Elçiye Zeval Olmaz, Erdoğan’a Olur mu?

10 Haziran 2014 Salı

“Türkiye’nin düze çıkmasının tek koşulu var: Hükümetin devletten daha güçlü olması. Oysa şu anda durum tam tersi.”
Tam yirmi yıl önce, dönem koalisyonlar dönemi.
Ankara’da “temaslar yapan” ABD’nin eski büyükelçisi Morton Abramowitz’in demeci ve raporuna döktüğü sözleri böyle.
Mr. Abramowitz’in bu görüşünü “yazılmasın kaydıyla” yaptığı sohbetlerde merhum Turgut Özal da dile getirirdi.
Abramowitz’in o ziyaretinde kendisiyle konuşmuş ve 27 Ocak 1994 günü de şunları yazmışız:
“Devletin küçültülmesi, hükümetin güçlendirilmesi gerçekten fiyakalı bir düşünce.
Ama bu nasıl olacak?
Türkiye’de güçsüz hükümet, güçlü devlet olgusu bir rastlantı değil.
Hükümetin eksikliklerini, zaaflarını gidermenin tek yolu öteden beri devletin güçlü tutulmasında bulunuyor.
Her on yılda bir ordunun, yani ‘devletin en örgütlü kesiminin’ hükümete uyguladığı güç gösterisi, güçsüz hükümet, güçlü devlet çemberinden çıkılamayışının en büyük nedeni. Başka nedenler de var elbette.
Tarihten, coğrafyadan ve ülkenin geleneklerinden ve insani özelliklerinden doğan nedenler.
Abramowitz, Kürt sorunuyla da çok ilgili. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanması için anlaştığı uzun bir makalenin hammaddelerini topluyor...
Basında yer alan bağımsız Kürt devleti ile ilgili kaygıların politik paranoya olduğuna inanıyor. Bir süre önce yazdığı Türkiye’yle ilgili son makalesindeki ‘kötümser görüşlerini’ aynen koruyor: ‘Kürt sorununu çözemezse, Türkiye çözülür.’
Kürt sorununun nasıl çözüleceği pek belli değil!”
Demişiz!
Tayyip Erdoğan, iki ay sonra 27 Mart 1994’te İstanbul Belediye Başkanı oldu. ABD’li Abramowitz’in Türkiye ile ilgisi sürüyordu. 15 Ekim 1996’da Erdoğan’la görüştü. Bu görüşmeden sonra haberler yayılmaya başladı:
“ABD Erdoğan’ı Türkiye’nin liderliğine teşvik ediyor!”
1999’da Öcalan Türkiye’ye teslim edildi.
Aynı yıl Fethullah Gülen ABD’ye “uçtu”!
2002’de devletle ilgili hiçbir sıfatı olmadığı halde Erdoğan Beyaz Saray’da ağırlandı.
Aynı yıl yapılan seçimlerde milletvekili olması yasaya aykırı bulundu.
Bir süre sonra bir “ek” seçimle milletvekili ve Başbakan oldu.
Devletten güçlü hükümet formülü için düğmeye basılmış oldu.
“Kumpas” adım adım gerçekleşti.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içi boşaltıldı.
Devletin zayıflatılması yargıdan üniversitelere kadar başarı ile tamamlandı.
Genelkurmay Başkanı’nın terör lideri olarak damgalanıp PKK lideri ile mevkidaş olması sağlandı.
Sonrası..
Ak iktidar kadrolarının ABD’den çok Amerikan Doları için çalıştığı kasalarla ortaya çıktı.
Bunu üzerine “devleten güçlü hükümeti” savunan Abramowitz, yanına eski mevkidaşı Edelman’ı da alarak geçen yılın sonuna doğru yeni bir rapor daha yazdı:
“Erdoğan Türkiye’de demokrasiye zarar veriyor. ABD bu duruma müdahale etmelidir!”
17 Aralık’ta olup bitenler acaba bu müdahalenin ilk adımı mı?

