Davos’ta İki Hayalet
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Davos’ta İki Hayalet

27.01.2014 02:52
Güncellenme:
Takip Et:

Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) katılmak için gelen “dünyanın efendileri”, kendilerine uzatılan mikrofonlara, “krizden çıktık” mesajları veriyorlar. Bu iyimserlik mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya benziyor. Bu sırada başlarının üzerinde iki hayalet dolaşıyor: Savaş ve devrim.

Küresel 10 riskten 6’sı siyasi WEF’nin yayımladığı
“Küresel Riskler 2014” raporuna bakarak başlayabiliriz. Rapor 2014 yılı için en çok kaygı yaratan 10 riski önem sırasına göre şöyle sıralıyor: 1) Önemli ekonomilerde kamu maliyesi krizi. 2) Yapısal yüksek işsizlik. 3) Su krizi. 4) Ağırlaşan gelir eşitsizliği. 5) İklim değişikliğine karşı önlem almakta ve uyum sağlamakta başarısızlık. 6) Daha sık aşırı hava durumu olayı (su baskını, kasırga, yangın). 7) Küresel yönetişim başarısızlıkları. 8) Gıda krizi. 9) Önemli bir mali kurumun ya da mekanizmanın çökmesi. 10) Derin siyasi, toplumsal istikrarsızlık.
Dikkatle bakınca bu risklerden 1, 3, 5, 7, 8 ve 10’uncusunun siyasi, doğrudan yönetmeye ilişkin olduğu görülüyor. 2, 4 ve 9’uncusu ekonomik- yapısal, ama dolaylı da olsa yine yönetişimle ilişkili; 6. risk de hem 5 ile hem de 4’le, nedenleri ve etkileri bağlamında bağlantılı. Kısacası, risklerin hepsini tek bir başlıkta, “yönetme başarısızlığı” riski adı altında toplayabiliriz.
WEF’nin raporu da zaten, risklerin birbiriyle bağlantılı olduğunu saptıyor; üç başlık altında yeniden değerlendiriyor: Çok kutuplu dünyada istikrarsızlık (jeopolitik). İş ve gelecek konusunda ufku karanlık bir “kayıp gençlik” kuşağı. Siber uzayın (internetin), giderek artan güven sorunundan dolayı parçalanmaya başlama riski.
Raporun, tüm bu risklerin bütünleşmesinden doğan “sistemik risk” bölümünde riskler bu kez ekonomik, çevre sorunları, jeopolitik, toplumsal, teknolojik olarak yeniden tasnif ediliyor. Sistemik risk, tek bir ülkenin veya kurumun çözüm üretemeyeceği çapta, güven ve işbirliği ortamı gerektiren bir risk. Bir sonraki bölümde sistemik riske daha yakından bakınca, karşımıza çeşitli küresel ağlarıyla, ilişki zincirleriyle küreselleşmenin kendisi çıkıyor: Çok sayıda eğilim kesişerek küresel çapta sistemik risk yaratmaya başlamış! Ekonomik eşitsizliklerin artmasıyla toplumsal bütünlüğün zayıflamasıyla, toplumlar da kendi (yerel) sistemik krizlerini üretebilirlermiş. Rapora göre, kriz ortamında her yıl iş piyasasına girmekte olan genç nüfusun karşı karşıya kaldığı karanlık tablo özellikle önem kazanıyor.
Rapor güvene, uzun dönemli düşünmeye, farklı çıkar gruplarının arasında işbirliği gereksinimine vurgu yaparak bitiyor. Ancak işbirliği bir yana, savaş riski var insanların aklında: Japonya Başbakanı, Davos’ta 1914’ün A l m a n y a - İ n g i l t e r e rekabetiyle bugünün Çin-Japonya rekabeti arasında bir paralellik kurarak izleyicilerin tüylerini ürpertmiş.

