Köşe Yazısı

A+ A-

Akdeniz’deki yalnızlığımız!

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Türkiye’nin dış konuları ekonomisini, iç barışını, güvenliğini doğrudan etkileyen, giderek düğümlenen bir hal alıyor.
Bugün Doğu Akdeniz’i sütuna yatıralım...
Fatih, Yavuz, Barbaros Hayrettin adlı sondaj gemilerinden sonra dördüncü bir gemimiz daha bölgeye gidiyor.
Konu Türkiye’nin ulusal çıkarları olunca, elbette sağduyulu herkes atılan bu tür adımların arkasında olacaktır. Nitekim TBMM’de de dört parti Doğu Akdeniz’deki haklarımızın korunması için hazırlanan bildiriye imza attı.

***

Ancak madalyonun bir de öteki yüzü var.
Doğu Akdeniz’in kullanımı sorunu 2003 yılında başladı. O yıl Mısır’la Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması yaptı. Daha o an etkin şekilde müdahale etmek, engellenmese bile başka bir atakla dengelemek gerekiyordu.
O günler, AKP’nin diplomatlara “monşer” deyip aşağılamaya başladığı günlerdi
. GKRY, 2007’de Lübnan’la, 2010’da da İsrail’le MEB anlaşmaları yaptı.
O günler, AKP’nin Lübnan’da hangi kanadın alt grubunu desteklesem, İsrail’le perde önünde “One minute” perde gerisinde “More money” politikasını nasıl yürütürsem, sorununa yanıt aradığı günlerdi!
Bu süreç işlerken 2009 ve 2010’da Akdeniz’in doğusunda 900 milyar metreküpten fazla doğalgaz rezervi olduğu açıklandı.
Bu açıklanandı!
Akdeniz’de kıyısı bulunmayan ABD, İngiltere, Rusya, İtalya ve Fransa da şirketleri aracılığıyla bölgeye müdahil oldular.
2010 yılına kadar GKRY, arkasında Yunanistan’la birlikte Lübnan ve İsrail’le Akdeniz’i 13 parsele bölüp, birlikte çalışma altyapısını tamamladı.
O günlerde AKP, Türkiye’nin büyük kentlerindeki rantları parsellemekle meşguldü!

***

Geldik bugüne...
Sondaj gemisini alan Akdeniz’in dibini aştıktan sonra gemi üstüne gemi göndermeye başladık!
Şu soru sorulabilir:
Arkadaş biraz geç kaldık belki ama gerekeni yapıyoruz, daha ne istiyorsun?
Hayır... Ne yazık ki gerekeni zamanında yapmadığımız gibi şimdi de yapmıyoruz. O nedenle yapayalnızız...
Eğer...
Türkiye, geleneksel “Yurtta barış, dünyada barış” temelli politikayı izleseydi...
Mısır’da darbe olduğunda Sisi yönetimine, “Darbe dönemlerini biz de yaşadık. Ülkeye hayır getirmiyor. Bizim deneyimimiz size de yol gösterebilir” derdik, ilişkileri koparmazdık...
Suriye’de 2011’de iç savaş başladığında, “Güvenlik sorunu ile özgürlükleri dengeleyin. Biz iç barışı sağlam, toprak bütünlüğü tam, demokrasisi gelişen bir Suriye iste-riz” deyip dengeli durabildik. Nisan 2011’de Hatay’a 300 kişilik ilk sığınmacı grubu geldiğinde, Şam’la ve dünya ile bağ kurup, sorunu orada tutabilirdik.
İsrail’le Filistin’in en gerilimli günlerinde bile iki tarafla görüşebilen tek bölge ülkesiydik. AKP, taraf tutmaktan öte Filistin’in iç dengelerinde bile taraf tuttu.
Şimdi bu üç ülkede de büyükelçimiz yok.
Şimdi GKRY ile yaşadığımız geri- limde hiçbir bölge ülkesi yanımızda değil.
Çok büyük bir güç bile yalnızlaştıkça, güçsüzleşir...
Bunu yaşıyoruz.

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

‘İmdat... Boğuluyorum... Kızım işsiz!’ 22 Ağustos 2019 Per
ABD Suriye yerine Türkiye’ye mi girecek? 21 Ağustos 2019 Çar
Seçimle gelen kayyımla gider! 20 Ağustos 2019 Sal