Uğur Mumcu'nun hiç ortaya çıkmamış çalışması: Kemalizmin üç özelliği

Asistan Mumcu'nun kaleminden: Osmanlı toprak düzeninin bozulması, toplum içerisinde kapitalist diyebileceğimiz ilişkilerin ortaya çıkması, Kırım Savaşı ile başlayan dış yardım siyaseti ile Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini içerisine alan yıkıcı dış ilişkiler Osmanlı Devleti’nin siyasal bölüşümü ile son buldu.

27 Ocak 2020 Pazartesi, 07:30
Uğur Mumcu'nun hiç ortaya çıkmamış çalışması: Kemalizmin üç özelliği
Abone Ol google-news

Uğur Mumcu

KEMALİZM DÖNEMİ

Osmanlı toprak düzeninin bozulması, toplum içerisinde kapitalist diyebileceğimiz ilişkilerin ortaya çıkması, Kırım Savaşı ile başlayan dış yardım siyaseti ile Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini içerisine alan yıkıcı dış ilişkiler Osmanlı Devleti’nin siyasal bölüşümü ile son buldu. Devleti teslim alan ticari kapitalizm giderek devleti siyasal işgal ile de ele geçirmişti. Osmanlı toplumu içerisindeki fikir akımları ise, konunun sonuçları üzerinde duygusal yön ve amaçlar yaratarak fikir akımlarından çok edebiyat akımlarına benzeyen nitelikler kazanıyordu. Toplumu, yapısal özellikler ile birlikte inceleyen; Sanayi Devrimi’nin neden ve sonuçları ile, toplumsal gelişmemiz arasında ilgi kuran bir düşünür çıkmıyordu. İslamcılık-Türkçülük-Osmanlıcılık gibi akımlar olayların nedenlerinden çok, sonuçları ile ilgilenen kapsam ve niteliklerinden bilimsel ilkeler olmayan geçici ve köksüz siyasal saplantılardı. ... Ulusal kurtuluş yolu hiçbir siyasal partice öngörülmüyordu.

Bu koşullarla Türk tarihinde en büyük dönüm noktası, Mustafa Kemal yönetimindeki antikapitalist ve antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’dır. Bu savaş sonrası kurulan ve Atatürk’ün ölümüne kadar geçen devreyi Kemalist Dönem olarak adlandırıyoruz. Anadolu İhtilali işgal kuvvetlerine karşı savunma yaparken, Anadolu’da toplanan kongrelerle de artık yeni bir devletin felsefesini açıklıyordu. Amasya Tamimi’nde “...her türlü tesir ve murakabeden azade bir heyet-i milliyenin vücudu elzemdir” denilerek bu savaşın tam bağımsız Türkiye’yi amaçladığı belirtiliyordu.

Prof. Dr. Bülent Nuri Esen, bu değişimi kadercilikten akılcılığa doğru bir dönüşüm olarak nitelemektedir. Artık halk başkaldırıyor ve devletin temelindeki hakkını ihtilalle almaya çalışıyordu. Bu Meşrutiyet ve Tanzimat aydınlarının göremediği bir büyük değişiklikti. Erzurum ve Sivas kongrelerinde bu gerçek sağlam temelleri ile saptanarak yeni Türkiye’nin temelleri atıldı.

23 maddelik anayasa

Kongreler döneminden sonra (devletin temeli) 20 Ocak 1921 tarihinde 23 maddelik anayasa ile atıldı. Artık yeni bir devlet yaratılıyordu. Bu yeni devletin yeni toplumu olacaktı. 1921 Anayasası millet egemenliği ilkesini benimsiyor, siyasi rejimin halk idaresine dayandığını ve devletin Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından yöneteceğini kabul etmişti.

Kurtuluş Savaşı’nın başarı ile sonuçlanmasından sonra 1924 Anayasası kabul edilmiş ve bu anayasa Büyük Millet Meclisi’ni üstün bir kuvvet olarak belirtmişti. 1924 Anayasası ile benimsenen özgürlük anlayışı 1789 Fransız Devrimi’nin sonucu ortaya çıkan ilkelere dayanıyordu.

29 Ekim 1923’te kurulan Cumhuriyet ve 1924 Anayasası Tanzimat ve Cumhuriyette gelişen düalist akımlara karşı, yeni bir devlet felsefesini ifade ediyordu. Kemalizm, bu düşünce ve eyleme verilmiş bir siyasal addır. Kemalizmin üç belirgin özelliği vardır. Bu üç özellik de tam bağımsızlık ilkesine dayanır. İlk özellik Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında, Osmanlıcılık, Türkçülük, Turancılık gibi öz ve kapsamdan yoksun düşünce akımlarının reddi ile, ulusal bağımsızlığa, halk egemenliğine ve Cumhuriyetçiliğe dayalı çağdaş devlet ilkesinin benimsenmesiydi. İkinci özellik, tam bağımsız Türkiye’yi gerçekleştirmek için toplumsal ilerlemeyi engelleyecek tüm kurullarının kaldırılmasıydı. Bu girişim ile, halk ile devrimci kadrolar arasındaki duvarlar yıkılacak ve devrim ilkelerinin halka inmesine engel olan dinsel örgüt ve baskıların etkisi yok edilmiş olacaktı. Ayrıca irtica akımları ile yabancı çevrelerin işbirliği de, örgütsel bağları da yitirilecekti. Kemalizmin laiklik ilkesini sadece dine karşı bir olarak gören ve eleştirenlerin yanıldıkları nokta burasıdır. Din tek başına Tanrı ile kul arasındaki bir inanç bağıdır. Kemalizmin din ile bu noktada bir çatışması yoktur. Din, sadece inanç olmaktan çıkıp, toplumsal düzen kurallarına dönüşürse, bu koşullarda dini bir inanç olarak değil ancak bir toplum düzeni niteliği ile yorumlamak ve anlamak gerekir. Kemalizmin yüzeyde din ile çatışmak olarak yorumlanan laikliği, temelde toplum düzenini değiştirme amacının bir aracıdır. Din ve laiklik kavramlarını Türk toplumunun Cumhuriyet dönemindeki siyasal koşullar ile karşılaştırmadan çözümlemek mümkün değildir. 

