Terkoğlu’ndan çarpıcı sözler

10 Mart 2020 Salı

Cumhuriyet okurları herhalde farkındadırlar:

Barış Terkoğlu sadece bir gazeteci değil bir edebiyatçıdır da!

Önemli haberlerle dolu her yazısında edebi cümleler, mecazlar, çağrışımlar, toplumsal ve ruhsal göndermeler de yer alır.

Ben bugün sadece iki metinden, tutuklanmadan önce yaptığı savunmadan ve dün Cumhuriyet’te yayımlanmış olan mektubundan bazı çarpıcı satırları alıntılamak istiyorum...

***

Önce savunmasından bazı çarpıcı sözler:

Herkes şunu bilmelidir ki bir ülkede benim gibi sade bir yurttaşın hukuk güvenliği yoksa hiç kimsenin hukuk güvenliği yoktur.

“Nasıl gazetecilik yapılacağını bu iddianame gibi taleplerden, mahkeme kararı gibi sevk yazılarından öğrenecek değilim.”

Merak ediyorum; yaşı benden büyük hukuk adamları OdaTV davasındaki MİT yöneticisi katledilirken neredeydiler.

“Beni bu kadar korkak olmadığım için mi yargılayacaksınız? Beni bu ülkenin kurumlarına kurulmuş kumpasları o gün açığa çıkardığım gibi bugün de açığa çıkarmaya devam ettiğim için mi yargılayacaksınız?”

Beni bu ülkeye bu kadar ihanet etmediğim için mi yargılayacaksınız?

“Dün bir çetenin koynunda yatıp bugün başka bir çetenin koynuna girmediğim için mi yargılayacaksınız?”

Buradaki çığlığımız, yarınki çığlığımız, vereceğimiz mücadele bu duvarları da yıkacaktır.

“Bizden yazdıklarımızdan, çizdiklerimizden, gazeteciliğimizden, yazarlığımızdan vazgeçmemizi, ülkenin içinde suça bulaşmış yapılanmalar ile daha fazla uğraşmamamızı bekliyorlarsa daha çok beklerler.”

Gerekirse betona gömüleceğiz, ama bize bir haber bahanesi ile bu tezgâhı kuran çeteye teslim olmayacağız. Gerekirse bir daha güneş yüzü görmeyeceğiz. Yargıyı kendi hesaplarına meze eden yapılanmalar ile mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.

“Bu dava, bu savunma, bu mücadele beni yoksul bir halk çocuğu olarak alıp bu ülkenin yurttaşlarının arasına yerleştiren bu ülkeye, bu Cumhuriyete benim borcumdur.”

Tarih göstermiştir ki hukuku kendi ikballerine aracı yapanlar er ya da geç o hukukun pençesinde can çekişir.

***

Tutuklandıktan sonra, içerden Cumhuriyet’e yolladığı mektuptan çarpıcı sözler:

Kuşkusuz beni şaşırtan, İstanbul Emniyeti’nde girdiğim hücrede altı çizilerek okunup bırakılmış Fahrenheit 451 ile karşılaşmak oldu. Okumayı zor eden bir karanlıktı. Bitirmeye çalıştım. Zorbalığın, sansürün, kitap yakılan bir dünyanın değerlerini ne güzel anlatıyordu.

“Dünyaya aklınızla bakıyorsanız saatin zembereğinin kurulduğunu görürsünüz. Artık zilin çalacağı anı beklemek kalmıştır. Bu da öyle bir zamandı.”

Sizi hapsetmek için sebep aranıyorsa kanun kitabı uzatılıp genişletilebilir. Sizi susturmak, kaleminizi kırmak için mahkemeler bahane kılınabilir.

“Hapishane de bir seçimdir. İnsanın tercihlerinin sonucudur. İstanbul’da deniz kenarında bir yalıda toplanmış Fethullah artıklarının arasında olmaktansa, hapishanede yalnız kalmak ahlaki tercihtir.”

Mahkemede, kurulmuş bir düzenin cüppeli zabiti olmaktansa ayakta savunma yapan bir savaşçı olmak hukuki bir tercihtir.

“Çakallarla tezgâh kurmaktansa karıncalarla yaşamak insani bir tercihtir.”

Tüm devrimler bu tercihleri yapanların eylemlerinin ürünüdür.

“Yalnızlık mı? Betona bakıp beton, demire bakıp demir olmuyorsanız, yalnızlık dünyayı değiştirmenin başlangıcıdır; başlangıcıdır sadece.”

***

İktidar herhalde bilmiyor:

Bir bedeni hapsedebilirsiniz ama gerçeklerin peşinde koşan özgür bir gazeteci ruhunu asla!

Tam tersine, o bedeni hapsederek o ruhu daha da güçlendirir, örnek alınacak bir ideal olarak tarihe mal edersiniz.

Bütün Barış’lara, bütün Hülya’lara, bütün Murat’lara, zulme boyun eğmeyenlere, gerçekler uğruna, Demokrasi için, Hukuk Devleti için, sonuna kadar direnenlere selam olsun!


Yazarın Son Yazıları

COVID-19 affı 22 Mart 2020