Büyümenin ardındaki gerçekler (13.12.2017)
Erinç Yeldan
Son Köşe Yazıları

Büyümenin ardındaki gerçekler (13.12.2017)

13.12.2017 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Baz etkisinden arındırılmış GSYH büyümesi, son dört çeyrekte sırasıyla 4.9, 1.6, 2.2 ve 1.2’dir. Yani, mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında cila silinmekte ve ekonomi aslında yavaşlamaktadır

Son büyüme rakamları ulusal ekonominin kabaca son yirmi yıldır içinde bulunduğu yapısal koşulların bir özeti niteliğinde: Türkiye ekonomisi yurtdışından sermaye girişleri hızlandığında büyüyen, sermaye girişleri yavaşladığında (dikkat ediniz sermaye çıkışı değil, sadece yavaşlama) ise daralan bir ekonomi görünümündedir. Sermaye hareketlerine bu aşırı duyarlılık Türkiye’nin 1980’lerden bu yana uluslararası işbölümünde taşeronlaştırılmış bir ucuz işgücü deposu ve ithalat cenneti biçiminde “yükselen piyasa ekonomisi” olarak eklemlendirilmesine yönelik politikaların sonucudur.
Türkiye ekonomisinin (teknik ifadesiyle gayri safi yurtiçi hasılasının) 2017’nin üçüncü çeyreğinde yüzde 11’i aşan büyüme performansının sade ve net açıklaması budur. Yıllık bazda yeniden 41 milyar dolara ulaşan ve şimdiden milli gelirin yüzde 5’ini aşan cari işlemler açığı ile uyarılan ulusal ekonomi, bir yandan da kredi garanti fonu ve benzeri kamu politikalarıyla şişkinleştirilmekteydi. Böylelikle merkezi yönetim bütçe açığı daha yılın ilk on ayında 35 milyar TL’ye ulaşırken, açığın milli gelire oranı da yüzde 2’ye dayanmaktaydı.

Dengesizlik var
Dolayısıyla bir yandan dış sermaye girişleri, bir yandan da kamu bütçe dengelerini tehdit eden biçimde teşviklendirilen ulusal ekonominin bir saman alevi gibi konjonktürel bir sıçrama göstermesi hiç şaşırtıcı olmamalıdır. Bu konjonktürel ivmenin yarattığı dengesizlikler ise semptomlarını iki haneye ulaşmış enflasyon baskısı olarak kendini göstermektedir.
Ancak, üçüncü çeyreğin büyüme rakamının ardında bir önemli etken daha bulunmaktadır: 2016’nın eşdeğer dönemine görece yaşanmakta olan baz etkisi. Bilindiği üzere geçen senenin 15 Temmuz’unda yaşanan darbe girişimi ve sonrasında yaşanan siyasi şoklar nedeniyle ulusal ekonomide ciddi bir daralma yaşanmış ve büyüme hızı 0.8 oranında daralmış idi. Dolayısıyla, 2017’nin üçüncü çeyrek performansı daralan bir ekonominin üzerine gelmekte ve istatistiksel olarak abartılı bir yanılsamayı içinde barındırmaktadır.

***

O halde ekonomik büyümenin nicel boyutlarını bu yanılsamanın etkilerinden arındırmamız gerekecektir. Bu amaçla gene TÜİK’in yayımlamakta olduğu mevsimsel ve takvim etkilerinden arındırılmış büyüme rakamlarına bakmamız yeterlidir. Bunun ötesinde, söz konusu “baz etkisini” bertaraf etmek için geçen yılın eşdeğer dönemine görece yıllıklandırılmış bir karşılaştırma yapmak yerine, çeyrek dönemlerdeki büyüme oranlarını tek tek sıralamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Aşağıda TÜİK’in resmi verilerinden derlediğimiz böylesi bir analiz sunuyoruz.


