Fransa’da Tanıdık Bir Tartışma
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Fransa’da Tanıdık Bir Tartışma

02.06.2014 01:59
Güncellenme:
Takip Et:

Avrupa Parlamentosu seçimlerinin Fransa ayağında, aşırı sağcı (faşist) Ulusal Cephe (FN) partisinin yüzde 25 oy oranıyla birinci gelmesi, medyaya “şok dalgası”, “deprem” gibi kavramlarla yansıdı.
Bu sonuçları izlerken, bizim açımızdan çok tanıdık bir tartışma dikkatimi çekti. Özellikle “Gezi Olayı”nın yıldönümünde bu tartışmayı paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm.

Entelektüellerin ihaneti
Jean Birnbaum, Le Monde’da “Ces intellectuels qui dédiabolisent le FN” (sanırım şöyle çevrilebilir: “FN’nin kirli imajını yıkayan entelektüeller”) başlıklı yorumunda, “FN’nin önlenebilir yükselişini anlamaya çalışan tarihçiler, FN’nin kirli imajını yıkayan entelektüellerin rolünü de ortaya koymak zorunda kalacaklar” diyor.
İlericilik adına yazan kimi entelektüeller, solun antifaşizm “saplantısı” olarak gördükleri şeye karşı bir kampanya yürütmüşler. Bu entelektüeller “faşizme, ırkçılığa karşı” olma tutumlarına “yapıçözümcü” (postmodern - EY) analizler uygulama adına, bu iki “karşıtlığı” adeta toplumun zaafları olarak tanımlamaya; bu “pis hayvanın”, aslında “hayali bir canavar” olduğunu kanıtlamaya çalışırken, onu “iyi bir evcil hayvan gibi” sunmuşlar. Bu entelektüeller, faşizme karşı olanların savlarını çürüterek gözlerini açmaya çalışırken, aslında bildiklerini unutturmaya çalışıyorlarmış.
Bu entelektüeller, “Cumhuriyetin erkek ve kadınlarını”, geçmişi durmadan anımsamanın bilincimizi bulanıklaştıracağına, FN’nin radikal biçimde değiştiğine, Fransa’da, faşizm karşıtlarının hayallerinden başka bir yerde faşist kalmadığına ikna etmeye çalışmışlar. Bunlar, FN’nin kimi kurucularının Vichi (Nazi işbirlikçisi hükümet) dönemini özlediklerini unutup, kötü imajını yıkamaya katkıda bulunmuşlar. Yazar, “Tarihçiler bunları anlamaya çalışacaklar, biz ise şaşkınlıkla seyrediyoruz” diyor.
Şimdi, son 10 yılı düşünün, Birnbaum’un bu değerlendirmesini alıp, FN’in yerine, siyasal İslamın Partisi AKP’yi koyun (FN eşittir AKP demiyorum, yalnızca bir akıl egzersizi öneriyorum). Benzer bir entelektüel cinsinin “laikçi”, “ulusalcı” dedikleri bir şeye karşı mücadele ederken, siyasal İslamın kadın politikasını, Yahudi-Alevi düşmanlığını, özgürlüklere yaklaşımını, getirmeye başladığı “biyo-politik” (beden denetim) uygulamalarını nasıl görmezden geldiklerini kolaylıkla anımsayacaksınız.
Bu entelektüeller, AKP’nin Osmanlı nostaljisini, ideolojisinde içkin olan projeyi görmezden gelip, siyasal İslamın “değişerek demokratikleştiğini” ısrarla tekrarladılar; Cumhuriyetin vatandaşlarının kafasına kaktılar; siyasal İslamın uygulamalarına yönelik eleştirileri “niyet okumak”, teorik tarihsel analizleri “önyargı” olarak mahkûm ettiler. Bunlar bugün büyük bir “şaşkınlıkla” izledikleri sözde “değişimin” zeminini bizzat kendileri hazırladılar. Şimdi, AKP hükümetinin uyguladığı şiddet hızla artarken, bu sorumluluktan kaçıp yeniden, gelecekte aynı zararları vermek üzere, sol çevrelerin içine dönmeye çalışıyorlar. Soma felaketinden sonra aniden Marx’ı ve sınıf kavramını anımsamış olmaları da ayrıca ibret vericidir.

