Trump geleli düzineye yakın liderle görüştü... Theresa May, Trudeau ve Netanyahu’yu ağırladı. İslam dünyasından liderlerle de sıkı teşrik-i mesai yaptı.Buluştuğu ilk Ortadoğulu lider Ürdün Kralı Abdullah oldu.
“Model” kontenjanından öncelikle Erdoğan’a el uzatan Obama’dan farklı olarak; arıza çıkartmayan, uyumlu müttefik “Ürdün modeline” rağbet gösteren Trump; huzura önce Abdullah’ı kabul etti.
En son geçen hafta da Velihat Prens Muhammed Bin Selman’la bir araya geldi.
Şimdi sırada Mısır Devlet Başkanı Sisi ile yapacağı görüşme var.
“Asrın lideri”miz sırasını bekleyedursun, Trump Beyaz Saray’da Ortadoğu’daki “öncelikli partnerleri”ni bir bir belirliyor.
Uçan kuşla kavgalı TC liderine bu öncelikli dostlar arasında yer yok.
Oysa ki Saray çevreleri, Başkanlık seçimini Hillary’nin kaybetmesine sevinmişti. Yüz binlerce dolar akıtılan lobilerle yolunu bulup “Trump reis”le meramlarını anlatacaklarını düşünmüş ve bu nedenle “Müslüman yasağı” için bile hiç “tıss” kelam etmemişlerdi.
Yanıbaşımızdaki İran’dan örneğin yasağa tepki yağarken, “İslam dünyasının lideri” olmak iddiasındaki ülkenin lider kadrosundan hiç ses yükselmemişti.
Beri yandan...
Eski Kıta’ya “haçlı-hilal çatışmasıyla” abanılırken, bu ifadelerin Batı’nın geneline genişletilmesinden kaçınılmış ve “Müslüman yasağı” çıkışına rağmen ABD’nin adı “haçlılar” arasında asla geçirilmemişti...
Sırada Çizme de var
THY’yi “kabinde elektronik cihaz yasağı” kapsamına alan karar böyle bir ortamda geldi.
Ankara’nın kendi dışında, İslam dünyasının genelini ilgilendiren ABD’nin ırkçı uygulamalarını sessizce sineye çekip alttan aldığı ve “üç maymunu oynayarak” karşıladığı; “sabreden derviş muradına ermiş” modunda, yeni yönetimle beyaz sayfa açmayı beklediği dönemde “şak” THY darbesi indi.
Haberi biliyorsunuz. İstanbul’un da bulunduğu 10 Ortadoğu havalimanından (Kahire, Amman, Doha, Riyad, Cidde, Kuveyt, Abu Dabi, Dubai, Kazablanka) ABD’ye kalkan uçuşlarda, yolcular tablet ve de bilgisayarları yanlarına alamayacak. Bunları bagaja vermek zorunda kalacaklar.
Uygulama THY, Emirates, Etihad, Qatar gibi iddialı Ortadoğu havayollarının candamarını kesecek. Uzun yolculuklarda, zamanlarını bilgisayarlarıyla çalışmak için kullanan yolcular, bu havayollarından vazgeçip başka havayollarına kayacak.
ABD’nin “uçaklarına tablet ambargosu” koyduğu havayollarını, sonra başka ülkeler de kara listeye alacak. İngiltere ABD’yi izledi bile. Sırada İtalya var. Çizme’de konu gazetelerin manşetinde. Yılda 690 bin transit yolcu taşıyan Atatürk Havaalanı “hub” olma özelliğini böylece kaybedecek.
Terör, otoriterleşme-baskının yol açtığı imaj kaybı, Avrupa ile zincirleme kriz yüzünden Türkiye’den zaten elini ayağını çeken turizm, bir de “sakıncalı Ortadoğulu alanlar” listesi nedeniyle darbe yiyecek.
THY’nin “şirket” olarak aldığı zarar, bu başlıklara eklenerek “Türkiye markası”nın aldığı darbelerden sonuncusuna dönüşecek.
THY’nin ufku böyle göçtü
CNN International, France 24 gibi küresel kanallarda THY’nin Morgan Freeman’lı “Ufuklarınızı genişletin” reklamıyla her karşılaşışımda hep bunu düşünüyorum:
Bir ülkenin uluslararası itibarı ve imajı bu kadar yerlerde sürüklenir, bu kerte dibe vururken; nasıl olur da ulusal havayolu, hiçbir şey olmamış gibi marka değerini koruyabilir ve yüksekten uçmaya devam eder diye...
An itibarıyla sorumun yanıtını -heyhat- almış bulunuyorum...
Türkiye, ABD Başkanı’nın -misal-“öncelikli” muhataplarından olsaydı, bu sakıncalı listeye alınmayabilirdi.
NATO’da tüm müttefiklerin yaka silktikleri konumda bulunmasaydı, Ankara, etkileri “ekonomik yaptırım”dan farksız olan bu önlemden büyük olasılıkla kendini koruyabilirdi.
Ya da...
