ABD’nin ve İsrail’in İran’a saldırmasının sonucunda meydana gelen ve Orta Doğu’ya yayılan savaş büyük tehlikeler ve riskler taşımaktadır.
İran hükümetinin, ABD-İsrail saldırısı üzerine, kendisine bugüne kadar hiç saldırmayan Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Irak, Azerbaycan gibi ülkelere saldırması kabul edilebilir bir durum olmadığı gibi, İran’daki hükümetin sadece kendi vatandaşlarına yönelik uyguladığı baskılar ve katliamlar bağlamında değil, başka ülkelere yönelik saldırganlıkları konusunda da ne kadar kontrolden çıktığının ve dünya için ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğunun göstergesidir.
İran’daki teokratik diktatörlük, kendisiyle birlikte dünyayı da yakmaya hazır olduğunu göstermektedir. Teokratik yönetimler ne yazık ki böyledir. Teokratik yönetimler Tanrı’nın varlığına mutlak bir biçimde inandıkları ve bu inancı herkese zorla dayattıkları gibi, Tanrı’yı temsil ettiklerini de sandıkları için, kendilerini dünyadaki herkesin ve her şeyin üzerinde görürler. Bu bir çeşit kurgulara dayalı megalomani ve narsisizmdir.
İran’daki teokratik diktatörlükten kurtulmak elbette ABD’ye ve İsrail’e kalmamalıdır. Çünkü İran’da demokratik ve laik bir rejimin kurulması ABD’nin de İsrail’in de umurunda değildir. Onların istediği tek şey ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek bir yönetimdir. ABD Devlet Başkanı Donald Trump da zaten bu amacını açık bir biçimde ifade etmektedir.
İran’daki teokratik diktatörlük öncelikle İran halkı tarafından yıkılmalıdır. Ancak toplu katliamlara kadar varan iç baskılar nedeniyle halk bu diktatörlüğü yıkamıyorsa, İran’daki barbarlık rejimi, Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde, Rusya’nın, Çin’in, Britanya’nın ve Avrupa Birliği’nin de dahil olacağı, ancak ABD’nin ve İsrail’in kesinlikle dahil olmayacağı bir uluslararası dayanışma örgütlenmesiyle bertaraf edilmelidir.
Almanya’daki Nazi yönetimi ve Adolf Hitler nasıl Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya tarafından birlikte durdurulduysa, hem kendi halkına zulüm yapan hem de dünya barışını tehdit eden İran yönetimi de aynı biçimde durdurulmalıdır.
***
Bu bağlamda hem İran hem de Türkiye açısından en önemli şey, İran’ın din, mezhep ve etnik kimlik üzerinden bölünmemesi ve parçalanmaması olmalıdır.
Ancak İran’da belli bir dinin belli bir mezhebinin belli bir yorumunu herkese zorla dayatan laiklik karşıtı teokratik yönetim, bu bölünmenin ve parçalanmanın ana nedenidir. Bu da 1960’lı yıllardan itibaren emperyalizmin İran’da uyguladığı stratejinin bir parçasıdır. Emperyalizm İran’ı monarşi ve teokrasi arasında sıkıştırarak, İran’a bu iki seçenek dışında bir seçenek tanımayarak, İran’ı uygarlık sahnesinden silmeye çalışmaktadır!
ABD’nin ve İsrail’in İran’a müdahalesi, zaten bölünmüş ve parçalanmış olan bir halkı, idari açıdan da parçalamaktan ve bölmekten ibarettir!
ABD hem Irak’taki hem de İran’daki Kürtleri harekete geçirerek, İran’ı bölmeye çalışmaktadır. İran’ı bölmek planı önce Kürtler üzerinden yürütülmektedir, daha sonra da İran’daki Azeriler üzerinden yürütülecektir. Bu nedenle hem Türkiye’nin hem Azerbaycan’ın hem de Irak’ın çok dikkatli olmaları ve İran’ın bu şekilde bölünmesine kesinlikle karşı çıkmaları gerekmektedir.
Ancak İran’daki molla rejiminin amigoluğunu yapmak da İran’ın bölünmesine neden olur. İran’ın bölünmesini önlemek için bir yandan ABD ve İsrail emperyalizmine karşı bir yandan da İran’daki yönetime karşı mücadele vermek gerekir. Bunun için de ABD ve İsrail dışındaki küresel güç odaklarının örgütlenmeleri gerekir.
İran’ın bölünüp parçalanması ve iç savaşa sürüklenmesi, Türkiye’ye yönelik kitlesel bir göç hareketine neden olacağı gibi, bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulmasına ve böylece Türkiye ile birlikte Orta Doğu’nun daha da istikrarsızlaşmasına yol açar.