Seçkinlerin başarısızlığı
Raporun saptadığı riskler esas olarak, yönetici sınıfların işlerini yapamadıklarını ortaya koyuyor. Financial Times’in ekonomi editörü Martin Wolf da aynı görüşte; “Seçkinlerin başarısızlığı geleceğimizi tehdit ediyor” diyor.
Wolf, “vasat kafalarına büyük maaşlar ödediğimiz seçkinlerin beceriksizliklerinin ve aptallıklarının” 1914’te, iki savaşa yol açan küresel ekonomik sistemi çökerten, dünyayı on yıllarca sürecek felaketlerin içine attıklarını anımsatıyor (14/01/14).
Wolf, günümüzde de ekonomik, finansal, entelektüel ve siyasi seçkinlerin finansal serbestleşmenin sonuçlarını yanlış anladıklarını, her birinin kendi alanında iflas ettiğini savunuyor. Dahası Wolf’a göre mali seçkinlerin “kurtarılmak durumunda kalması”... “Siyasi seçkinlerin vergi mükellefini bu kurtarmaya kurban etmesi”, her demokrasinin dayandığı en önemli uzlaşmayı yıkmaya başlamış: Seçkinler seçkin olma ayrıcalıklarına karşılık halkın da durumunun iyileşmesini sağlamakla yükümlüdürler. Halk, ceplerini böyle aşırı miktarda doldurmaya devam eden seçkinlerin başarısızlıklarını gördükçe öfkelenmeye, seçkinlerle halk arasındaki bağ kopmaya başlıyor.
Wolf, “Eğer seçkinler bu bağı yeniden kurmazlarsa bu öfke dalgası hepimizi altına alacak” diyor. Wolf’un bıraktığı yerden Financial Times’ın jeopolitik editörü Gideon Rachman’ın “Popülizm küresel seçkinleri alarma geçirdi” yazısıyla devam edebiliriz (21/01).
Rachman, Occupy Wall Street, Madrid’de Indignados, Hindistan’da yolsuzluk karşıtı harekete, İstanbul’da Gezi olaylarına göndermeyle bu öfkenin artık su yüzüne çıktığını, bu yıl Davos’ta “yükselen popülizm kaygıları” bağlamında, seçkinlerin dikkatini çekmeye başladığını vurguluyor. Popülizmin yükselmesinin arkasında, gelir dağılımındaki bozulmalarla, yolsuzlukla orta sınıfların tepkisi yatıyormuş.

Yine ‘orta sınıf’
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) son araştırmasında, günlük geliri 3 -13 dolar arasında olanları orta sınıf olarak tanımlamış. Bu kesimin nüfusu 25 yılda 600 milyondan 1.4 milyara yükselmiş. Peki, kimlerden oluşuyor “bu orta sınıf” diye sorduğumuzda, bizzat orta sınıfı anlatan yazıların içinde karşımıza “çalışanlar”, “emek gücü”, “vasıflı işçiler”, “bilişim işçileri” gibi tanımlamalar çıkıyor, bunların esas olarak sanayide değil hizmet sektöründe çalıştığı vurgulanıyor. (Paul Mason, The Guardian, 29/01). Dahası gelir ve tüketimi ölçü alsak bile bunlar geçen yüzyıl orta sınıf diye bildiğimiz kesimlerin tükettiği malları bugün tüketecek gelir düzeyine sahip görünmüyorlar. Ayda 90 ila 390 dolar gelir dilimi içinde ne tüketebilirsiniz ki temel ücret mallarından öte... Kısacası “orta sınıf” tanımı artık yeni işçi sınıfını gizleyen bir ideolojik gösterge olma özelliğini korumakta zorlanıyor.
Mali sermaye ve uluslararası şirketler gibi zenginlik ve yoksulluk da küreselleşirken, gelişmiş ülkelerle yükselen ülkelerdeki ücret düzeyleri birbirine yaklaşma eğilimi sergilerken “sakın Marx’ın kapitalizm analizleri doğrulanıyor olmasın?
Charles Kenny, Foreign Policy dergisindeki “Marx Geri Döndü” başlıklı yazısında, “hayır dönmedi” diyebilmek için çok uğraşıyor. Sığındığı kavram da yine “orta sınıf”. “Proletaryanın hayaleti” (yazarın bilinçaltı, proletarya ile komünizm ilişkisini kurmuş) değil gündemde olan, “proletarya devrimi” yok, “küresel çapta ortak çıkarlarının farkına varmaya” (sınıf şekillenmesi yaşamaya-E.Y), “hakkını almak için mücadeleye başlayan orta sınıf var”; “zaten orta sınıf, devrimcilerin hiçbir zaman en ateşlisi değildi, (1789’a ne demeli -E.Y) ama en beceriklisiydi” diyor.
Kısacası, “seçkinler” yönetemiyorlar, yeni işçi/orta sınıf da bu beceriksizlik karşısında öfkelenmeye başlayınca, “seçkinler” halkçılığı, proletarya korkusunu anımsıyorlar. Gerçekten de pratik, teoriyi mistisizme sürükleyen tüm ideolojik saplantıları yıkabilir. Kendini “orta sınıf” sananlar da bir gün, aslında ne olduklarını kavrayarak yönetme sırasının kendilerine geldiğini görebilirler.  

Yazarın Son Yazıları

Kazananın-kaybedenin ötesinde...

Kazananın kaybedenin ötesinde...

Devamını Oku
23.03.2026
İki imparatorluğun trajik yolculukları

Tarih, bazen bir trajediyi, yeni aktörlerle sahneler.

Devamını Oku
19.03.2026
Savaşta devrim’

Şimdi uygarlık şu soruyla yüz yüze: Sivil meşruiyet, hukuki hesap verebilirlik, asgari insani-etik kaygılar, bilgisayar hızında yürütülen bir savaşta anlam taşıyabilir mi? Minap’taki 175 kız öğrencinin ölümü, bu soruyu teorik olmaktan çıkardı.