Tablodaki veriler, milli gelirin (gayri safi yurtiçi hasılanın - GSYH’nin) ve önemli makroekonomik göstergelerin büyüme oranlarını, mevsim ve takvim etkilerinden arındırarak vermektedir. TÜİK verilerine göre, baz etkisinden arındırılmış milli gelirin büyümesi 2016’nın son çeyreğinde yüzde 4.9 iken, sonraki çeyrek dönemlerde, sırasıyla yüzde 1.6 ve 2.2 olmuş; içinde bulunduğumuz veri döneminde ise sadece yüzde 1.2 olarak gerçekleşmiştir. Yani, mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında yüzde 11.1’lik cila silinmekte ve Türkiye ekonomisinin son dört çeyrek dönemde aslında yavaşlamakta olduğunu belgelemektedir!

Anarşik dalgalanma
Ekonomik büyümenin ardında itici olarak öne sürülen “hane halkları özel tüketim harcamaları” ile “ihracat” kalemlerinde de benzer eğilimler yaşanmakta ve ekonominin ithalata bağımlılığının sürdüğü net olarak görülmektedir.
Sektörlerin performansına gelince; yıllardır kendi kaderine terk edilmiş ve piyasa güçlerinin anarşik dalgalanmalarına emanet edilmiş Türk tarımının söz konusu dönem boyunca durağanlaşması ve nihayet yüzde 0.2 oranında gerilemiş olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Diğer yandan yeni istihdam yaratmakta zorlanan ve sabit sermaye yatırımlarındaki payı giderek küçülen, taşeronlaştırılmış ve dışa bağımlı yapısıyla imalat sanayiinin 2016’nın son çeyreğinden bu yana yavaşlamakta oluşu ve nihayetinde de aslında yüzde -1.3 ile daralmış olması gene şaşırtıcı değildir. Türkiye ekonomisinin geleceğini inşaata yapılan yatırımlarda gören büyüme stratejisi, inşaat sektöründe yaşanan yüzde 5.4’lük büyüme oranlarında ortaya çıkmaktadır.
Büyüme rakamlarının ardında yatan gerçek yalın ve nettir: İstatistiksel yanılsama yaratan baz etkisinden, yani mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında, Türkiye ekonomisi son dört çeyrek boyunca durağanlaşmaktadır.  

Yazarın Son Yazıları

Amerika’da enflasyon yeniden

Amerika’da enflasyon yeniden

Devamını Oku
19.05.2021
Kârların aşısından halkların aşısına...

Kârların aşısından halkların aşısına...

Devamını Oku
12.05.2021
Girişimci fabrikası üniversiteden enflasyona...

Girişimci fabrikası üniversiteden enflasyona...

Devamını Oku
05.05.2021
Halkın ekonomisi, ‘Özgür İktisat’

Halkın ekonomisi, ‘Özgür İktisat’

Devamını Oku
28.04.2021
Rakamların anlattığı: 128 milyar dolar ve 60 milyar TL

Rakamların anlattığı: 128 milyar dolar ve 60 milyar TL

Devamını Oku
21.04.2021
Mundell ve açık makroekonomi

Mundell ve açık makroekonomi

Devamını Oku
14.04.2021
2018 Ağustos sonrasında enflasyon ve ücretler

2018 Ağustos sonrasında enflasyon ve ücretler

Devamını Oku
07.04.2021
Üniversiteler küresel tehdit altında

Üniversiteler küresel tehdit altında

Devamını Oku
31.03.2021
Halkların Merkez Bankası tarihi

Paranın ve merkez bankacılığının serüveni, insanlık tarihinde görece yeni bir olgu.

Devamını Oku
24.03.2021
Bitmeyen masal: Yapısal reform

Bitmeyen masal: Yapısal reform

Devamını Oku
17.03.2021
Türkiye’de kadın olmak

Türkiye’de kadın olmak

Devamını Oku
10.03.2021
Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Devamını Oku
03.03.2021
Aşı emperyalizmi

Aşı emperyalizmi

Devamını Oku
24.02.2021
24 Haziran 2018 ve sonrası

24 Haziran 2018 ve sonrası

Devamını Oku
17.02.2021
Türkiye İşçi Partisi 60, DİSK 54 yaşında

Türkiye İşçi Partisi 60, DİSK 54 yaşında

Devamını Oku
10.02.2021
Biden’ın üçlemi

Biden’ın üçlemi

Devamını Oku
03.02.2021
Kapitalizmin 1980 dönemeci ve 24 Ocak’lar

Kapitalizmin 1980 dönemeci ve 24 Ocak’lar

Devamını Oku
27.01.2021
Üniversite nedir, ne değildir?

