Hem yoksul hem de yoksun kaldık
Murat Ağırel
Son Köşe Yazıları

Hem yoksul hem de yoksun kaldık

12.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ekonomik anlamda hiç ama hiç iyiye gitmiyoruz. Çok küçük bir azınlığın zenginlik deryasında yaşadığı hayatta bir de diğer büyük çoğunluk var.

Türkiye’de artık insanlar ay sonunu değil, haftanın sonunu getirmeye çalışıyor. Maaşlar daha hesaba yattığı gün eriyor, market fiyatları her geçen gün biraz daha yükseliyor, vatandaş ise temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için krediye ve borca mahkûm hale geliyor.

Sokakta konuşulan tek konu geçim derdi olurken açıklanan resmi veriler bile ekonomideki ağır tabloyu gizleyemiyor.

Bir yanda borç batağına sürüklenen milyonlar, diğer yanda her kalemde artan vergiler ve faiz yükü... Vatandaşın sırtına yüklenen ekonomik maliyet her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Takibe düşen borç miktarlarındaki patlama, bankaların alacak rakamları ve bütçeden faize ayrılan astronomik tutarlar aslında yaşadığımız ekonomik krizin boyutunu açıkça ortaya koyuyor.

Maaşın hesabımıza yatması ile buharlaşması arasında günler, hatta saatler var. En büyük banknotumuz ile çikolata alabiliyoruz. TÜİK verilerine göre dahi enflasyon artık şirazeyi şaşırmış durumda.

Vatandaş ne yapsın?

Bildiklerinizi size tekrar yazmayayım.

Gelin size ne halde olduğumuzu ve ekonominin ne olduğunu iki veri ile anlatmaya çalışayım.

2025 yılı itibarıyla takibe düşmüş borç miktarı nüfusumuza bölündüğünde, kişi başına 15 bin 111 Türk Lirası ile İstanbul başı çekiyor. İkinci sırada ise 15 bin 55 Türk Lirası ile Karaman geliyor.

Takipteki borçlar 46 ilde yüzde 100- 200, 32 ilde de yüzde 50-100 arasında artış gösterdi.

Bankaların takibe düşmüş alacakları, Mart 2025 sonunda 347.3 milyar lira iken yüzde 94.3 artış ile 674.7 milyar liraya çıktı. Takibe düşmüş alacak tutarında en borçlu il, yüzde 485.2’lik artış ile Karaman olmuş. 2025 Mart ayında 610 milyon olan takipteki alacak miktarı bir anda 1 milyar 675 milyon Türk Lirası’na yükselmiş.

İnanılır gibi değil.

Bakın, biz nefes alıp verme dışında (şimdilik) her şeye vergi veriyoruz. Hem de öyle böyle değil. Merkezi yönetim bütçesi vergi ve gelir kalemleri ise artmaya devam ediyor. Nasıl artmasın? Yurtdışı çıkış harcı 2018- 2025 döneminde yüzde 8283 arttı. Şans oyunları vergisi yüzde 4709 arttı. Motorlu taşıt ÖTV’si yüzde 4447 arttı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre 2026 yılı ocaknisan döneminde ödenen faiz 1 trilyon 115 milyar Türk Lirası. Bakın, bu rakam eski para değil; yeni Türk Lirası cinsinden. Yani 13 haneli bir rakamdan bahsediyoruz.

Bu rakamlar sizin benim sırtımdan alınan vergiler ile karşılanıyor. Zengin ve varlıklılar için sorun yok; “ayranım dökülmesin” bakış açısıyla yaşıyorlar. Dolandırıcılar ve hırsızlar için de sorun yok. Çünkü vergi vermiyorlar; vergi vermeseler de sorun yok, ceza davaları zaten yıllar sürüyor.

Yani bu sonuçla ortada kalan biziz.

Bugün gelinen noktada vatandaşın önüne sürekli “sabır”, “fedakârlık” ve “kemer sıkma” söylemleri konuluyor. Ancak kemer sıkması istenen hep dar gelirli oluyor. Maaşı eriyen, borçla yaşamaya çalışan, kredi kartı ile ayakta duran milyonlar her geçen gün biraz daha yoksullaşırken ekonomik yükün adil paylaşılmadığı gerçeği toplumun her kesiminde daha fazla hissediliyor.

Ortaya çıkan tablo artık sadece bir ekonomik kriz değil, aynı zamanda ciddi bir sosyal adalet sorunudur. Çünkü vergisini düzenli ödeyen, kayıtlı çalışan ve kurallara uyan vatandaş her geçen gün daha ağır bir yük taşırken servetini büyütenler, vergiden kaçanlar ya da sistemin açıklarından faydalananlar için düzen neredeyse hiç değişmiyor. İnsanlar artık çalışarak refaha ulaşabileceklerine değil, sadece hayatta kalmaya çalıştıklarına inanıyor.

En önemli kısmı da bu; maddi olarak yoksullaşırken psikolojik olarak da yoksunlaştık.

Ekonominin rakamlarla, TÜİK istatistikleriyle düzeldiğini söylemek kolay olabilir. Ancak gerçek hayat, açıklanan tablolarla değil; pazardaki fiyatla, mutfaktaki yangınla ve vatandaşın cebindeki paranın alım gücüyle ölçülür. Eğer milyonlarca insan maaşını aldığı gün borcunu kapatıp yeniden eksiye düşüyorsa orada çözülmesi gereken çok daha büyük bir sorun var demektir. Çünkü sürdürülebilir olmayan bir düzenin faturası eninde sonunda yine vatandaşa kesiliyor.

Üstelik artık insanlar geleceğe dair plan yapamıyor. Ev almak, araba sahibi olmak, hatta çocuk okutmak bile geniş bir kesim için ulaşılması zor hayallere dönüşmüş durumda. Gençler çalışıp üretmenin karşılığını alamadığını düşünüyor, emekliler ise yıllarca verdikleri emeğin sonunda temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geliyor. Ekonomik güvensizlik büyüdükçe toplumdaki umutsuzluk da derinleşiyor.

Devletin görevi yalnızca vergi toplamak değil, vatandaşın yaşam standardını koruyacak adil bir ekonomik düzen kurmaktır. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, gelir dağılımındaki uçurumun daha da büyüdüğünü gösteriyor. İnsanlar artık sadece geçim sıkıntısını değil, aynı zamanda adaletsizlik hissini de taşıyor.