Merkez çoktan çöktü

23 Mayıs 2019 Perşembe

Ahmet Hakan’ın, İmamoğlu karşısında düştüğü zavallı durum salt bireysel bir omurga zayıflığı sorunundan kaynaklanmıyor, aslında günümüzün önemli bir gerçeğini yansıtıyor.
Siyasette “tarafsız bölge”, hiçbir yerde, hiçbir zaman olmamıştı, kocaman bir yalandı. Toplum içindeki çelişkilerin yumuşak, kültürel ortamın homojenlik taklidi yapmayı başarabildiği siyasi coğrafyalarda bu yalan, liberal fantezilerin arkasına gizlenebiliyordu. Kapitalizmin yapısal krizinden kaynaklanan bir seri siyasi, jeopolitik, kültürel, hatta kimlik krizleri zamanla liberal fantezileri çökertti, yalanı gözler önüne serdi.
Bir süredir, ülkelerin içinde ve de dünya çapında kutuplaşmalar hızla gelişiyor. Kutuplar arasındaki uçurumlar derinleşiyor. Bu gerçeği yadsıyarak siyaset yapmaya çalışan liderliklerin bu uçurumların içinde kaybolma riski artıyor.
Gerçekten de ünlü şiirdeki gibi, “Merkez çoktan çöktü, bir anarşi üzerimize geliyor”. Bu “anarşi” içinde ayakta kalabilmenin yolu, olmayan bir “merkeze” yerleşmeye çalışmaktan değil, kutuplaşma içinde güçlü bir siyasi blok inşa etmekten geçiyor. Çünkü, “kutuplaşmayı” geriletebilecek yeni bir “toplumsal mutabakatı” inşa edebilmek için güçlü bir siyasi-kültürel dayanak noktası gerekiyor. Ekonomi ve toplum ancak bu dayanak üzerinde, kapitalizmin krizini yönetmeye olanak verecek biçimde, yeniden inşa edilebilir.

Kutuplaşmalar...
ABD’nin tek kutuplu bir düzen kurma girişimine tepkileri, örneğin, ABD ile Çin arasında ticaret ve teknolojik gelişme alanında şekillenmekte olan Soğuk Savaş’ı konuşmayı başka yazıya bırakalım. Ülkeler düzeyinde, özellikle de gelecek hafta yapılacak olan Avrupa Parlamento seçimleri bağlamında düşünmeyi deneyelim.
İngiltere’de merkez sağın geleneksel gazetesi The Times, pazartesi günü bir yorumunda “Bunlar Avrupa merkez sağı için karanlık günler” diyor, Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya örneklerinden hareketle ekliyordu, “bir taraftan popülistlerin diğer taraftan sosyalistlerin saldırıları, altında, parti içi çatışmaların etkisiyle, iktidarın doğal temsilcisi olma özelliklerini hızla yitiriyorlar”.
Gerçekten de sağ popülist partiler yükseliyor, hatta siyasi etkinliklerini uluslararası düzeyde koordine ederek birbirlerini güçlendiriyorlar. Dahası, bu partiler sosyal demokrat partilerin sosyalistlerin geleneksel etki alanlarına nüfuz ediyorlar.
Sosyal demokrat partiler de Washington Post’un bir araştırmasında işaret ettiği gibi, merkez sağ ile işbirliği yapma eğilimini sola doğru terk ederek bu sürece uyum sağlamaya çalışıyorlar. İngiltere’de Jeremy Corbyn bu gelişmenin en çarpıcı örneği. İspanya’da sosyal demokrasinin son seçimlerdeki başarısında, işçi haklarını savunması önemli bir rol oynamış. Bu bağlamda ABD seçimlerinde parlayan temsilciler meclisi üyesi, Demokrat Parti’de sol bir çizgiyi savunan Alexandria Ocasio Cortez’i de anmak gerekir.
Alman Sosyal Demokrat Partisi içinde de bir sol refleksin orta çıktığı görülüyor. Örneğin, gençlik kanadının lideri, Kevin Kühnert, “BMW’nin işçilerin kolektif mülkiyetine geçirilmesi gerektiğini” savunabiliyor.
Diğer taraftan, popülizmin, işçi sınıfı üzerindeki etkisinin salt ekonomik reform talepleriyle kırılamayacağı anlaşılıyor. Örneğin SPD Bremen gençlik kolları liderini 90 dakika dikkatle dinleyen öğrenciler, sıra soru sormaya gelince, ekonomik reformlardan çok, yapay zekâ, iklim değişikliği ve göçmenlerle ilgili konulardaki, aslında kapitalist toplumsal örgütlenmenin doğasına ve sonuçlarına ilişkin, sorunlar üzerinde yoğunlaşmışlar. Bunlar, işçi sınıfının yeni teknolojiler üzerinde gelişen, geçmişe değil geleceğe bakan kesiminin özellikle ilgilendiği sorunlar. Sosyal demokrasinin, sola kayarken bu sorunlar üzerinde de yoğunlaşması gerekiyor.
Türkiye’de AKP’nin yeni “eğitim programı”, sosyal demokrasinin, ülkenin bekasını, ekonomik sorunlar kadar tehdit eden bir kültürel kutuplaşma ve kültür savaşı saldırısı karşısında olduğunu bir kez daha gösterdi. Ülkedeki kutuplaşmanın tarafları arasındaki çukurda kaybolmamak için ittifakları ve muhalefet blokunu bu gerçeği göz önüne alarak kurmak gerekiyor.