Üniversite nedir, ne değildir?

Devamını Oku
20.01.2021
‘Yeni’ Türkiye’de mutfağın enflasyonu

‘Yeni’ Türkiye’de mutfağın enflasyonu

Devamını Oku
06.01.2021
Ücretli emek, küresel ekonomide ve Türkiye’de

Ücretli emek, küresel ekonomide ve Türkiye’de

Devamını Oku
30.12.2020
Leo Panitch ve ütopyalarımız

Leo Panitch ve ütopyalarımız

Devamını Oku
23.12.2020
Paris Sözleşmesi’nin beşinci yılı

Paris Sözleşmesi’nin beşinci yılı

Devamını Oku
16.12.2020
Salgın günlerinde asgari ücret gerçekleri

Salgın günlerinde asgari ücret gerçekleri

Devamını Oku
09.12.2020
Krize karşı paketler ve büyüme

Krize karşı paketler ve büyüme

Devamını Oku
02.12.2020
19 Kasım öncesi ve sonrasıyla sanayi

19 Kasım öncesi ve sonrasıyla sanayi

Devamını Oku
25.11.2020
19 Kasım’ı beklerken

19 Kasım’ı beklerken

Devamını Oku
18.11.2020
Sınırsız sömürü, dibe doğru yarış

Sınırsız sömürü, dibe doğru yarış

Devamını Oku
11.11.2020
ABD seçimleri

ABD seçimleri

Devamını Oku
04.11.2020
Cumhuriyetin 97. yılında sanayileşme sorunumuz

“Son dönemin en kritik yapısal reformu hayata geçti. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Sanayileşme İcra Komitesi’ni kuruyoruz. Ekonomi tarihimizde böyle bir vizyon ilk defa hayata geçmiş olacak. Bu komitede, sanayimize seviye atlatacak ve ülkemizi geleceğe hazırlayacak kararlar, ilgili bakanlıklarla birlikte alınacak. (...) Uzun vadeli kamu alımlarını destekleyebileceğiz, böylece sanayide ölçek oluşumunu teşvik edeceğiz. Finansman, gümrük, çevre, altyapı, lojistik ve enerji gibi alanlarda kurumlar arası koordinasyonu hızlandırıp yatırımcının önünü çok net görmesini sağlayacağız. Tedarik zincirlerindeki kritik ürünlerin yerlileşmesini teşvik edip yurtiçi üretim çeşitliliğini zenginleştireceğiz.”

Devamını Oku
28.10.2020
IMF’den dünya ekonomisinin görünümü

IMF’nin yılda iki kez yayımladığı “Dünya Ekonomisi Görünümü” (WEO) raporunun ardından Dünya Bankası ile birlikte düzenlediği yıllık toplantılarının ardından gözler bir kez daha dünya ekonomisinin Covid-19 krizi ve sonrasındaki olası seyrine çevrildi.

Devamını Oku
21.10.2020
Amerikan emekçisinin sağlığı ve yoğunlaşan sömürüsü

Amerika Başkanı Trump’ın Covid-19 virüsüne yakalanması ve neredeyse mucizevi bir biçimde kısa sürede sağlığına kavuşarak görevine geri dönmesi, geçen haftanın önemli başlıklarından birisiydi.

Devamını Oku
14.10.2020
Kalkınmayı planlamak

Ülkemizin yoğun ve yıpratıcı gündemi arasında, geçen hafta sessiz sedasız bir yıldönümü kutlandı: Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) bundan 60 yıl önce 30 Eylül 1960’ta 91 sayılı kanun ile kurulmuştu. Böylece Türkiye, kalkınmasını artık “iktisadi ve toplumsal hayatın bütününü göz önünde bulunduran ve en son tekniklere dayanan yeni ve ileri bir planlama anlayışı içinde gerçekleştirilecekti”.

