Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

Washington-Ankara hattında PYD gerilimi yükseliyor

21 Ekim 2015 Çarşamba

Suriye konusunda kâğıt üzerinde müttefik görünen Türkiye ile ABD arasında, YPG ekseninde başlayan uyuşmazlık derinleşiyor. Üst düzey bir yetkilinin -aralarında yer aldığım- bir grup gazeteciye yaptığı bilgilendirme, Washington-Ankara hattındaki kırılma noktalarının arttığını işaret ediyor.

PYD’ye silah değil mühimmat: ABD, Kobani’den sonra geçen hafta da bölgeye silah yardımı yaptı. Bu destekten rahatsızlığını büyükelçiyi çağırarak ileten Türkiye’ye, “PYD’ye değil Araplara silah verdik” yanıtı gelmişti. Ancak ABD’nin Türkiye’ye “masada” bambaşka bir izahat sunduğu ortaya çıktı. Üst düzey yetkili “Silah değil mühimmat verdik dediler” ifadesini kullandı. PYD lideri Salih Müslim’in “Silahları biz aldık” diyerek doğru söylediğini ekledi. Silahların Türkiye’ye karşı kullanılması durumunda PYD’nin açık hedefe dönüşeceğini vurguladı.

“PYD’ye paralı askerlik”: ABD’nin PYD’ye desteği, “paralı askerlik yaptırma” olarak tanımlanıyor. PYD’nin, Kobani’de IŞİD’le savaşmasının ardından ABD’nin PYD’yi “kullandığı” ifade ediliyor. Yetkili, “Oysa DEAŞ’a en çok zarar veren, en ciddi çatışma içindeki örgüt Nusra’dır. O zaman neden Nusra’ya yardım etmiyorsunuz” dendiğinde Nusra’nın terör örgütü olduğu yanıtının alındığını belirtiyor.

“YPG Kandil’den emir alıyor”: YPG’nin PYD kontrolünde olmadığını, doğrudan Kandil’den emir aldığını söyleyen yetkili, bu tespiti “Telsiz konuşmalarını dinliyoruz” bilgisine dayandırırken, “Salih Müslim haklı olabilir. Ama silahlı unsurlar bakımından gerçekleri değiştirmiyor” dedi.

ABD bizi durdurdu: Türkiye’nin IŞİD’e yönelik hava operasyonunda neyi-nereyi vurduğu tartışması sürerken, ABD’nin “Türkiye vurmadı” dediği noktaya şu açıklama getirildi: “DEAŞ noktasını F16 ile biz vurduk. ABD İHA’sı ise kaçmaya çalışan ciplerden birini vurdu.

Türkiye’nin başından bu yana IŞİD’e karşı olduğunu savunan yetkili, Suruç katliamının ardından da “vurmaya başladıklarını” söyleyerek “DEAŞ’ı vurmuyorlar dezenformasyonu üretiliyor. Tamamen yalan” deyip şu bilgiyi aktardı:

“Biz, bu iş Suruç’ta başladığında DEAŞ’a vurmaya başladık. Bizi tutan ABD oldu. ABD ile koordinasyon yapılmadan bu işe girmeyin dendi. Hava harekât emiri denen bir şey var. Sizi ona dahil edeceğiz dediler. DEAŞ noktasını F16 ile biz vurduk. Kaçmaya çalışan ciplerden birini de ABD İHA’sı vurdu. İHA’yla vurulan bizimki değildi.

Eğit-donat baştan yanlıştı: ABD’nin IŞİD’le mücadele amacıyla kurmak istediği “ılımlı muhalif ordu”yu anlatan “eğit-donat” projesi için Obama,İstediğimiz gibi çalışmadı” itirafında bulunmuştu. Türkiye’nin aktif destek verdiği bu proje konusunda, yetkili de “Baştan ölü doğmuş projeydi” diyerek “ABD’nin hatasını” şöyle aktarıyor:
“Hem rejim, hem DAEŞ’le mücadele eden insanlara kâğıt imzalatmaya kalktılar. Kimse katılmak istemedi. Çünkü 2.2 milyon Suriyelinin sadece 80 bini DAEŞ’ten kaçmıştı. Geri kalanlar rejimden kaçtı.”

