Bu yıl vefatının 40. yılı değerli ustamız Haldun Taner’in.
Ne kadar isterdim ödenekli ve özel tiyatrolarımızda anılsın bu anlamlı yıl... Aslında, eğitimci yanı da düşünüldüğünde bu anmanın üniversitelerimizde de gerçekleştirilmesi ne hoş olurdu. Belki de yapıldı, yapılıyor ve ben atladım. Pek sanmam ama öyle bir durum varsa affola...
Çok iyi hatırlıyorum; 2015 yılında Haldun Bey’in 100. doğum yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Tiyatro Festivali ve İ.Ü. Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü ve de Haldun Taner Tiyatro Uygulama ve Araştırme Merkezi, Pera Müzesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ünv. Türk Dili ve Edebiyat Bölümü işbirliği ile iki gün süren “100. Doğum Yılında Haldun Taner Sempozyumu” yapılmıştı. Önemli bir buluşmaydı bu. Kitabı da basıldı.
NEDEN SANSÜR?
Tiyatro, daha doğrusu, sanat ve sanatçı yasaklarının; “sansür” denen uygulamanın hızla tırmanışta olduğu bir süreçte Haldun Taner Hoca’mızın bu alanda yazılarından bir örnek sunarak saygıyla selam etmek istiyorum kendisine. Hoş, “sansür” hiçbir zaman çıkmadı ki hayatlarımızdan! Evet, sanki bugün yazılmış gibi Haldun Taner’in 1960 başlarındaki bu yaman yazısı:
“Malaparte diktatörleri kıskanç kadınlara benzetirdi. Bir ölçüde hakkı da yok değildi.
Zaafını, hasta bencilliğini, hiçbir esasa dayanmayan böbürünü korumak, hem maskelemek için zora başvuran bu yaratıklar, akıldan çok duygu ile hareket ederler. Sade politikada değil, düşünce ve ahlak alanında da bütün ulusa kendi sınırlı değer ölçütlerini dikta ederler. Gayrısına tahammülleri yoktur. Hükümleri altında tutmak istedikleri ulusu başka etkilerden korumak için başka düşünce ve görüşlere bütün pencereleri kapıları sıkı kaparlar. Sade diktatörlerin baskı rejimlerinin değil, sözümona güdümlü demokrasilerin de aydın ve sanatçı düşmanlığı buradan gelir. Onlar için her bir oyun yazarı ya da akşam yemeğinden sonra iri göbeklerini hazma yarayan hoplatışlarla güldüren bir eğlendiri uzmanı ya da ciddi oyunlarla o ülkede yerleştirilmesi istenen değer ölçülerinin bir yayıcısı, bir tempo tutucusu olmak zorundadır.
Oysa gerçek sanatçı toplumun en uyanık, antenleri en keskin, öncü kişisi olarak sınır, gelenek, kalıp, ideoloji, siyasal gerek, idari görüş gibi ölçüler tanımaz. Onların dışına, üstüne, çok ötesine taşar. Zaten yeryüzünde varlığının bir sebebi de bunları aşması, toplumu da aşmaya zorlamasıdır.
(Haldun Taner, “Sansür Üzerine”, Kent Oyuncuları Dergisi. 28 Ocak 1962. Sayı 3)
Daha da uzar bu anlamlı sözler, bu vurucu saptamalar.
Dikta rejimlerinin olduğu kadar, güdümlü demokrasilerin sanata olan olumsuz tavırlarının ilerici sanatın toplumları uyarıcı niteliğinden kaynaklandığını belirten Haldun Taner, bu tür yönetimlerde sansürün toplumların uyanışını engellemek amacıyla uygulandığını da her fırsatta vurgulayan isimlerden biri olarak dünden bugünlere seslenmektedir bitmez tükenmez bir enerjiyle.
Evet, nice yıllara sevgili Haldun Taner. Oyunlarıyla, yorumlarıyla, makaleleriyle, denemeleri ve öyküleriyle... O zengin sohbetiyle... Nice yıllara...