Bağımsızlık ve kalkınma

Kemalizmin üçüncü özelliği, ekonomik bağımsızlık ve kalkınmadır. Kemalizmin en az üzerinde durulan bu yönü, yine devrinin ekonomik koşullar ile karşılaştırılmadan sağlam sonuçları ulaşmak olanağı yoktur. Cumhuriyet döneminde, dünya çapında tutarlı ekonomik yöntemler henüz belirli değillerdi. Batı’nın Keynes ile geliştirilen harp sonrası ekonomik politikası gibi, henüz o devirlerde başarılı sonuçlar vermemiş olan Marksist yöntem de yararlanacak tutarlıkta görülmüyordu. Kemalizmin bu üçüncü özelliğini de devletçilik olarak adlandırıyoruz. Kemalizm devletçiliği, temel yapının değiştirilip, toplumun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasında bir araç olarak düşünülmüştü. Bu devletçilik, Türkiye’nin kendine özgü koşullarından doğmuştu. Bir “iktibas devletçiliği” değildi. Ancak Kurtuluş Savaşı’nı izleyen yıllar da, Kemalizmin “antikapitalist-antiemperyalist” amaçları saptırılarak İzmir İktisat Kongresi’nde özel teşebbüsçülüğe dayalı bir ekonomi düzeni benimsenmişti. Ayrıca kongrede soyut ahlak ilkeleri de tartışılarak bu ilkeler iktisat kongresinin kararları olarak duyurulmuştu. Bu sapmaya rağmen 1929 dünya ekonomik buhranını izleyen yıllarda devletçilik Kemalizmin en etkili yanı olarak toplumsal ilerlemenin yöntemi olmuştur.

DEVRİME İNANANLAR

1932-1939 devresi arasındaki devletçilik çok önemli başarılar elde etti. Bugünkü planlama tekniğinin öngördüğü reformlara girişilmeksizin bile, ulusal gelirin yüzde onu yatırımlara ayrılabildi. Bu arada, Osmanlı dış borçlarının 36 milyon liraya yaklaşan bir kısmı ödendi. Kalkınma çabaları, iç istikrazlar ve dış borçlara rağmen Türk parasının değeri arttı. Ancak bu devletçilik politikası bazı çevrelerin zararlarına sebep oldu. Bu politikadan en yararlı çıkanlar çiftçilerdi. Devletçilik, ekonomik buhranların da çiftçilerin zarar görmesini engelledi. Planlama tekniğinin gelişmediği bir devrede, kısmi sanayi planları ile önemli kalkınma çabalarına girişildi ve temel hizmetler başarıldı.

Genellikle ordudan gelen ihtilaller, egemen sınıfların yararına yapılır. Egemen sınıflar, emekçi sınıflar üzerindeki egemenliklerini sürdürebilmek için orduya ihtiyaç duyarlar. Azgelişmiş ülkelerde sağcı iktidarların politikası budur. Ancak bu kuralın da istisnaları vardır. Fransız siyasal bilimcisi Duverger’e göre, bazı ihtilaller ordudan gelse bile küçük burjuva ve hatta emekçi sınıflar yararına yapılabilir. Kemalizm, bu istisnaların en canlı örneğidir.

Marksist devlet anlayışı geçici olarak proletarya diktatörlüğüne dayanır. Bu zorunlu devreden sonra, diktatörlük kalkacak ve komünizmin üst aşamasına ulaşılacaktır. Kemalizm, ise, toplumu demokrasiye alıştırma ve demokrasinin temellerinin atılma devridir. Kemalist devlet anlayışında, bağımsızlık ilk temel öğedir. Yalnız bu bağımsızlık iki kapsamlıdır. Emperyalizm karşısında ulusun ve ulus içerisinde kişinin bağımsızlığı birlikte düşünülmüştü. Demokrasiye geçiş devresi için Kemalizm, sisteminin bir gereği olarak totaliter olmuştu. Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ü destekleyen eşraf, Kemalist devrimin en tutucu ayak bağıydı. Sanayi proletaryası yok denilecek kadar azdı ve köy emekçileri dağınıktı. Kemalizmin dayanacağı ve devrim ve dönüşümleri adına yürüteceği bir sınıf oluşmuş değildi. Bu nedenle devrimi, devrime inanmış bir kadro ile yürütülecekti. Ve bu olumsuz koşullarla ancak Atatürk’ün sağlığı ile sınırlanabilecek kısa bir devre Kemalizmin dönemi oldu.

Atatürk’ün ölümünden sonra, çok partili hayata geçişle birlikte tam anlamı ile “karşı devrim” niteliğine büründü ve bir süre sonra özü laisizm olan biçimsel bir devrimcilik olarak savunulmaya başladı. Kemalizmin gerçek anlamı ise ancak 27 Mayıs 1960 devriminden sonra tartışılmaya başlandı.