Trump’ın bu hafta Pekin’e yaptığı ziyaret bir diplomatik olayın ötesinde, belki de bir büyük dönüşümün işaretlerinden biri olarak okunabilir.
İKİ YENİ KAVRAM
Pekin zirvesi özgün bir tarihsel dönemde gerçekleşiyor. Bu dönemi “düzensizlik” kavramıyla tanımlama eğilimi oldukça yaygın ama Avrupa Dış İlişkiler Konseyi başkanı Mark Leonard Project Syndicat’taki yorumunda, düzensizlik kavramını yeterli bulmayarak yeni bir kavram öneriyor: “Kural ötesilik” (un-rule). “Düzensizlik” kuralların ihlal ediliyor olması durumudur. İhlal edenler bile o kuralların varlığını dolaylı olarak kabul eder. “Kural ötesilik” ise ortak kuralların artık fiilen yok olduğu bir durumu tanımlıyor. Örneğin, Rusya, Ukrayna’yı işgal ederken hukuki gerekçeler üretmeye çalıştı. ABD ve İsrail’in İran saldırısında, böyle bir çaba neredeyse hiç olmadı. Leonard’a göre sorun artık kuralların ihlali değil; kuralların referans noktası olma kapasitesini kaybetmesidir.
İran savaşı ABD’nin gücünün siyasi sonuç üretme kapasitesinin büyük ölçüde aşındığını gösterdi. Yoğun bombardımanlar İran’a ağır hasar verdi ama rejim çökmedi. Washington en küçük bir siyasi taviz bile alamadı. Hürmüz Boğazı ise İran’ın elinde küresel enerji akışını tehdit eden bir koza dönüştü. Eski CIA Doğu Asya İstihbarat Sorumlusu John Culver’a göre bu savaş, ABD’nin Çin karşısında, denizaltılar dışında, belirgin bir üstünlük alanının neredeyse kalmadığını, mühimmat stoklarının kısıtlı olduğunu da gösteriyordu (Washington Post): ABD ile Çin arasında maddi kapasite dengesi Çin’den yana değişiyor.
Bir yeni kavram da “kaldıraç”. Artık, güç kadar kaldıraç belirleyici olmaya başladı (Nigel Green, The Asia Times). Örneğin, İran, Yunanistan’dan küçük bir ekonomiyle küresel enerji piyasalarını sarsabiliyor. Çin, nadir toprak elementleri işlemesindeki yaklaşık yüzde 90’lık hâkimiyetiyle ABD savunma sanayisi üzerinde etki yapabiliyor. Financial Times’ta Nader Mousavizadeh de “Güç, büyüklükten veya zenginlikten çok, dengesizliği kaldıraca dönüştürme yeteneğinden kaynaklanır” diyor.
Küreselleşme dönemlerinin en büyük yanılgısı ekonomik entegrasyonun, barışçı eğilimleri besleyeceğine, jeopolitik çatışmayı sınırlayacağına inanmak oluyor. Geçen yüz yılın başında da egemen olan bu inanç yine boş çıkıyor. Entegrasyon barış değil, kriz derinleşmeye başlayınca, uluslararası ekonomik jeopolitik rekabet sertleşirken dış ticarette korumacılık, teknolojiye erişim, enerji akışı gibi kaldıraçlar üretiyor. Hatta, artık belirsizliğin kendisi bile bir kaldıraç. Entegrasyon sistemik kırılganlıkları büyütüyor.
Pekin zirvesi
Trump Pekin zirvesini, iç politikada tarım ve havacılık gibi alanlarda, Çin’in alımları/yatırımları, nadir toprak elementleri konusunda vereceği güvenceler üzerinden yeni başarılar elde etme fırsatı olarak görülüyor. Zirve aynı zamanda enerji fiyatlarını yükselten, ABD’nin itibarını zedeleyen İran/Hürmüz krizinin olumsuz etkilerini sınırlama fırsatı da sunuyor. Buna karşılık Çin, Tayvan söylemleri/silah satışları konusunda ABD’ye baskı yapmak, sanayi, enerji ve tarımda dış bağımlılığı azaltabilmek için zaman kazanmak istiyor; Çin, öngörülebilir ülke imajını güçlendirmeyi amaçlıyor. İran savaşı, Hürmüz Boğazı’nın kapanması Çin’e ek maliyetler getiriyor ama aynı zamanda, yeşil teknoloji ihracatı, daha fazla RMB ile enerji ticareti, “son çare tedarikçisi” konumuyla yeni fırsatlar da yaratıyor. Diğer taraftan her iki taraf da gerçek durumunu gizlemeye çalışıyor: ABD yönetimi hegemonya kaybı yaşamıyormuş gibi davranıyor. Çin yönetimi de ABD karşısında, belki de tek hegemonya adayı değilmiş gibi...
ABD hâlâ en büyük finansal güç. Doların uluslararası konumunda aşınma eğilimleri gözleniyor olsa bile henüz gerçek bir alternatifi yok; askeri harcamaları rakiplerinin toplamını aşıyor. Ancak bunların hiçbiri artık tek başına belirleyici değil. Güç, kritik boğazların, kritik minerallerin, kritik teknolojilerin ve kritik belirsizliklerin kontrolünde yatıyor. Bir anlamda “kural ötesi” ve “kaldıraç çağı” kavramlarının betimlemeye çalıştığı yeni dönemin “güç dili” buralarda şekilleniyor.
Uluslararası sistem artık ortak kurallarla değil, asimetrik bağımlılıklar, bunlardan türetilen kaldıraçlar üzerinden işliyor.