Seçimler - demokrasi fantezileri
Stefan Simons’un Liberation’da yayımlanan, “Le Triomphe électoral du FN en trompe l’oeil” (Göz yanılması olarak FN’nin seçim zaferi) başlıklı yazısı da bu tartışmanın bir başka tarafını oluşturuyor.
Simons, seçim sonuçlarının ayrıntılı bir analizini yapıyor; birinciliğin seçimlerde oyların yüzde 25’ini alan FN’ye değil, seçimlere katılmayan yüzde 43’e ait olduğunu savunuyor. FN’nin oylarında mutlak anlamda kayda değer bir artış olmamış. Simons, sonuçları abartarak paniğe kapılmanın anlamsız olduğunu savunuyor.
Ancak Simons’un analizine tarihin ışığında bakınca, bu sonuçları küçümsemenin ne kadar riskli olduğu görülür. Çünkü kimi zaman sandıktan birinci olarak çıkan bir parti, toplam seçmenin çoğunluğunun oyunu almamış bile olsa, hükümet olunca, “tarafsız” kesimi kazanacak adımları kolaylıkla atabiliyor; devlet aygıtını kullanarak oylarının oranını ve mutlak sayısını artırabiliyor.
Almanya’da Kasım 1932 seçimlerinde katılım yüzde 80 oldu, Hitler bu seçimlerde oyların yüzde 33’ünü (toplam seçmenin yalnızca yüzde 25’nin desteğini) aldı, Ocak 1933’te şansölye olarak atandı. Mart 1933 seçimlerinde, Nazi partisi oylarını yüzde 30’dan fazla artırdı. Katılımın yüzde 70 dolayına düştüğü bu seçimlerde Hitler’in partisi oyların yüzde 44’ünü (toplam seçmenin yüzde 38’i) aldı.
Türkiye’de AKP 2003 genel seçimlerinde oyların yüzde 33’üyle (toplam seçmenin yüzde 26’sının desteğiyle) iktidara geldi. Sonra, Birnbaum’un kimi entelektüellerin tavrına ilişkin anlattıklarına benzer bir süreç Türkiye’de de yaşandı, “darbeciler” dendi, “Yetmez ama evet” dendi... Sonrası malum...

Postmodernizm ve diğer tuhaflıklar
Yukarıda değinilen entelektüel tipi, kökleri 1970’lere kadar gitse de 1990’ları kasıp kavuran postmodernizm/liberalizm dalgasının kıyılarımıza getirdiği pisliklerin üzerinde türedi.
Bu dalga “1968” depremiyle başladı, Doğu Bloku’nun çökmesiyle enerji kazanarak yükseldi. Kabaca özetlersek, bu dalganın getirdiği pisliklerin üzerinde türeyenler, insan aklının eleştirel gücünü, kolektif eylemin “dünyayı yeniden yapma” kapasitesini, bu eylemin dayanabileceği “büyük söylemleri” (ulus, sınıf vb., kapitalizm, komünizm), bedenlerden ve kültürlerden ayrıca “hakikatlerin”, bencil arzulardan başka arzuların olabileceğini, kapitalizmin aşılabileceğini, bilimin hurafe ve mitoloji karşısındaki ayrıcalıklı yerini yadsıyordu. Bunlara göre ideolojiler bitmişti, sınıf kavramı anlamını yitirmişti. Bu dalga, “Aydınlanma geleneğinin” mirasını hedef alıyor, ister istemez Aydınlanma öncesi, dinci ideolojilerin önünü açıyordu.
Aynı anda küreselleşmeci bir “büyük söylem” (neo-liberalizm) dalgası, jeopolitiğin sonunun geldiğini, ulus devletlerin iktidarlarını kaybettiğini savunuyor, toplumsal yaşamın tümünün pazar ilişkisine bağımlı olmasını istiyordu. Ekonomi siyasi müdahalenin (demokrasinin), sendikaların, hatta işçi haklarının etkilerinden kurtulmalıydı. Böylece düz pürüzsüz bir dünya ekonomisi oluşacak, kültürler kaynaşacak, ulusçuluk, ırkçılık yok olacaktı. Artık bizi demokrasi, barış; bu ütopyada da çelişkisiz, dolayısıyla sonsuza kadar yaşayacak bir kapitalizm bekliyordu.
Asya kriziyle, “siyasal İslam”ın (büyük bir söylem) yükselmeye başlamasıyla, Kosova savaşıyla, borsa krizleriyle, 1990’larla biterken, 2000’li yıllarda, emperyalist savaşlar, “ekonomik depresyon” ulusalcılık, nihayet, kitle eylemlilikleri, küreselleşme karşıtlığı, “komünizm” geri geliyordu.
Bu entelektüeller, 2000’li yıllarda, sözde savundukları özgürlükler adına, artık geride kalmaya başlayan postmodern, küreselleşmeci, illüzyonlarla, o çok arzuladıkları özgürlüklere karşı akımları desteklemeyi iş edindiler. Fransa’da faşist, Türkiye de siyasal İslam gibi totaliter hareketlerin yükselmesinde araç oldular. Tarih bunları unutmayacak, biz de...  

Yazarın Son Yazıları

İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025
Küreselleşmeden sonra, üç fotoğraf

“Küreselleşme” yerini parçalanmaya bırakıyor, bir yeni-jeopolitik şekilleniyor.

Devamını Oku
04.09.2025