İktidar, bankacılıkta zamanaşımını 20’den 10 yıla indiriyor. Cem Uzan ise Paris’ten feryat ediyor. “Hırsızlar kurtarılıyor!” Kıskançlık mı ihbar mı? 

Kaçak Saray’ın Sahibi... 
Demiştik ki...

Darbe veya siyasi tıkanma yoksa ve çoğunlukları da varsa, başbakanların cumhurbaşkanı olması bir kural.
Bizim parlamenter sistemimizin pratiği bu.
Kurucumuzdan sonraki 10 cumhurbaşkanından 5’i başbakan,
4’ü paşa, 1’i de yargıç.
Yani, rahat dursaydı..
Tayyip Erdoğan da “Çankaya’dan aşağısı Kasımpaşa!” diyerek ve ıslık çalarak cumhurbaşkanı olacaktı. (Ama kayıtsız şartsız egemen olma hırsı, korku ve kuruntuları yüzünden kendi işini kendisi zora soktu. Şimdi oy açığını kapatmak hesabıyla PKK’nin gönlünü yapmak için ter döküp duruyor!)
Bir nokta da şu:
Cumhurbaşkanı olan başbakanların daha sonra yaşları da müsaitse, eski makamlarına dönmenin ve yeniden başbakan olmanın yolunu aramalarıdır.
Nitekim İsmet İnönü (1984-1973), 12 yıl cumhurbaşkanlığından sonra 77 yaşında (1961) yeniden başbakan olmuştu.
Turgut Özal ise cumhurbaşkanı olduğuna pişman oldu. Yeniden başbakanlığa dönmenin hesabına yöneldi. (Bu bilinen sırrı, özel kalemi, danışmanı ve milletvekili Engin Güner geçenlerde bir kez daha açıkladı. Öyle ki Özal, yeniden başbakan olma yolunu açmak üzere eşi Semra Hanım’ı siyasete soktu. İstanbul İl Başkanı seçtirdi. Ama devamını getirmeye ömrü vefa etmedi!)
Tanrı uzun-sağlıklı ömürler versin, Süleyman Demirel de bugün 90’ında olmasaydı, başbakan (veya çatı adayı) olarak Erdoğan’ın karşısına dikilebilecek en güçlü, belki de tek adaydı!
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi halinde AKP içindeki-dışındaki geniş bir çevrenin, Cumhurbaşkanı Gül’ün yeniden başbakanlığa dönmesi için dua edip dilek tuttuğu ise cümlenin malumu.
Bir siyasi hakikat de şu:
Bir liderin cumhuraşkanı olması halinde iki seçim geçmeden arkasında partisinin genel merkez binası bile kalmıyor.
Özal’ın özene bezene inşa ettirdiği görkemli ANAP binasının, postmodern DYP Genel Merkezi’nin yerinde yeller esiyor...
Erdoğan, bundan kendine büyük dersler çıkardı.
“Partili cumhurbaşkanlığı” yani “seçilmiş padişahlık”ta ısrarı bundan.
Başarırsa fiili başbakan da kendisi olacak...
Atatürk Orman Çiftliği’ni talan ederek, binlerce ağacı keserek yaptırdığı Kaçak Başbakanlık Sarayı’nda kendisi oturacak.
İnşaatı durduran Danıştay kararını yırtıp atması, “Burası tez zamanda bitecek!” demesi bundan.
“Atatürk’ün mekânı” diye nitelenen Çankaya’da oturmayacağı ve o sarayı kendisi için yaptırdığı, çok yakın çevresi dışında da biliniyor.
Beyaz Saray’ın adından da etkilenip, ondan daha ak ve saray olanı sipariş etmesi bundan. Turgut Özal, 1991 seçimlerini kazanıp başbakan olan Demirel’in kendisine Çankaya’da rahat vermeyeceğini biliyor ve eski partisi ANAP’ın da kendisine destek olamayacağını görüyordu.
Eşi Semra Hanım’ı öne sürmesi bundandı.