Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Erdoğanlaşma Tehlikesi

Paylaş
instela'da paylaş
04 Temmuz 2014 Cuma

Erdoğan, “Fatiha” faslındayken Zaytung patlattı espriyi…
Adaylığa dair ilk değerlendirmesini onun ağzından yazdı:
Bu görevi bana layık gördüğüm için, kendime çok teşekkür ediyorum.”

***

Espride gizli olan padişahlık sendromunu, bencilliği ve kibri iyi tanıyoruz artık…
Beni seçin” cümlesini “Bizi” diye kurarak kendine bir şey istemiyormuş gibi yaptığını iyi biliyoruz.
Cumhurbaşkanlığı’na talip olduğu konuşmada, “Hayatım boyu hiçbir vazifeye talip olmadım” demesine, muhalif basının sokulmadığı salonda, “herkesin cumhurbaşkanı” olmayı vaat etmesine sadece gülüyoruz.
Alenileşen yolsuzluğu saklayacak yasal zırh arayışını, “tarihsel dönüşüm” diye sunmasına şaşmıyoruz.
1930’lar Almanyası’nı hatırlatan salon nizamının, o nizama alaturka tadını veren sevinç gözyaşlarının, uzun metne ustaca yerleştirilmiş isimlerin, resimlerin, bileziklerin, hatıraların, Fatihaların, “büyük birader”e tapınmaya tutkun geniş kitlelerde yarattığı korkuyla karışık hayranlığı tanıyoruz.
Epeydir onunla mücadele ediyoruz.
Gezi’de gördük:
Toplumun büyük kesimi, Erdoğan’la baş etme konusunda ciddi direnç kazandı; bilinçlendi, bilendi, onu, istediğini yapamaz, koruma ordusu olmadan ortaya çıkamaz hale getirdi.

***

Fakat şimdi bir başka tehdit var önümüzde:
Erdoğan huylarının bulaşıcı etkisi…
Erdoğanlaşma tehlikesi…
Erdoğan’da neye karşıyız biz?
“Ben yaptım oldu” emrivakisine mi?
Yersen, yemek bu” dayatmasına mı?
Ana muhalefetin aday belirleme yöntemi tam da buydu:
“Ben yaptım oldu. Yersen yemek bu”.
Erdoğan, “Bu yemek bize göre değil” demeye cüret edeni, disipline vermekle tehdit eder.
Ana muhalefette, “Adayımızı televizyondan mı öğrenecektik” diyenlere, “Blackjack riskli oyundur” cevabıyla sopa gösterenlerde tipik Erdoğan kokusu var.
“Adam kürsüde Fatiha okuyor; biz de karşısına Fatiha bilen birini çıkaralım bari” tercihinin, laikleştirilmesi gereken siyasi alanı nasıl Erdoğanlaştırdığını saymıyorum bile…
Ama bu arayışın yarın, “Toplumun geneli muhafazakâr(mış). Biz de daha muhafazakâr bir genel başkan bulsak” eğilimine kapı aralayacağını tahmin etmek güç değil.
Dimyat’a pirince giderken…

***

CHP tabanı, son seçimde Hatay, Ankara, İstanbul gibi kentlerde, “Elim kırılsın” diye diye ama sadakatle sandığa gitti.
“Sandıktaki zaferin masada kaybedildiği” bahanesini de sabırla sineye çekti. Ama bu kez, Genel Başkan’ın “Hiç kafa karışıklığı yok” demecini yalanlayacak şekilde karışık kafası… Her sohbette gözlüyoruz bunu…
Sadece Erdoğan’dan değil, “Erdoğanlaşma”dan da şikâyetçi insanlar…
Totaliter yöntemlerin karşısına demokratik seçim mekanizmasını, dayatmanın karşısına katılımı, din siyasetinin karşısına, dinden arınmış siyaseti koymak gerektiğini görüyor.
Bu olmadıkça, Emine Ülker Tarhan’ın tabiriyle “kırmızı”lara da yaşam hakkı tanımadıkça, siyahın karşısına griyi koymanın, çok renkli bir toplum için canını verenlere haksızlık olduğunu, “Erdoğan gider, bir benzeri gelir” çaresizliği doğurduğunu biliyor.
“Hadi bunu sev” diye önüne getirilen adayı, MHP’nin seçim şarkısı “Ölürüm Türkiyem” eşliğinde Yozgat turunda izlerken onu hangi derdinde yanında gördüğünü hatırlamaya çalışıyor.
Yeni adayın, Sivas katliamının anlamını, yılını, ölü sayısını öğrenmesinin ne kadar vakit alacağını hesaplıyor.
Böyle olmamalıydı” diyenlere “Ya sev ya terk et” denmesinin, demokratik bir partiye yakışmadığını görüyor.
Kabullenemiyor.

***

Demem o ki, önümüzdeki süreç, sadece Erdoğan’la değil, Erdoğanlaşma tehlikesiyle de mücadele dönemi olacak.
Zaytung’un seçim gecesi “çatıcılar”ın ağzından atacağı manşetini görür gibiyim:
“Bu cezayı bana layık gördüğüm için kendime çok kızıyorum.”