Devamını Oku
07.10.2020
Eskimiş bir ‘Yeni Ekonomi Programı’

2020-2023 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından dün açıklandı.

Devamını Oku
30.09.2020
Türk Tabipleri Birliği nedir? Ne yapar?

Türk Tabipleri Birliği (TTB) 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’na dayanarak 23 Ocak 1953’te kuruldu. Altmış beş ile yayılmış tabipler odalarına kayıtlı yüz bini aşkın hekimi bünyesinde barındırmakta. Üyelerinin yarısı kamuda çalışan, üyeliği zorunlu olmayan hekimlerden oluşuyor.

Devamını Oku
23.09.2020
K-tipi büyüme: Gelirin eşitsizliği

Ulusal ekonominin seyrindeki inişli çıkışlı dalgalanmaların alfabenin harflerine benzetilerek açıklanmaya çalışılması ekonomi gündemimizin renkli ve popüler uğraşları arasında. Özellikle ilgi çeken harf, V ! Bununla daralan bir ekonominin, aynı hız ve kararlılıkla çıkışa geçeceği vurgulanıyor. Örneğin, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak geçen hafta içerisinde yaptığı açıklamada, “tüm öncü göstergeler Türkiye açısından en kötünün geride kaldığını gösteriyor. 2. yarıda ‘V’ şeklinde toparlanma bekliyoruz” sözleriyle bu beklentiyi dile getirmekteydi.

Devamını Oku
16.09.2020
Türk Tabipleri Birliği Uyarıyor

Bu satırların yazıldığı sırada dünyada toplam olgu sayısı 27 milyon 436 bin kişiyi aşmış; virüs nedeniyle yaşamını kaybedenlerin sayısı 896 bin kişiye ulaşmış idi. 7 Eylül itibarıyla, Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan resmi verilere göre, ülkemizdeki aktif olgu sayısı 281 bin 509 kişi; yaşamını kaybedenlerin sayısı ise 6 bin 730 idi.

Devamını Oku
09.09.2020
Milli gelirin normal halleri

Türkiye’nin milli geliri 2020’nin ikinci çeyreğinde bir yıl öncesine oranla yüzde 9.9 azaldı.

Devamını Oku
02.09.2020
Türkiye’nin enerji sorunu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, geçen hafta “Türkiye, tarihinin en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz’de gerçekleştirdi” sözleriyle kamuoyunda bir süredir beklenmekte olan müjdeyi açıkladı. Erdoğan, 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğunu belirterek “Hedefimiz 2023’te Karadeniz gazını milletimizin kullanımına sunmaktır” dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da söz konusu müjdeyi “Artık cari fazlayı ve döviz fazlasını konuşacağımız yeni bir dönem başladı” sözleriyle karşıladı.

Devamını Oku
26.08.2020
Döviz kurunda rekabetçi olmak

Türk Lirası’nın uluslararası paralar karşısında hızla değer yitirdiği günlerin ardından konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, dövizdeki pahalılığın vatandaşlar açısından önemli olmadığının altını çizerek “Önemli olan kurun seviyesi değil rekabetçi olup olmamasıdır” dedi ve “Turizmin gelmesi için ihracatçı için benim para birimim daha cazip, daha rekabetçi olsun” görüşünü savundu.

Devamını Oku
19.08.2020
Türk Lirası’nı ve TC Merkez Bankası’nı anlamak

Başlığımızdan yola çıkalım: “Türk Lirası’nın seyrini ve TC Merkez Bankası’nın ne yapmak istediğini anlamak” hiç de zor değil aslında… Bu sorulara yanıt verebilmek için çok derin iktisat bilgisine de ihtiyaç gerekmiyor. Biraz sağduyu, en temel birkaç veriyi izlemek ve önyargılı, bağnaz inançlardan uzak, akılcı düşünmek yeterli. Ama bu saydıklarımız içinde de en zor olanı sonuncusu: Bağnazlık ve kör inançlara değil, bilimsel şüpheye ve aklın üstünlüğüne dayanmak.

Devamını Oku
12.08.2020