Devamını Oku
16.03.2026
‘III. dünya savaşı’ değil ama...

İran’a yönelik operasyon “Epic Fury”nin başlamasının üzerinden 11 gün geçti.

Devamını Oku
12.03.2026
Savaşın bir başka boyutu

Bu savaşı anlamanın birçok yolu var. Büyük güçler rekabeti, enerji, silah, finans, teknoloji; hepsi önemli. Ancak, burası, Ortadoğu ve kültür (din) çok önemli; özellikle dinci faşizmin yükseldiği bir çağda.

Devamını Oku
09.03.2026
Savaş üzerine ek notlar

Pazartesi yazımda “büyük felakete”, kararları veren “küçük adamlara” değinmiştim.

Devamını Oku
05.03.2026
Savaş üzerine kimi notlar ve spekülasyonlar

İnsanlar kimi zaman çaresizlik duyguları içinde, biraz olsun rahatlayabilmek için bir büyük aklın, önlenemez bir büyük planın kapitalizmin kaosuna bir düzen verilebileceğine inanmak isterler: “Biri düğmeye bastı!”, “Devlet aklı!”, “Büyük ... projesi”, “ABD şunu yapıyor İsrail bunu, İran onu...”

Devamını Oku
02.03.2026
Yeryüzünde bir ‘cennet’: Afganistan

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası devleti “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar.

Devamını Oku
26.02.2026
‘BOP’ olmadı ‘BoP’ verelim

Dahası, bu asimetrik ortamda, BoP bir taraftan, Hamas’tan tam silahsızlanma talep ediyor diğer taraftan halen Batı Şeria’da tekrarlanan yapısal işgal, yerleşim genişlemesi, pogrom ve ilhak baskılarına gözlerini kapatıyor. BoP aslında şu mesajı veriyor: İsrail’e güvenlik, Filistin’e disiplin, yoksa şiddet baskı.

Devamını Oku
23.02.2026
Münih’te uğursuz nostalji

Münih Güvenlik Konferansı’nın en tehlikeli konuşmasını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptı.

Devamını Oku
19.02.2026
Münih’te Zerstörungslust

“Zerstörungslust” salt bir liderin kaprisi değil, derin bir toplumsal ruh halinin semptomu: İlerleme (giderek daha da iyileşme) masallarına inanç sarsılmış, reform vaadi ikna gücünü yitirmiş. İnsanlar, “Hayatım artık daha iyiye gitmiyor” duygusu içinde. G7 ülkelerinde toplumun önemli bir bölümü hükümetlerin gelecek kuşaklara daha iyi bir yaşam bırakacağına inanmıyor; çoğunluk yaşamın daha da bozulmasını bekliyor. “Kendimi çaresiz hissediyorum” diyenlerin oranı birçok ülkede yüzde 60’ların üzerinde. Demokratik kurumlar, uluslararası kurumlar, bürokratik, işlevsiz, artık “bizden yana” olmayan yapılar olarak algılanıyorlar.

Devamını Oku
16.02.2026
Hangi Batı? Elveda demokrasi

Le Monde’da Jaroslaw Kuisz “İki Batı’dan söz etmek hiç de abartılı olmaz” (“Parler de deux Occidents n’a rien d’exagéré”) başlıklı yazısında, Trump modeli ve Avrupa’nın liberal demokrasisi olarak iki Batı şekilleniyor diyordu.

Devamını Oku
12.02.2026
Kamplar var ama direniş de...

Geçen ayın son yazısında, “Faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de ‘sürecin’ kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor” diyordum.

Devamını Oku
09.02.2026
Bir semptom olarak skandal

Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir.

Devamını Oku
05.02.2026
Ayrılmak zor!

Le Monde, Wall Street Journal ve Financial Times geçtiğimiz günlerde bu krizi “karşılıklı bağımlılık” ve “kopuş” bağlamında değerlendirdiler; Atlantik bağlarının yapısal özelliklerini, bir “kopuşun” gerçekte ne kadar zor olduğunu vurguladılar.

Devamını Oku
02.02.2026
Amerika’da kritik yol ayrımı

Geçtiğimiz haftalarda, faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de “sürecin” kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor.

Devamını Oku
29.01.2026
Bir semptom olarak Grönland

Grönland krizi, ABD’nin liderlik kapasitesini yitirdiğini, telaşla artık salt askeri gücüne dayanmaya çalıştığını gösterdi. İlk kez 9/11 olayı bahane edilerek denenen, henüz Çin’in bir büyük güç olarak yükselmediği koşullarda bile başarı üretemeyen bu imparatorluk refleksinin, bugünün koşullarında, başarılı olmak bir yana son derecede tehlikeli sonuçlar üretmeye aday olduğu bilinçlere çıktı.

Devamını Oku
26.01.2026
Davos: ‘Geçiş değil kopuş’

Deneyimli analist Walter Russell Mead, Wall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler.

Devamını Oku
22.01.2026
İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025