IŞİD’i yok etmek

Türkiye-ABD arasındaki PYD üzerinden uyuşmazlığı derinleştiren tabloyu aktaran yetkili, birincil hedefin IŞİD’i sınırdan yok etmek olduğunu belirtirken, diğer iki hedefi; PYD’nin Türkiye’ye tehdit oluşturmasını engellemek ve ÖSO’ya desteği sürdürmek olarak kaydediyor.

Ankara hastanelerinde 10 Ekim katliamından yaralı kurtulanların yaşam mücadelesi sürerken, IŞİD’le başından bu yana mücade edildiği tezinin, yukarıda özetlediğim bilgilendirme ortamında da yinelendiğini belirtmeliyim. Dahası, “DAEŞ’in tehdit olup olmadığını konuşmanın bile yanlış” olduğu söyleniyor.

Ne var ki, IŞİD’le bağlantısı belgelenen Ankara katliamı; öncesindeki “zafiyet”, yaşattığı vahşet ve bıraktığı acıyla, bu tezin inandırıcılığını ortadan kaldırıyor.

Nitekim “IŞİD’le başından bu yana mücadele edildiyse, bu katliam nasıl açıklanır?

Neden IŞİD’in Türkiye için oluşturduğu tehdit zamanında gündeme taşınmadı?

Eğer zamanında duyarlık gösterilse bu vahşet yaşanır mıydı” sorularımıza getirilen açıklama ise gayet “serinkanlı”:

“Çok büyük bir tehdit olduğu için reklamını yapmak istemedik. Ellerinde 49 kişi rehindi. Dillendirmek yanlış olurdu.”

Çözüm sürecinin bitişi

Katıldığımız bilgilendirmenin kritik önemdeki diğer notu, “Suriye’deki PYD varlığının Çözüm Süreci’nde yarattığı etki”ye dair.

Suriye’deki gelişmelerin PKK’yi “silah bırakmaya gerek yok” eşiğine getirdiği görüşünü aktaran yetkili, bu görüşü Kobani savaşının adını anmaksızın şöyle açtı:
“Bir tarafta bizi dünya gözünde meşru kılan görüşmeler var. Bir tarafta kafa kesen vahşi cihatçılar. Ellerinde silahla savaşan genç kadınlar, bizi hayal edemeyeceğimiz meşruiyet mertebesine yükseltiyor. Biz bundan faydalanalım diyorlar. Bu, içeriyi de etkiledi. Silah ve savaş mantığına dönünce kalkıp çözüm süreci, demokratik siyaset gibi herkesi kendimize güldürecek lafların anlamı kalmadı maalesef.”

Süleymaniye’de siyasi aktörlerin “Türkiye demokratik siyasete neden şans tanımadı” sorularıyla karşılaştığını, yanıt olarak “Silah ve demokratik siyaset birlikte olabilir mi? PYD, HDP, PKK aralarına makas açabilse, Kürt kimliğini siyaset için dile getirselerdi Çözüm Süreci devam ederdi” dediğini aktaran yetkili, bu konudaki yorumunu şöyle tamamlıyor:

“Çatışmaya karar verenler, çatışmayla sonuç elde edemeyeceklerini anlayınca umarım aklıselime dönerler, ama bunun için bölgedeki tozların yatışması gerekiyor.”
Bu kaotik tabloyu biraz olsun sadeleştirebilecek kişisel yorumum ise şu:

Faili malum Ankara katliamı ertesinde ve her bakımdan yaşamsal bir seçimin arifesinde, devlet aygıtı ile onu kullanan iktidar; HDP’yi PKK’yle, PKK’yi ise IŞİD’le aynı terazide tartarak çıkış yolu arıyor. Bu “yöntem”in on gün sonraki seçimlere nasıl yansıyacağını ise birlikte göreceğiz.

Tümü Çiğdem Toker - Son yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018 Paz
O fayansın talimatı kimden? 7 Eylül 2018 Cum
Ulaşıma ulaşım ihalesi 5 Eylül 2018 Çar