Çağımızın vebası: Görünür olma hastalığı
Murat Ağırel
Son Köşe Yazıları

Çağımızın vebası: Görünür olma hastalığı

06.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Uzun zamandır kafamda dönüp duran bir mesele var. Artık hemen hemen her yerde, her fırsatta da konuşuluyor. Tartışılıyor, tepki çekiyor ama pek de kimse söylediğinin, eleştirdiğinin tersini yapmıyor.

Mesele görünür olmak veya görünür olmaya çalışmak.

Bir insanın başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri, kendisini hayatın öznesi sanarken aslında bir gösterinin nesnesine dönüştürmesidir.

Dilan Polat ve Engin Polat ailesinin içerisinde yer alan Can Polat’ın öldürülmesiyle sonuçlanan son saldırı, yalnızca bir adli vaka olarak okunursa eksik kalır. Çünkü burada konuşmamız gereken sadece kurşunlar değil; yıllardır milyonlarca insanın gözü önünde inşa edilen bir “görünürlük kültürü”dür.

MUTLULUK SANILIYOR

Sosyal medya çağının yeni kültürü görünür olmaktır. Adeta yeni bir din gibi görünür olmaya inanıyoruz.

Ne yediğini göstereceksin.

Nereye gittiğini göstereceksin.

Kiminle olduğunu göstereceksin.

Hangi otelde kaldığını göstereceksin.

Hangi arabaya bindiğini göstereceksin.

Hatta bazen acını bile göstereceksin.

Çünkü algoritma sessizliği sevmez.

İnsana katkı veren eylemlerin veyahut mutlu bir aile etkinliğinin paylaşılmasından bahsetmiyorum.

Fakat bu kültürün Türkiye’deki en çarpıcı sembollerinden biri yıllardır Dilan Polat fenomenidir. Mesele artık tek bir kişi değildir. Mesele, onun temsil ettiği kültürdür.

Bir kuşak, çalışmadan zengin olmanın normal olduğuna inandırıldı.

Bir kuşak, lüks tüketimin başarı ölçüsü olduğunu öğrendi.

Bir kuşak, mahremiyetin gereksiz olduğuna ikna edildi.

Bir kuşak, hayatını yaşamak yerine hayatını yayınlamaya başladı.

Bugün yüz binlerce genç kız ve erkek, telefon ekranlarından gördüğü hayatları gerçek sanıyor.

Kiralanmış araçları başarı, marka logolarını karakter, takipçi sayısını itibar, gösterişi mutluluk zannediyor.

Daha vahimi, bu kültür insanlara görünürlüğün hiçbir bedeli olmadığını öğretiyor.

Oysa görünürlüğün bedeli vardır.

Bazen itibarınızı kaybedersiniz.

Bazen ruh sağlığınızı.

Bazen güvenliğinizi.

Bazen de etrafınızdaki insanların güvenliğini.

Sürekli konum paylaşan, bulunduğu yeri anlık yayınlayan, attığı her adımı milyonlara gösteren insanların yalnızca takipçilerine değil; onları izleyen kötü niyetli kişilere de bilgi verdiği unutuluyor.

Suç dünyası gazeteden değil, artık Instagram hikâyelerinden besleniyor.

İnsanlar adreslerini yazmıyor ama otellerini gösteriyor.

Konum atmıyor ama manzarasını paylaşıyor.

Program açıklamıyor ama gün boyu canlı yayın yapıyor.

Böylece mahremiyet kendi elleriyle ortadan kaldırılıyor.

KARANLIK DÜNYA 

Bugün gençler arasında yayılan en tehlikeli zehirlerden biri de budur:

“Görülüyorsam varım.”

İşte her şey burada başlıyor.

Görülmek var olmak değildir.

Gösteriş başarı değildir.

Takipçi itibar değildir.

Trend olmak değerli olmak değildir.

Bir toplum üretmeyi bırakıp gösterişe hayran olmaya başladığında ortaya sağlıklı rol modeller değil, dijital putlar çıkar.

Ve gençler o putlara benzemeye çalışırken kendi hayatlarını küçümsemeye başlar.

Bugün Türkiye’de binlerce genç, bilim insanlarını değil fenomenleri takip ediyor.

Kitap okuyanları değil lüks araç sergileyenleri izliyor.

Kültürel yerleri gezenleri değil, “beachleri” gezenleri örnek alıyor.

Emek verenleri değil gösteri yapanları alkışlıyor.

Reklam adı altında yapılanları saymıyorum bile. Bir reels için 400 bin lira rakamları konuşuluyor. Gidilen oteller, lüks restoranlardan yapılan paylaşımlar karanlık bir dünyayı işaret ediyor.

Sonra da bu emek verilmeden yaşanılan dünyayı hayal edenlerin neden umutsuz olduklarını anlamaya çalışıyoruz.

Çünkü onlara çalışmanın değil görünmenin ödüllendirildiği bir dünya çizildi.

Can Polat’ın ölümü üzerinden yapılacak en büyük hata, meseleyi yalnızca bir adli olay gibi değerlendirmektir.

Asıl mesele, yıllardır ekranlardan yayılan bu kültürdür.

Özlem Öz, Sevim Alan, Nevra Bilem ve diğerleri...

Hepsi aynı kültürün ya da kültürsüzlüğün sonucu. Hepsi araştırılmalı, sadece onlar değil. Onlara “reklam” verenler en başta araştırılmalı.

KÜLTÜREL ÇÖKÜŞ 

Bir toplum mahremiyetini kaybettiğinde sadece özel hayatını değil, güvenliğini de kaybeder.

Bir toplum gösterişi erdem sanmaya başladığında karakter aşınır.

Bir toplum fenomenleri kahramanlaştırdığında gençlerini kaybeder.

Bu yüzden mesele sadece bir saldırı değildir.

Mesele, çocuklarımıza neyi örnek gösterdiğimizdir.

Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Bu ülkenin gençleri bilim insanlarını mı taklit ediyor, yoksa algoritmaların ürettiği sahte hayatları mı?

Verilecek cevap, geleceğimizin de cevabı olacaktır.

Emeğin değerini unuttukça kültürel olarak çöküyoruz.

Umarım özellikle gençler bunun farkına varır.