Dünyada sesi daha kayda alınır ve saygın konumda olsaydı; itirazları duyulurdu...
Ama Türkiye’den gelen sesler artık boş kubbede yankılanıyor. France 24 TV’si -misal- geçen gece “yasaklı alanlar” listesini sıralarken, sunucu, yasağa karşı yalnız “bir adamın” homurdandığını söyledi.
Ardından müstehzi biçimde gülerek ekledi:
“Ama o zaten her şeye homurdanıyor!”
Bu noktaya düştüğünüzde ciddiye alınmak imkânsızlaşıyor. Yazıklar olsun.
Baş aşağı yuvarlanışın resmi
Yazarın Son Yazıları
“FAFO”yu tercüme etmeyeceğim...
Dünya 2026’ya Venezüella ve İran türbülansıyla girdi.
Capranica Meydanı’ndaki dev Noel ağacı, kilisenin çatısına kadar yükseliyor.
Yılbaşı mesajları şimdiden akmaya başladı.
Nermin Abadan Unat’ı en son TV’de 2022 Aralık’ında İmamoğlu için yapılan destek mitinglerinin ilkinde gördüm.
Görmüşsünüzdür: “Siyaset dışı en güvenilir isimler anketi”nde Sedat Peker ilk sıraya oturdu.
“Gerçeklerin, çoğumuzun gözünden kaçan bir yapısı var”...
İngiliz yazar Ian McEwan uyarıyor...
Turhan Selçuk’un çok sevdiğim bir karikatürü vardır: Küçük balıklar bir araya gelip devasa bir köpek balığını kovalar.
Annesi Mira Nair...
Mezardan yükselen intikamlar bunlar...
Shehadeh Dajani’nin yüzü hâlâ gözlerimin önünde...
Michael Wolff... Trump döneminin kara kutusu.
"87 yaşındayım" diyor Jane Fonda...
“Cesur bir adım atalım ve ona (Cumhurbaşkanı Erdoğan’a!) bire bir ilişki temelli gereksinim duyduğunu verelim. O nedir? Meşrutiyet!”
Sizler bu satırları okurken Trump Amerika’sı geçen hafta içinde öldürülen radikal sağ aktivist Charlie Kirk’ü ulusal törenlerle uğurluyor olacak.
Amaç, muhalefeti etkisizleştirmek ve işlevsizleştirmek...
Proizvol ve prodazhnost... Rusça iki sözcük.
Prodi’yi hatırlarsınız...
Çocukluğumda “Midas’ın Kulakları” diye çok ünlü bir oyun vardı.
İslam inkılabının ana kanun maddesi şudur: Bütün kanunlar Allah’ın emirlerine uygun ve bağlı olarak insani selim duygu ve düşünceye dayanır.
"Epstein vakası ABD siyaset kültüründe merkezi bir komplo kertesine erişti, bu gidişle Kennedy suikastı mitosu ile yarışır” diyor Michael Wolff.
II. Trump badiresine karşı Başkanlık yarışına girmek cüretini gösteren Demokrat Parti adayı Kamala Harris ilk kez konuştu ve...
Sevgili Altan bey
“ Otokratlar rakiplerini artık öldürmüyor” diyor Anne Applebaum ve devam ediyor...
Bir arkadaşımdan geldi. Instagram iletisi... ’70 li yıllar. Bikinili dört kadın güneşin altında mutlu mesut uzanmış.
Faşizm gemi azıya aldıkça, çarenin yerel siyasetten geçtiği anlaşılıyor.
Thomas Mann “Venedik’te Ölüm”ü tam Birinci Dünya Savaşı arifesinde, bir “çöküş” hikayesi olarak kaleme almıştı. “Belle époque/Muhteşem devir”tabir edilen 19. yüzyıldaki 2. sanayi devriminin sonu ile 20. yüzyıl başının sonsuz istikrar, refah ve özgüven çağı sonlanmış, baş döndürücü teknolojik değişimlerle toplumun değerler skalası değişmişti.
Deyim, Almanya’nın yeni Şansöylesi Friedrich Merz’e ait. Bir haftadır Mertz’in şok...şok...şok bu sözleri konuşuluyor.
14 Haziran’da Washington’da bir kutlama için, yerleri dolduracak yedeklere ihtiyaç var.
Donald Trump, Beyaz Saray’a çıktığı ilk yıllarda, “New York’un ortasında, 5. caddede çıkıp birini vursam bir tek seçmen kaybetmem!” demişti.
Adına “muzzle velocity” diyorlar. Deyimi siyasi jargona sokan isim Trump’ın “karanlık prensi” Steve Bannon.
“Habeas Corpus nedir? Tanımlar mısınız?”
İç gerilimlerin cümlemizi sersem ettiği, burnumuzun ucunu göremez hale getirdiği Türkiye’nin dışında bir dünya var.
Trump Vatikan’a da göz dikti
Psikolojik harekât
Vatikan’da dönüm noktası
Romancının ölümü
Starmer’ın sessizliği
İmamoğlu ‘rakip’ olmasaydı...