiili durumu rejim haline getirme süreci başladı. Seçimler, iktidarı değiştirmek için değil, onaylatmak için yapılacak. Devletin değişmez başı, yanına toplumun değişik kesimlerinin temsilcilerini alıp bir “bütün” oluşturacak!
Konunun güncel boyutu şu:
CHP bu projenin neresinde?
Yaşadıklarımız yanıtın şu olduğunu gösteriyor:
Kilit taşında!
Seçilmiş genel başkan Özgür Özel ve önseçimde 15.5 milyon oy almış cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun CHP’siyle bunun olmayacağı görülünce... Bugüne geldik!
Atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’yla nasıl yol alınabilir?
Kulis bilgileriyle Kılıçdaroğlu kurmaylarını birleştirince şu çıkıyor:
CHP’ye saygın ama müzelik bir yer verilecek!
Siyasette tutunmak için ciddi çaba harcamış, çalışkanlığıyla bildiğimiz İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç bayramlaşmada AKP heyetine şöyle dedi:
“Sorunların çözümü için ortak çalışabiliriz!”
Ülke güvenliğiyle ilgili konularda elbette bütün partiler ortak bildiriler yayımlayabilir, bir araya gelebilir. Ancak demokrasilerde ana muhalefet, iktidarın çözüm ortağı değil, seçeneğidir!
Seçenek olmaktan vazgeçtiğiniz an millete ve demokrasiye ihanet etmiş olursunuz!
Kendisini Silivri günlerinden tanığımız sevgili Müslim Sarı parti sözcüsü olarak yaptığı ilk konuşmada dedi ki:
“Biz de kurultay istiyoruz ama tedbir kararı var. Tedbir kaldığı sürece ne kadar imza toplarsanız toplayın kurultay yapılamaz.”
Sarı kusura bakmasın, bir CHP sözcüsünü ilk kez bu kadar “aciz” görüyoruz!
Tedbirin kalkması için her şeyi yapacağız demek yerine arkasına sığınmak!
Şaşırmamayı öğrendik ama yine de pes!
***
Bu tabloda CHP, taşınmaz kültür ve tabiat varlığı haline getirilir!
Bu tabloda CHP, Atatürk’ün kurduğu parti olmaz, Atatürk’ü unutturmak isteyenlerin sadece kalkanı olur!
Bu tabloda CHP, varlık nedenine ve ideolojisine soykırım uygulanmış bir bina olur.
Henüz yol yakınken...
Bütün sorumluları bu sorumsuzluğa çare olmaya çağırıyoruz!
Millet bu tabloya mahkûm edilebilir mi?
Hayır... Bin kere hayır!
Bu millet Atatürk’ü unutturmaz!
Bu millet seçme hakkını teslim etmez!
Milletin yükselen öfkesinden bir meşale yapmak gerek!
Bunların hiçbiri umutlarımızı çalmaya yetmemeli.
3 Haziran’da ölümsüzlük gününde andığımız Nâzım’ın diliyle söylemek gerekirse:
Hava butlan gibi ağır
Bağır bağır
Bağırıyorum
Koşun umut üretmeye
Çağırıyorum!